Kırık kalpler: David Gilmour / Roger Waters

Bazı insanlar vardır; yaşlandıkça daha nemrut, çekilmez ve inatçı,  bazıları ise tam tersi gençlik dönemindeki öfkeden ve hırçınlıktan eser kalmayarak çocuk gibi olurlar bu yaşlılık dönemlerinde. Yıllar sonra David Gilmour’u “David Gilmour in Concert” adlı dvd de seyrederken bunu düşündüm. Sanırım keçi kadar inatçı, asabi ve hırçın tavrı suratına yansımıştı. Ama yine de “In Concert”  en etkilendiğim konserlerinden biridir usta gitaristin. Hele bir de Gilmour/Waters bestesi olan  “Comfortably Numb” adlı parçaya attığı solo vardır ki; inanın onlarca defa seyretmiş olmama rağmen her zaman tüylerim diken diken olmuştur.

Roger Waters ile David Gilmour arasındaki nefret, kin ve öfke, 1983 yılında yayınladıkları “The Final Cut” albümünden bir süre sonra Waters grubu dağıtarak ayrılmasıyla su üzerine çıkmıştı. Bu zamana gelene kadar ise aslında bu kavga Pink Floyd’un 1979’da çıkardıkları “The Wall” albüm kayıtları süresinde başlamıştı. Waters’ın egemenliği eline alması, “dediğim dedik” tavrı ve grup arkadaşlarına davranışları Gilmour’un hiç hoşuna gitmiyor ve ona daha da çok bileniyordu.

Aslında grup ilk olarak Roger Waters, Nick Mason, Rick Wright ve Syd Barrett ile müzik hayatına başlamıştı. Gilmour daha sonraki yıllarda Barrett’in yerine dahil olmuştu. Ama ilerleyen yıllarda çaldığı gitarla grupta söz sahibi olmuştu. Waters’ın bu agresif tarzı ve “The Final Cut” albümünde Nick Mason ve Rick Wright’a bazı parçaları çaldırmak istemeyişi Pink Floyd’un sonunu getirmiş gibi gözükse de “Pink Floyd” adının kullanılması hakkında süren davayı Gilmour kazanınca grup yola devam etti. 1987 yılında “A Momentary Lapse of Reason” ve 1994 yılında “The Division Bell” albümlerini piyasaya çıkardılar. Müzik dünyasının progressive ve psychedelic rock dalında dünyanın bu en büyük grubu tarihi boyunca yaptıkları albümleriyle müzik listelerini ve ödüllerinin en büyük ödüllerini toplamışlardır. “Another Brick in the Wall”, “Comfortably Numb”, “Wish You Were Here”, “Money”, “Shine on You Crazy Diamond” gibi parçaları yıllarca üst sıralarda, insanların dilinde, “Atom Heart Mother”, “Dark Side of The Moon”, “Animals”, “The Wal” ve “The Final Cut” albümleri yine listelerin ilk sıralarında ve her zaman dinlenebilir nitelikte oldular.

Rich Wright ve Syd Barrett’ın ölümlerinde zaman zaman bir araya gelseler de Gilmour ve Waters aslında hiçbir zaman birbirlerini sevemediler. 2005’te “Live 8” yardım konserinde bir arada çalmayı başardılar. Kimbilir belki yaşladıkça daha anlayışlı ve eski kin ve nefreti unutmaya hazırdılar. Onların bu ayrılıkları sevenlerini de ikiye bölmüştü aslında; kimleri Gilmour sevenleri, bir o kadar da Waters seveni yaratmıştılar.

Ben açık söyleyeyim David Gilmour’u hep kendime daha yakın bulmuşumdur. O, müzik tarihine damga vurmuş soloları, ruhlu çalışları ile her zaman gitaristlere ilham olmuştur. Bu yardım konserindeki beraberlikleri, inatların kırılması ve olumlu bir başlangıç gibi olsa da, kalpler kırılmıştı bir kere. Yılların birkimi; o kadar nefret ve öfkeyi kalbinden silip atamıyordu insan. Ama birilkte yaptıkları albümler ve müthiş parçalar hiç unutulmayacak eserler olarak müzik tarihine adını altın harflerle  yazdırmıştı.

Pink Floyd – Comfortably Numb

YouTube Preview Image

David Gilmour – Comfortably Numb

YouTube Preview Image

Roger Waters – Another Brick in the Wall

YouTube Preview Image

Roger Waters – Wish You Were Here (Eric Clapton)

YouTube Preview Image

 

Comments
  1. nuran karaarslan

    Okan Bey çok güzel bir yazı olmuş, sıkı bir Pink Floyd hayranı olarak (hatta çoğunlukla bir
    -Gilmour Floydian- olarak) kendi adıma teşekkür ediyorum size. :)

    Bahsettiğiniz ”David Gilmour in concert” kaydı en az ”Pulse” kadar muhteşem bir kayıttır. izledikçe,dinledikçe insanın beğenme eşiğini daha da yükselten konserlerdir.

  2. Levent Güngör

    Pink Floyd deyince çok eskilere gidiyorum. İlk hatıralarımdan, hani petrol tankerinin Haydarpaşa’da haftalarca yandığı zamanlar. Kara saçlı kara sakallı adam, kocaman elleriyle tuttuğu kitabı okuyor, çalan müziğe kocaman ayaklarıyla tempo tutuyor. Derken adam kitabı bırakıyor, devresinden kasasına kendi yaptığı amfinin yanına oturuyor. Sarı kafalı küçücük çocuğun en sevdiği yer, helikopter sesi gelmeye başlıyor. Helikopter sesi yükseldikçe adam sesi açıyor, açıyor. Ses en sonda, patırtının arasında birisi megafonla bağırıyor ve son güm sesi. Hoparlörler kapaklarını yaklaşık iki metre ileriye fırlatıyor. Çocuk ve adam gülümsüyor ve ses normal seviyeye getiriliyor.

    —-
    Hepimizin bildiği gibi Waters ve Gilmour arasındaki zaten var olan sürtüşme Final Cut ile ayrılıkla sonuçlandı. Waters’ın ürettikçe yükselen, Gilmour’un burnundan kıl aldırmayan egolarıyla bu dörtlü bence çok bile dayandı. Bu sürtüşmenin idaresinde kilit isim Wright oldu. Eğer o da “grup kurulduğundan beri müziğin bel kemiği benim” diyerek üçüncü bir cephe açsaydı değil Final Cut, Animals bile çıkamazdı.

    Gitar sevdama rağmen olaya hep Wright tarafından bakıyorum ben. Waters Wall’ı yaparken Wright’tan yardım istemiş, o ise “abi proje senin beni karıştırma, sen şarkıları ver ben araları doldururum” diyerek reddetmiş, Waters da Wall’un alt yapısını tek başına bitirmiş. Bunun neticesinde Final Cut plağında performed by PF yazar ama sadece Gilmour, Mason, Waters isimleri görünür. Gilmour PF isim haklarını kazanınca çıkan ilk plakta (Momentary Lapse…) iç kapakta Gilmour ve Mason’un fotosu vardır ve bu ikisinin ismi büyük puntolara, Wright’ın ismi diğer stüdyo müzisyenleriyle birlikte daha küçük yazar. Yani abimiz ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranamamıştır ve öyle bir kaygısının olmadığı ortadadır.

    Live 8 konseri için Gilmour “bu konserlerin amacı bizim kavgalarımızdan daha büyük” demişti. Waters’ın bütün heyecanına rağmen Gilmour her hareketiyle “heyecanlanma dostum, bu konser bir istisna” diyor.

    Waters’ PF, Gilmour’s PF gibi saçma isimler koyarak veya künyeye asil üye olarak sürekli yeni isimler ekleyerek grubu sulandırmamaları bir dinleyici olarak hoşuma gidiyor. Bakınız, ilk aklıma gelen Black Sabbath, Deep Purple, Uriah Heep gruplarının şarkı isimlerini bir yana, grup elemanlarını diğer yana yazın hangisi daha uzun görün.

    Okan abi kusura bakma biraz uzun oldu galiba. Neyse, maksat muhabbet olsun.

  3. Max Lee Cooper

    herşey zamaninda güzel.
    Kadin,içki,müzik vs vs
    Sevmedim,sevmiyorum vede sevmiyciim bu arkadaslari,kendileri kaybetti 😛

  4. Omer

    Cok guzel yazmissiniz.Genc bir pink floyd hayrani olarak grupla ilgili birsey daha ogrendim.

  5. timed

    Saygıdeğer dostum,
    Güzel bir yazı ve yorum.
    Ufak bir nüansta bir saptama yapalım.
    Comfortably Numb tamamiyle David oluşumudur ve Waters ‘ın en ufak bir katkısı yoktur.
    Albümdeki tek bestesidir.
    Gilmour bundan sonra da bu kadar güzel bir eser çıkaramadı.
    Bunu da Pink dinleyyen dostlarımın dikkatine sunarım .
    Sevgiler.

  6. Emre Sezen

    Çok güzel bir yazı olmuş.’Hey you’ da efsane şarkılarındandır.En sevdiğim parçası olduğundan gözüme takıldı yazmamış olman :)

  7. Enis

    Aslında 2 büyük üstadın 2 farklı karakterin savaşı bu. Limonataya güzellik veren TATLI+EKŞİ karışımı gibi. Yaşlandılar ve duruldular artık. Ama Waters’ın o “hemen yarın tekrar başlayalım” hevesine karşılık Gilmour’un “içimdeki öfke hala kor gibi yanıyor” duruşu nasıl değişir bilmiyorum. İkisinin birbiriyle kıyaslamak bence ikisine de haksızlık. En güzeli tekrar bir araya gelmelerini hayal etmek….