Karaköy’de hayat var!

Geçtiğimiz hafta İstanbul’daydım. Sadece 1 hafta kaldım. Güzelim İstanbul’a 1 haftacık yeter mi? Yetmedi tabi. Ama yine de bir dolu şey yaptım; Beyoğlu’nda müzik dinledim mesela… Rakı içtim, balık yedim. Martılara simit attım, sokakta kedileri sevdim. En şahanesi, Karaköy’de nefis bir sergi gezdim.

90’lı yıllarda biz Mimar Sinan’da okurken koca koca gemilerin yanaştığı, vapurların kalktığı bir limandan ibaretti Karaköy. Geriye kalanında demircilerle elektrikçiler vardı. Sokakları dar, rengi griydi. Şimdi İstanbul’un yeni çekim merkezlerinden biri olmuş.

Aslında trend bundan birkaç yıl önce başlamıştı. Galeriler, tasarım dükkanları, fotoğraf stüdyoları, kafeler, restoranlar, butiklerle son dönemde iyiden iyiye şenlenmiş.

Karaköy’ün yeni halini görmeme artSümer vesile oldu. Burası Karaköy’deki yeni galerilerden biri. 2005 yılında Aslı Sümer’in kurduğu galeri, genç ve olgunluk dönemindeki sanatçıların işlerine ev sahipliği yapıyor. Çağdaş sanat alanında resim, fotoğraf, çizim, heykel, video gibi farklı alanlarda eserlere ve disiplinlerarası çalışan sanatçılara da kapılarını açıyor.

artSümer’deki son sergi 13-29 Eylül tarihleri arasında gerçekleşen Oto-Portre’ydi. Çocukluk arkadaşım, biricik dostum Serra Behar’ın “aynadaki ben, bendeki sen” adlı eserinin de yer aldığı sergiyi son gününde yakaladım. Sergide, Serra’nın hayatta kendine yakın bulduğu kişilere alçı kalıp tekniğiyle aldırdığı portrelerinden oluşan işinin yanısıra Zeynep Beler, Fulya Çetin, Gökçe Er, Damla Faro, Onur Gülfidan, Basim Magdy, Tayfun Serttaş gibi isimlerin de işlerini gördüm. Her biri, Türkiye’nin çağdaş sanatta ne kadar yol aldığını gösteren birer abide niteliğindeydi.

Karaköy’de Galeri Mana, İstanbul’74 gibi başka galeriler de var. 2006 yılından bu yana sanatçıların basılı hale getirmek istedikleri çalışmaları basan BAS, adı gibi şahane bir başka adres. Ağırlıklı olarak sanatçı kitabı ve basılı malzeme üzerine çalışan; onları basan, biriktiren ve sergileyen çok lüzumlu bir oluşum.

Mimar Sinan Üniversitesi’nde fotoğraf okumuş Hasan Emre Dipşar ve Enif Yavuz’un sahibi oldukları İlmisimya, bir başka güzel. İlmisimya bir fotoğraf stüdyosu ama ticari faaliyetlerin yanında sergiler de düzenliyor.

Kağıthane en sevdiğim. Fransız Geçidi’nde, Bej Kahve’nin hemen arkasında konumlanan bu küçük dükkanda, Emine Tusavul’un kağıttan tasarımları var. Tusavul, İstanbul’u kendine odak noktası belirleyip İstanbul’la ilgili ayraçlar, not defterleri, çantalar ve daha pek çok başka şey tasarlamış.

Bir de Namlı var tabi. İstanbul’un kahvaltı kültüründe altın varaklı bir taht edinmiş meşhur şarküteri. Bilenler bilir hafta sonları önünde uzun kuyruklar oluşuyor. Rezervasyonsuz gitmek iyi fikir değil ama gittiyseniz, çokça beklemeye, onu mu yesem bunu mu yesem hepsini mi ben yesem diye uzun uzun düşünüp perişan olmaya değer.

Hey İstanbullular, size sesleniyorum: Karaköy’de hayat var, es geçmeyin. Mümkünse vapurla gidin, Namlı’da kahvaltı edin, artSümer’i gezin, Bej Kahve’de bir kahve için, sonra da bana Kağıthane’den bir hediye seçin.