Kahraman Balat dönüşüme karşı

balat3

İnsan yerleşkelerinin en şizofrenik platosu Balat ile tanışıklığım üniversite yıllarıma uzanır. Yıl 1996… Üniversite 1. sınıftayız. Adı Mimar Sinan olan dev adamın küçük okulunda Boğaz’a nazır düşler kuruyoruz. Dünyanın merkezindeyiz. Göreceğimiz şehirlerin, öğreneceğimiz dillerin, tanışacağımız insanların hayaliyle yanıp tutuşuyoruz.

Bir gün Habitat konferansı var diyorlar, salı pazarının yanıbaşındaki antrepolara nöbete çağırıyorlar. Koşarak gidiyoruz. Adımıza NGO diyorlar, aç susuz günlerce okuyor, dinliyor, izliyor, rehberlik yapıyoruz.

Habitat konferansı, Birleşmiş Milletler’in düzenlediği bir insan yerleşimleri konferansı. İlk kez İstanbul’da.. Dünya şehirlerini anlatıyorlar. Dünyanın her yerinden mimarlar, şehir plancıları, akademisyenler, öğrenciler, gazeteciler filan var, hepsi gelmiş. Aynı zamanda bir de büyük fuar. Mutlu, umutlu zamanlar..

Balat için kentsel dönüşüm fikri ilk kez işte bu konferansta ortaya çıkıyor.

Ben 18 yaşındayım, İstanbul bin küsür. Evlerle sokakların tıpkı içindeki insanlar gibi hür ve refah içinde yaşamak hakkı olduğunu, bu projenin bu hakkı Balat’ın evleriyle sokaklarına ve tabii insanlarına vereceğini söylediklerinde, yaşım küçük ben hemen inanıyorum. İstanbul’a ne oluyor bilmiyorum, o da inanıyor.

Hikaye özetle şöyle gelişiyor:

handedemirelbalat1

1996 yılında İstanbul’da gerçekleştirilen Habitat Konferansı sonuç bildirgesinde  ‘sosyal ve çevresel haklara saygı gösteren kent politikalarının benimsenmesi’ için yapılan çağrı sonucunda Fener ve Balat Semtleri Rehabilitasyon Programı bu yaklaşım için olası bir model olarak düşünülüyor. Proje, 1998 yılında Avrupa Birliği-Akdeniz Ülkeleri Ortaklığı programına alınıyor. 2000 yılında Avrupa Birliği, Fatih Belediyesi ve Hazine Müsteşarlığı arasında finans anlaşması imzalanıyor. Belediye 2003 yılında kolları sıvıyor.

Projede, semt halkının kararlara ve uygulamaya etkin katılımının programın önemli ilkelerinden biri olduğu söyleniyor. Bu amaçla toplantılar düzenlenerek, projenin, ev sahipleri ve kiracıların rızasıyla ilerlemesi öngörülüyor.

Ama böyle olmuyor. Projenin çıkış noktasından hızla uzaklaşılıyor. Sistem canı istediğinde her yere müdehale etme hevesinde, kamu yararını hiçe sayıyor.

883269_10152145746021908_1541408686_o

Balat’ın ‘yenileme alanı’ ilan edilmesinin önünü açan 5366 nolu yasada, tarihi alanların birer milli değer olduğu söylenerek buralarının çürümeye, çökmeye terk edilemeyeceği, bu alanların restore edilip yaşatılması gerektiği ifade ediliyor. Uygulamaya sokulmak istenense başka..

Tarihi binalar yandaki binalarla birleştirilerek tevhit ediliyor. Üstelik sadece tarihi bina ile tarihi bina değil; çoğu zaman düz, hiçbir özelliği olmayan bina ile tarihi bina aynı kefeye konuyor ve birleştirilerek bambaşka binalar elde ediliyor. Hedef binaları birleştirmek, içlerini tamamen yıkarak daha konforlu mutfak, banyo, tuvaleti olan, daha geniş, daha lüks konutlar elde etmek. Tarihi görüntünün verilmesi için de binaların dışlarına cumbalı cephe giydirmesi yapılıyor.

Bu arada altı da üstü kadar zengin, arkeolojik değeri de olan bu tarihi binaların altına bir de iki kat otopark yapılıyor. Yani proje hem binaların tarihi, mimari özelliğini, hem sokak dokusunu ve mahalle yaşantısını, hem de bölge halkını ve esnafı tamamen yok eden bir proje haline geliyor.

Balat itiraz ediyor. Davalar açılıyor, davalar kazanılıyor. Yıllar geçiyor, sistem pes etmiyor. Yargı projeyi iptal ediyor, sistem bunu dahi hiçe sayıyor. Yetmiyor; 27. Madde’ye dayanarak olağanüstü hal, savaş, seferberlik halinde ya da afet koşullarında, Bakanlar Kurulu kararıyla uygulanabilen ‘Acele Kamulaştırma’ yasası uygulanıyor. Yangından mal kaçırır gibi acele kamulaştırılmalar başlıyor. Balat da pes etmiyor. En son itiraz ettiği bu Bakanlar Kurulu  kararı geçtiğimiz sonbaharda iptal ediliyor. Direnişse hala devam ediyor..

handebalat66

Yıllar sonra, birkaç hafta önce bir pazar günü Balat’daydım. Harabe binaları, dar yokuşlu sokakları, göğe serili çamaşırları, kadınları, adamları, çocuklarıyla capcanlı yerli yerinde duruyor. O dimdik ayakta duruyor da yanında ne Nişantaşı’ndan ne Suadiye’den ne İstinye’den kimse yok. Yine de yalnız değil… Fransız, İngiliz, Japon, Alman.. şehirde kim varsa yabancı eşraftan hepsi orada. Fotoğraflar çekiyor, el kol yordamıyla Balatlılarla sohbet ediyorlar. Köşedeki kahvede bir çay içip simit yiyorlar. Pazardan Kanlıca mantarıyla erik marmeladı alanları bile var. Şu sıralar bir de Suriyeli sakinleri var Balat’ın… Fakirhanesine yoldan geçen herkesi misafir eden bir Anadolu insanı gibi Balat, herkese buyur gel diyor. Gelen bir daha yanından ayrılmıyor.

fener-balat 03.04.2010 10-45-31

Ülke kalkınmasına katkıda bulunduğunu söyleyen, çağdaş kentler yaratarak turizmi teşvik ettiğini, halkın refahını yükselttiğini iddia eden sistemin karşısında kamu vicdanı olarak dimdik ayakta duran Balat gibi olmak gerek ama zor bugünlerde… Sulukule zaten çingenelerin, çalıp çırpan hırsızların yaşadığı yer; Tarlabaşı’nda Kürtler ve fahişeler var; Ayvansaray’da harabe, döküntü binalar diyerek kendini meşrulaştırmaya çalışan, alenen ayrımcılık yapan, karalayan, mağdur eden canavara dur demek kolay değil.

İstanbul çoktandır dev çirkin bir şantiye. Elde kalan son birkaç değer de yitip gitmeden, gidin görün doyasıya yaşayın hiç olmazsa..