Kitleyen belgesel: İstanbul’un Kuşçuları

birds_wallpaper_4669b

Belgesel seven bir insan değilim. Öyle ki, şu an IMDb’de 9.5 gibi fantastik bir puanla dünyanın en iyi serisi olarak gösterilen Planet Earth’ü blu-ray’den izlememe rağmen etkilendiğim sahneler bir elin parmaklarını geçmez. Öyle aslanların hayatı, yılanların savaşı; uzayın derinlikleri, insanın anatomik ve biyolojik yapısı da çekmez beni. Bilim insanı değilim, ona çok güvenmem etmem. Gezgin hiç değilim; yeni yerler görmek, yeni kültürlerle tanışmak gibi sergüzeşt bir yanım da olmadı hiç. Manzaradan anladığım tek şey, gölgesinde masa kurup rakı açabiliyor muyum güzel bir müzik eşliğinde, budur; bundan ibarettir. Saf bir hayvan sever olduğum da söylenemez. Olsam olsam kedi köpek seven bir türcüyüm. Niye bunları anlattım. Çünkü bugün bir belgeselden bahsedeceğim.

saka1no9hv0Adına youtube derler, o sitede amansızca dolandığım bir gün öylesine bir videoya tıkladım imlecimi. İsmi ‘İstanbul’un Kuşçuları’ydı (Kuşları da çok sevmediğimi, bilmem belirtmemin gereği var mı?). Efendim, amaçsızca açtım bu belgeseli ve işbu videonun 1 saat 24 dakika 39 saniye boyunca da başından kalkamadım. Bununla da kalmadım, ertesi gün ikinciye izledim.. Belgesel sevmeyen ben kulunuza bile nasıl bu etkiyi yaptı peki İstanbul’un Kuşçuları adlı yapım? Sanırım bunun ilk evvelası, amatör bir kayıt gibi gelmesiydi bana. Sanki bir tez hazırlanırmışçasına hazırlanması ve belgeseldeki insanları yine aynı şekilde o minvalde konuşturması. Bir de ‘kuşçuluk’ mefhumu, öteden beri ilgimi çekiyordu, bunun da etkisi var sanırım.

Ha diyeceksiniz ki, ‘kardeş sen yukarda kuşları da çok sevmediğini söylemedin mi?’.. Kuşçuluk başka bir kavram, kuştan öte bir şey. Bir kültür, eski ve ister istemez yok olmaya yüz tutmuş bir kültür. Bunu biraz şey gibi düşünün, Sunay Akın’ın Sunay Akın olduğu zamanlardaki İstanbul şiirleri gibi. Ya da Enis Batur’un yine onlarca adını duymadığımız yazar ve araştırmacıları kaynak olarak gösterdiği bir hikayesiymiş gibi. Biraz Ahmed Hamdi payı ekleyin, bolca da Sait Faik fonu.. Sanırım bütününde beni çeken buydu. Orada ‘bir eski İstanbul’ kültürü anlatılıyordu: koca koca adamların kuşçuluğa nasıl başladığı, bu uğurda nelerden vazgeçtiği, yıllar içinde nasıl bir jargon oluşturduğu; deli fişek hikayeleri, bazen bire bin katarak anlattığı hikayeleri.. Kısacası tam bir efsane..

isp03

Daha çok Sarıyer, Arnavutköy, Balat, Kumkapı, Tarabya, Yeniköy gibi ‘eski İstanbul’ diyebileceğimiz yerlerdeki 60-70 yaşındaki insanların kendi hayatlarından payeler sunarak anlattığı bir belgesel İstanbul Kuşçuları. Fluryasından sakacılığa, ispinozdan dağ kuşuna kadar sayısız kuşlarla nasıl ömür geçirdiğini anlatıyor bu eski çınarlar. Osmanlı’dan günümüze gelen bu kültürün az da olsa hala hüküm sürdüğü ve hiç ama hiç kolay olmayan bir yaşam tarzını anlatıyor bu amcalar büyük bir aşkla. Kuşçuluğun aslında o evinizdeki muhabbet kuşçuluğu gibi bir şey olmadığını, kuşu alıp kafese kaldırıp evde tavana asmak olmadığını, adeta onlarla birlikte kendi hayatlarını da değiştirdiklerini, o kuşla işe gittiğini ,otobüse bindiğini, yanından bir dakika olsun ayırmadığını anlatıyorlar. Hem de ne anlatmak.. Eski adamların muhabbetini dinlemeyi çok severim. Burada da sanki rahmetli dedemden hikayeler dinlermiş gibi oldum adeta..

18218

Biliyorum, çağ olarak bize uzak bir şey kuşçuluk. Zaten bildiğim bir şey olduğu için izlemedim bu belgeseli. Sadece kendime yeni bir şeyler katmaktı tüm amacım. Seversiniz, sevmezsiniz o çok ayrı bir konu. Ama bu topraklarda böyle bir kültür var. Bilmek, üzerinizde yük değil bilgelik oluşturacak. En azından aşağıda verdiğim fragmana bir göz atmanızı salık veriyorum. Amcaların muhabbetleri sizi alıp götürüyor bir yerde. Sevmezseniz youtube’a Radiohead Karmapolice yazıp enter tuşuna basarsınız olmadı. O da güzel bir şarkı, onu dinlemiş olursunuz bu vesileyle.. Hepinize şimdiden iyi seyirler..

İstanbul’un Kuşçuları (fragman):

YouTube Preview Image

İstanbul’un Kuşçuları (tamamı):

YouTube Preview Image