J.J. Abrams’ın yeni dizisi: Revolution

Öncelikle hemen belirteyim bir dönem J.J. Abrams’ın  adının geçtiği dizileri dört gözle bekleyen kitlenin içinde ben de vardım.  Sanırım Lost’un hayal kırıklığına uğratan finali Abrams’a taktığımız apoletleri bir bir sökmemize sebebiyet verdi. Hayır bir yapımcı/yazar olarak gayet yaratıcı fikirlere babalık ediyor bir dönem ortalama dizi izleyicisini dahi kendisine hayran bırakıyor ve sonra öylece bırakıyor…du!  Kendisine, mükemmel giriş ve gelişmesiyle yazdığı kompozisyona hayran bırakan ama sonunu bağlayamadığı için sıfırı alan bir öğrenci muamelesi yapacak değilim tabii ki. Ama yıllarca bizi dizilerine bağlayan dinamitleri sezonda patlatsaydı da finaller sönük, tatminsiz ve hayal kırıklığıyla geçmeseydi…  olmaz mıydı?  Fringe dizisinin süregelen başarısı malumumuz. Bunu görmezden gelmek olmaz lakin geçtiğimiz sezon erken final yapan Alcatraz yapımcıdan gelecek dizilere karşı beklenti çıtasını düşürmekle kalmadı ciddi bir önyargının da temelini attı kanımca. Geçtiğimiz haftalarda start alan Revolution’u izlemeden önce yine hangi güzel ana fikir zamana, kanıksanmaya sıkılmaya boşlanmaya terk edilecek diyerek izlemeye başladım.

Revolution yaşanan teknolojik kıyamet sonrası Dünya’nın tüm enerji kaynaklarından mahrum yaşamaya mahkum olduğu bir süreci anlatmaya çabalıyor. Bir gece elektriklerin gitmesi, tüm kaynakların kullanılamaz hale gelmesi ve yaşanan kaos sonrası büyük yıkımların, iç savaşların patlak verdiği bir sürecin ardından geçen 15 yıl. Çıkan iç savaşlar sonrası harabeye dönmüş eski dünya doğa ananın örtüsüne sarıp sarmalanmış. Şehirde ki kaostan kaçan insanlar su ve yemek bulabileceği bölgelere göç etmiş durumdadır. Devletlerin çökmüş olduğu yeni dünyanın hakimleri milislerdir. Peki ne olmuştur da enerji kaynakları kullanılamaz hale gelmiş ve insanoğlu ortaçağ yaşam modeline geri dönmek zorunda kalmıştır?

Neler olup bittiğini bilen tek kişi Ben Mathesun’dur. Elektrik kesilmeden kısa bir süre önce bazı bilgileri yüklediği belleğini ve çocuklarını da alarak kırsala göç eden Matheson 15 yıl boyunca kendisini gizlemeyi başarmıştır. Fakat milislerin araştırmaları sonucu yeri tespit edilen Matheson bir gün kapısını çalan askerler tarafından zorla götürülmek istenir. O sırada yaşanan bir karmaşa sonucu vurulan Matheson ölür, onun yerine rehin olarak oğlunu ele geçiren milislerin amacı şimdi de Matheson’un erkek kardeşi eski-asker ve milis olan Miles’dır. Fakat onun da nerede olduğu bir sırdır. İşte hikaye buradan itibaren Matheson’un genç kızı Cahrlie’nin küçük erkek kardeşini geri almak ve babasının kanını yerde koymamak için giriştiği bir mücadeleye ve yol hikayesine dönüşüyor.

Revolution Fragman:

YouTube Preview Image

Aslında konu itibariyle hayli ilginç olan hikaye yine bir genç kızın üstüne yıkılan fazla sorumluluk ve maalesef klişe karakter özellikleriyle fazla iç açıcı bir yöne gitmiyor diyebilirim. Alacakaranlık serisinden hatırladığımız Bella’nın çekimser iyi niyetli baba karakterini canlandıran Billy Burke ise asi ve gözü pek savaşçı amca modeliyle pek inandırıcı değil. Oynadığı sinir bozucu milis karakteriyle oyunculuk dersi vermeye aday Giancarlo Espesito ise karakterinin içine öyle rahat girmiş ki izlerken hayran kalmamak elde değil. Oyunculuk açısından çarpık bir denge üzerinde duran dizide  ‘ne oldu da enerji kaynakları kullanılamaz hale geldi?’ sorusuna odaklanıp izlemeye devam edildiği taktirde bu sezonu götürür. Fakat bir sonraki sezona geçiş biletini alabilir mi? Şüpheliyim!

Comments
  1. İbrahim Salı

    Alcatraz faciasından sonra Abrams gözümde sıfır bu dizisinide izlemeyeceğim sanırım..

  2. Emrah Gürkan

    Alcatraz cok kötüydü, izleyeceğim ama pek umudum yok

    • Ebru Şenkartal

      aynen ilk beş bölüme bakarım sarmazsa bırakırım diyorum!