Laneth olsun böyle dergiye !

Heavy Metal dinlemeye 13-14 yaşlarında başladım. Para verip ilk aldığım kaset, Iron Maiden’ın 1982 çıkışlı The Number Of the Beast albümüydü. Herhalde ortaokul birinci sınıftaydım. O dönemde herkes gibi ben de Iron Maiden, Metallica, Manowar dinliyordum.

Sonra müziğe bakışımı tamamen değiştirecek albümler peş peşe çıkmaya başladı. Unleashed “Where No Life Dwells”,  Sepultura “Arise” , Death “Human”, Slayer “Seasons in the Abyss”, Deicide “Deicide“ ve Cannibal Corpse “Tomb of the Mutilated”…

1990-1992 aralığında çıkan bu albümler müziğe ve hayata bakışımı tamamen değiştirdi. 14-15 yaşlarındayken 7/24 Death Metal dinleyen biri oluvermiştim. İsveç, Hollanda ve Florida ekolüne tapıyordum. Fakat en büyük sorunu bu gruplara ulaşmakta ve onlar hakkında bilgi almakta yaşıyordum.

Laneth’in efsane ilk sayısı… Son derece amatör ama son derece cool !

İşte o günlerde Laneth dergisiyle tanıştım. Sloganları “Türkiye’nin en az Satan müzik dergisi”ydi. 1991-1994 yılları arasında çıkan Laneth, undergorund müzik dergiciliğinde tam anlamıyla öncü olmuştu. Her sayıyı satır satır hayranlıkla okuyordum. Hem sevdiğim gruplar hakkında en güncel bilgileri alıyordum hem de birçok yeni grubu keşfediyordum.

Bugün tabii her şey çok kolay. İnternetin hayatımızda olmadığı o günlerde İsveçli bir grubun Almanya’da verdiği bir konserin izlenimlerini okumak inanın çok büyük bir olaydı…

Derginin başındaki isim olan Çağlan Tekil ile tanışmak için baya çaba saf ettiğimi dün gibi hatırlıyorum. Yine dün gibi hatırladığım bir başka şey ise, Laneth sayesinde Türkiye’nin dört bir tarafında tanıştığım mektup arkadaşlarıydı.  Neredeyse yüzün üzerinde mektup arkadaşım olmuştu.

Tüm bunları ne diye mi anlattım? Çünkü 19 Kasım’da Laneth bir kez daha çıkıyor. Sadece bir kereliğe mahsus 1000 adet basılacak özel bir sayıyla, eski oyucularını selamlayacak.

Bu müthiş haberi aldığım günden beri şu an Blue Jean dergisinin yayın yönetmeni olan Çağlan ile bir söyleşi yapmak istiyordum. Derginin çıkışını beklediğimiz için röportaj bugüne kadar ertelendi.

Röportaja geçmeden önce şunu da söylemekte fayda var.  Hayat aslında baya enteresan. Bir dönem tanışma hayalini kurduğum fakat tanışamadığım Çağlan bugün en yakınlarımdan biri.   Yurtdışında birçok kez konsere gittik. 8 yıldır aynı şirkette çalışıyoruz ve ve dergilerimiz arasında sadece 1 kat var.

Neyse röportaja dönelim isterseniz:

Çağlan, bize önce o günleri anlatır mısın? Underground dergicilik bugüne kıyaslandığında nasıldı?
Laneth’i çıkartmaya karar verdiğimiz günlerde etrafta örnek alabileceğimiz bir dergi yoktu. O zamanlar underground bir dergi çıkartmak için ihtiyacınız olanlar kalem, kağıt, yapıştırıcı ve fotokopi makinasından ibaretti. Artık bu kadarı bile zahmetli geliyor insanlara. Bu nedenle de uzun süredir underground dergicilik basılı kağıt üzerinden değil, internet üzerinden yürüyor. Fotokopi başladığımızda durum buydu ama dördüncü sayıdan itibaren ofset yayına geçtiğimizde sadece yazmakla kalmadık, derginin pikaj, montaj, ciltleme ve dağıtım gibi safhalarında da çalıştık. İşimiz zordu ama eğleniyorduk.

Dergi ikinci yılında fotoğraftan da görüldüğü gibi son derece profesyonel bir hale gelmişti.

Dergiyi çıkaran kadro hakkında bilgi verir misin?
Kadromuz ilk sayıda sadece üç kişiydi, daha sonra genişledi. Zarife Öztürk, Aysın Önen, Süreyya İzgi, Özlem Kumrular, Maruz Müşkül gibi basın tecrübesi olan isimlerin yanı sıra Kerim Tunçay, Zeynep Akyol, Beyza Yazıcıoğlu gibi ilk yazılarını Laneth için yazan isimler vardı kadromuzda. Biz sadece aynı dergide yazmıyorduk, aynı zamanda birlikte çok vakit geçirmekten hoşlanan bir ekiptik. O kadronun yarattığı sinerji farklıydı, muhtemelen hiçbirimiz aynı elektriği yakalayamamışızdır daha sonra çalıştığımız yerlerde.

Bugün geçmişe baktığında Laneth’in neleri başardığını söyleyebilirsin?
İnsanların kendi çabalarıyla da bir şeyler başarabileceğini kanıtladık en başta. Bizim ardımızdan yüzlerce fotokopi yayın türedi. Laneth her şeyiyle öncü bir yayın oldu. Daktiloyla başladık, ardından Amiga 500’e geçtik, elektronik daktiloyla bitirdik. Laneth, yayında kaldığı süre boyunca yasallaşmadı, kaçak basıldı ve dağıtıldı. 35 adetle başladık, kapandığında üç bine yakın tiraj yapıyorduk.

Peki, Laneth’i tekrar çıkarma fikri nereden doğdu?
Bu tek seferlik bir şey aslında. 1991-1994 yılları arasında yayınlanmış 30 küsur sayının seçme yazılarından oluşuyor. Fikir, 6.45 yayınlarından Şenol Erdoğan ve Murat Arslan’a ait. Bu fikirle geldiklerinde hem çok sevindim, hem de heyecanlandım.

Nasıl bir sayı oldu, içerik hakkında bilgi verir misin?
İlk sayıdan son sayıya kadar olan Laneth’lerden seçme yazılar ve röportajlar var içinde. Mesela Ogün Sanlısoy’un Pentagram, Şebnem Ferah’ın Volvox vokalisti olduğu dönemlerinden röportajları var. Athena’nın Heavy Metal yaptığı ilk albümünün sonrasında verdiği bir röportaj da yer alıyor. O yıllarda verilmiş bazı konserlerin kritikleri, Laneth’in en sevilen köşesi “PK 27’ye Takılanlar”dan seçtiğimiz mektuplar ve müzik üzerine yazılar var.

Günün birinde Laneth’i tekrar aylık olarak görebilecek miyiz?
Böyle bir ihtiyaç olduğunu sanmıyorum. Bir de o zamanki kadroyu tekrar toplayamadıkça bir yanı hep eksik kalır gibi geliyor.

İlgilenenler dergiyi nasıl bulabilecek?
D&R ve büyük kitapevlerinde olacak. Ancak sadece 1000 adetlik limitli baskıyla sınırlı olacağı için almak isteyenlerin elini çabuk tutması gerek. 19 Kasım’da piyasada olacak. Her derginin üzerinde numarası olacak. Tam bir limited editon anlayacağınız.

Günümüz  metal yayıncılığını nasıl görüyorsunuz?
Günümüzde Blue Jean’in eki Headbang dışında yazılı başka bir Heavy Metal yayını yok maalesef. Net üzerinde takip ettiğim metal üzerine yegane site blabbermouth.net. Sürekli güncellenen bir haber sitesi. Kendilerine yakıştırdıkları slogan çok doğru bence; Metal dünyasının CNN’i…