Küçük Kara Balık

little_black_fish2

Yarın 23 Nisan. Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Dünyaya gelen her canlı yaşamayı hak eder. Bunların en başında çocuklar gelir. Onların bir başka mutlak hakkı vardır: Çocuk olma özgürlüğünü yaşamak. Hiç kimse bir çocuğa “seni büyüttüm, karnını doyurdum yeter!” deme hakkına sahip değildir. Yetmez. Çocukluğun en önemli gereksinmesi doyumsuz sevgidir. Sevgiyi tatmayan bir çocuk nasıl sevebilsin?

Oysa küçük kara balık hasta değildi, onun bir bambaşka bir derdi vardı. Bir sabah erkenden, daha gün doğmadan, küçük kara balık annesini uyandırdı:”Anneciğim, seninle konuşmalıyım” dedi.

Annesi, uyku sersemliği içinde:

“Acelen ne sevgili yavrum?” siye sordu. “Önce sabah gezintimizi yapalım, sonra konuşuruz.”

“Olmaz anne, artık ben bu gezintilere çıkmak istemiyorum. Buralardan gideceğim.”

“Sabahın bu erken saatinde nereye gideceksin yavrum?”

“Bu derenin bittiği yeri merak ediyorum” diye karşılık verdi. “Ah anne, bu soru beni aylardır düşündürüyor. Derenin nerede bittiğini öğrenmem gerek. Bugüne kadar bu soruya bir karşılık bulamadım. Geceleri gözüme uyku girmiyor. Sürekli bunu düşünüyorum. Kararımı verdim anne, gidip derenin nerede bittiğini öğreneceğim. Orada neler var, başka yerlerde neler var, görmek bilmek istiyorum.”

kara_balik_ek1939 yılında İran’ın Tebriz kentinde doğan Samed Behrengi’nin “Küçük Kara Balık” isimli çocuk kitabı çocuklar için yazılan bir masal kitabının çok ötesinde; eşitlik, adalet, sorgulama, mücadele anlamında bir başyapıt. Şahlık rejimi döneminde yasaklanan kitap hala İran’da yasaklılar listesinde. Ayrıca 12 Eylül Darbesi döneminde bu kitap ülkemizde de yasaklanmıştı. Behrengi‘nin kaderi ise tüm muhalifler gibi değişmemiş. 1968 yılında Aras nehrinin kıyısında ölüsü bulunmuştu. Elbette yöneticiler onun boğularak öldüğünü söylemişti. İster Şahlık olsun, ister şahbazlık olsun, ister mollalık olsun, isterse ileri demokrasi! olsun küçücük kara bir balıktan korkan kocaman kocaman adamlar herşeyin en iyisini bilir elbette! Herşeye rağmen insan hayatının mutlaka bir döneminde “özgürlüğünü arayan küçük kara bir balık” olmalıdır…

children-watching
Yarın 23 Nisan. Çocuk bayramı. Ya bayramı olmayan ve savaşla yaşamaya alışmış çocuklar ne olacak? Şu rezil dünyanın savaşları arasında kalan çocuklar. Tabiatın ve dünyanın cevap bulamadığı en yanlış soruydu; “savaşta çocuk olmak”. Peki nedir savaşta çocuk olmak? En başta çocuk olduğunun farkına varamadan ölmektir. Bu çocuk ne güzel, ne şımartılmış, ne de iyi beslenmiştir. Ayakları ve ruhu çıplaktır. Bundan dolayı ayakkabı numarası asla bilinmez. Çünkü hep yalın ayak dolaşırlar. Annesi istediği oyuncağı almadı diye üzülmez, çünkü doğuştan üzgün doğmuştur. Babası, elleri arkadan kelepçelenmiş bilinmez bir yolculuğa götürüldüğü zaman “babamı nereye götürüyorlar anne?” diyememektir savaşta çocuk olmak. Parçalanmış cesetler gördüğünde korkmamak, ölüme alışmaktır. Farkında olmadan vakitsiz büyümek ama inadına çocuk kalmaya direnmektir. Korkular içinde çocuk olmak, korkusuzca genç ölebilmektir. Haddini bilerek hayal kurmak, emeklemeden yürümek, yürümeden koşmak, koşarken vurulup ölmek, cehennemi bu dünyada yaşamaktır, savaşta çocuk olmak.
253468285247689952_TYDXLN08_c

Şairin dediği gibi:

Öyle dalmışım ki bu akşamüstü,
komşu arsadır gözümde gökyüzü
ben dünyadan bihaber bir çocuğum;
kayıp zıpzıplarımı arıyorum
koşun çocuklar, koşun komşu kızlar,
avuçlarıma sığmıyor yıldızlar… 

Ama unutmayın; Ölü çocuklar hiç büyümezler ve kendilerine yapılan kötülükleri asla unutmazlar…