Kitap fiyatları ve “korsan” meselesi

Korsan kitap meselesine şiddetle karşı olduğumu belirterek konuya giriş yapmak isterim. Kimse gecesini gündüzüne katarak, bin bir emek çekerek yazdığı metnin haksız kazanç sağlamak uğruna ne idüğü belirsiz kişilerce yer tezgâhlarına düşürülmesini kabullenemez.  Ben olsam ben de kabullenmem – ki bir okur olarak da hayatım boyunca bir tane bile korsan kitap almamış, yakınlarıma da aldırmamışımdır.

Gel gelelim geçtiğimiz Pazar birkaç kitapçı dükkanı gezdim ve dudaklarıma uçuklar üşüştü sevgili okurlar. Bunun kağıdı, dizgisi, tasarımı, nakliyesi, dükkan kirası filan derken, kitabın çok da ucuz bir şey olamayacağını baştan kabullenen ben bile, “İnternet edebiyatı” furyasının en dandik ürünlerinin bile minimum 25 liradan alıcı bulabileceğini gördüğümde pılımı pırtımı toplayıp çok uzaklara kaçmak istedim. Telif hakkı gerektiren klasik edebiyat ürünlerini filan bıraktım bir kenara da, 190 sayfalık “çok satan” bir kitabın nasıl olup da 29 liraya satıldığına akıl sır erdirmeye çalıştım. Ülkemizdeki kitap okuyan kitlenin genellikle orta direk insanlar ve öğrencilerden oluştuğunu hesaba katarsak, yapılan düpedüz vicdansızlık oluyor. Kitap denince yayınevlerinin aklına illa ki koca puntolu metinlerin devasa boyuttaki kağıtlara basılması geliyor olsa gerek ki, kitabın fiyatını biraz olsun ucuzlaştırabilmek için hiçbir şekilde yeni bir ölçülendirmeye girme zahmetine katlanmıyor, başını alıp giden fiyatlarla ilgili hiçbir önlem alma gereği görmüyor.

Tabii işin bir de “ajans” boyutu var. Kabahatin tamamını yayınevlerine yıkmak doğru olmaz – zira yabancı telifli popüler kitaplar için ajansların dünyanın parasını istiyor olması da muhtemel. Ama adı üstünde “ajans”tır bu – elini verirsen kolunu kaptırırsın. Yayınevlerinin ortak bir karar alıp, belli bir fiyatı aşan coşan teklifleri geri çevirmesinin çok zor bir şey olduğunu sanmıyorum. Olsa olsa bu durum kimsenin işine gelmiyordur, daha çok para kazanmak söz konusuyken okuyucuyu korumak kimseye dert olmuyordur o kadar.

Bu vaziyetin okurları doğrudan “korsana” yönlendireceğini iddia etmek, ya da bunun çok haklı bir eylem olduğunu savunmak gibi bir niyetim yok. Ne var ki böyle bir fiyat politikasının korsanı tüketici gözünde bal gibi meşrulaştırdığını inkar etmek de fazlasıyla naif bir yaklaşım olur. Kitap için biçilecek fiyatın kesinlikle yazarın inisiyatifinde olduğunu sanmıyorum. Bu yüzden de meselede yayınevlerine ve yayın yönetmenlerine çok büyük iş düşüyor. Mesela Everest Yayınları birkaç yıl önce çok güzel bir uygulama başlattı ve bazı kitapları cep boyunda çıkartarak 9 lira gibi komik bir rakamla okuyuculara sundu. Karşılığını alabildiler mi bilinmez, ama en azından yayınevlerinden bazılarında okuyucunun alım gücünü de düşünen birilerinin olduğunu kanıtladılar.

Öte yandan işin bir de “devlet” boyutu var. Okuyucuyu koruyan bir şeyler hiç mi yapılmıyor derseniz, meclise CHP tarafından verilen ve kitaplardaki %8’lik KDV oranının %1’e düşürülmesini talep eden bir önerge var. Önerge 10 Ekim’de sunulmuş – lakin henüz bir sonuç çıkmamış.

Bazılarınızın “İnternet diye bir şey var, oradan alsın insanlar da kitapları,” dediğini duyar gibiyim. Haklısınız da – online alışverişte kitapların fiyatı neredeyse yarı yarıya düşüyor. Ne var ki işin bir de İnternet alışverişini tercih etmeyen insanlarla dolu bir yüzü var. Nasıl ki fahiş fiyatlar korsanı meşru göstermiyorsa, İnternetten alışveriş yapma imkanının da kitapçı fiyatlarını meşrulaştırmadığını kabullenmek gerek.

Umarım kısa sürede yayınevlerinin duyarlı katılımıyla mesele mantıklı bir tabana oturtulabilir ve daha çok insan, daha çok kitap okuma şansına erişir. Yoksa hiçbir gencin kitaba vereceği 30 lirayla “daha gerekli” gördüğü başka şeyleri satın almasını eleştirmeye hakkımız olmaz.

Comments
  1. Tuğba

    merhabalar

    ilk öncelikle yazınız için tebrik ederim. Çoğu genç okurun takıldığı belki kendi aralarında konuştuğu masada kalan mevzulardan biridir.

    ben sizin gibi hiç korsan almadım dersem yalan olur aldım. seviyorum okumayı. üni yıllarında kredilerle kitap fiyatlarını oranladığımda max. yemesek içmesek 4kitap alınıyordu şuan ki durumda bundan farksız değil sanırım.

    bir yerde yayımcı veya yazarımızda şuça teşvik ediyor. bazen şunu düşünüyordum. korsan da olsa birileri buna maledebiliyorsa üzerine de koysunlar ama bu kadar uçuk olmasın fark.

    okumuyor milletimiz!, diyorlar, satış oranından çıkıyorsa bu oran. ilk önce korsanlarıda hesaplasınlar. sonra da bi kitabın elden ele dolaşma sürecinede ortak bir karar çıksın ne kadar okuyan milletiz yada okumayan olduğumuz ortaya çıkar.

    (konuşma yazısı şeklinde oldu öncelikle özür diliyorum işteyken yazılmış bir yazıdır.)

    iyi günler

    • Ece Budayıcıoğlu

      Merhabalar Tuğba,

      Öncelikle geç gelen cevabım için çok çok özür dilerim – ama bir şekilde güzel yorumunuzu gözden kaçırmışım maalesef. Affola!

      Söylediklerinizde bence de çok çok haklısınız. Ülkemizde neredeyse hiç okumayan geniş bir kitle olduğu doğru, ama öğrenciler arasında sirkülasyonu ve korsan kitap satışlarını göz önünde bulundurduğumuzda durum sizin de belirttiğiniz gibi çok da iç karartıcı olmayabilir.

      En büyük üzüntüm, girdiğim bir kitapçıdan gönlümde on-on beş kitap alıp çıkamamak bugünlerde. Bu yüzden okumaları ertelemek, hele ki şu ahir ömrümüzde hep bir sonraki ayı beklemek sahiden de çok acı.

      Kısa vadede herhangi bir çözüm getirilebileceğini sanmıyorum – çünkü milletin okumaması birilerinin işine geliyor elbet 😉 Ama umarım, torunlarımız şu sıkıntıyı çekmezler.

      Sevgiler!

  2. Zeynep

    Bence kütüphane alışkanlığı teşvik edilmeli. Kütüphane arşivleri genişletilmeli. İnsanlarda kütüphane alışkanlığı oturmalı. Böylece hem insanlar diledikleri kitaplara erişebilir, hem düzenli bir kitap okuma alışkanlığı edinebilir, hem de sorumluluk duygusu geliştirilebilir. Yurtdışındaki kütüphane sistemleri çok güzel. Kitap arşivlerinin yanı sıra film, oyun, sesli kitap arşivleri de çok kapsamlı. . Okuduğum bir yazıda artık kütüphanelerin ekitaplari da desteklemeye başlamasından bahsediliyordu. Kütüphaneleri güncel tutarak insanların korsan ticaret yapmasının da önüne geçmiş oluyorlar. Bence ülkemizde kesinlikle uygulanmalı :)