Kafaları açan bir oyun

Dün akşam İstanbul Devlet Tiyatroları’nın bu yıl ikinci kez sahnelenen Açıl Kafam Açıl adlı oyununu izledim. Böylece bu yıl tiyatro sezonunu da açmış oldum. Beş aylık bir aradan sonra tekrar perdelerini açan İstanbul Devlet Tiyatroları, bu sezon yine güzel oyunları sahnelemeye hazırlanıyor. Zira ben de takip edebildiklerimi buradan paylaşmaya çalışacağım.

Gelelim oyuna… Açıl Kafam Açıl, sosyal mesajların bol miktarda bulunduğu bir müzikal. Oyunda, geçmişten günümüze kadar gelen ahlaksızlıkların hiçbir zaman dillendirilmemiş ama varlığını hepimizin bildiği zengin ve fakir sınıfında nasıl farklı algılandığı gösteriliyor özetle.

Oyun, berduş ama yürekli Abidin’in işlettiği it-kopuk ve fahişelerin bol miktarda olduğu  gecekondu tipi bir otelde geçiyor. Kızı bir aylıkken holding sahibi bir adama kaçarak, karısı tarafından terkedilen ve bir daha hayatı boyunca kızını hiç görememiş Abidin’in, bir gün kızının aniden çıkıp gelmesiyle başlıyor Açıl Kafam Açıl. Yanlış anlaşılmasın, kızı babasını merak ettiği için değil, ölmek üzere olan üvey babasının soyadına geçmek istediği için ziyaretine geliyor.

Bıçkın ama aynı zamanda açık sözlü bir adam olan Abidin, kızına tek bir şart koşuyor: O da üç gün boyunca bu otelde kızının kendisiyle kalması ve böylece bugüne kadar pamuklara sarılıp hayatın gerçeklerinden bir hayli uzak kalan kızına gerçekleri göstermesi. İşte bu noktadan sonra hayatın her alanına iğne gibi sokup çıkarılan birçok gönderme başlıyor oyunun içinde.

Hayatın her alanına diyorum çünkü bence oyunun en büyük handikabı bu! Birçok şeye dokundurayım derken ortaya karışık, mesaj gönderme kaygılı bir çorba çıkıyor önümüze.

Zira oyunda sosyal mesaj olayını biraz abartılmış durumda. Çok mesaj verilmek istenirken, ana konudan biraz sapılmış kanımca. Bu da oyunu biraz sakil göstermiş, çok göstereyim derken eksik bırakmış, olmamış kısacası.

Başlangıcta slaytta gösterilen TV’den alıntılar, beni bir hayli korkutsa da neyse ki oyun yine “Ben bir müzikalim gerektiğinde eğlendiririm” diyerek, size keyifli zaman geçiriyor. Özellikle televizyon kanallarındaki “Beni everin” tarzı programlara güzel göndermeler yapıyor.

Yaklaşık 2 saat 15 dakika süren Açıl Kafam Açıl’ın en başarılı yönlerinden biri arkadaki orkestrası. Tüm şarkılar canlı performans eşliğinde söyleniyor ve kuşkusuz en büyük alkışı arkadaki orkestra hak ediyor.

Oyunculuklara gelince… Dans sahneleri her ne kadar senkronizasyondan uzak da olsa, genel itibariyle ses uyumu ve koreografi yönünden başarılı diyebilirim. Ancak oyuncuların sesleri kimi zaman müzikte boğulabiliyor. Bir de oyun esnasında iki kez hoparlörlerin bozulup “zızzzzzzzzz” sesini 30 saniye boyunca bize ve oyunculara dinletmesi pek hoş değildi. Teknik problemlerin bir an önce çözülmesi dileğiyle…

Sahne tasarımı ise oldukça başarılı! Oyunun yazarı Refik Erduran, yönetmeni de Zafer Kayaokay. Kalabalık ve genç bir oyuncu kadrosu var. Kısacası büyük bir beklentiyle gitmemeniz gereken ancak gittiğinizde de pişman olmayacağınız bir oyun “Açıl Kafam Açıl”…

Keza eleştirinin artık “cızzz” sayıldığı güzide memleketimizde bu oyunun tek derdi, iğne-çuvaldız, çuvaldız-iğne meselesini sentezleyerek, beş duyumuza incecik dokundurup bizleri uyandırma çabası. Sırf bu yönüyle bile desteklenmeli, gidip görülmeli…