İyi ki doğdun David Bowie!

Bugün en sevdiğimiz hayalperestlerden David Bowie’nin doğumgünü. Londra Brixton’da, Stansfield Road 40 numarada, 3 katlı mütevazi bir evde dünyaya gelen David Robert Jones 66 yaşında!

David Bowie, 70’li yıllarda başlayan ve 2000’li yıllara kadar devam eden kariyerine yüzlerce parça, muazzam sahne şovları, filmler, rekorlar sığdırmış; 2003 yılında Los Angeles’ta Houdini-Escape ile sahneden ayrıldığı şovdan sonra bir daha ortalarda görünmemişti.

Hasta olduğuna, çok kilo aldığına, sonsuza kadar emekli olduğuna, bittiğine dair dedikodular 10 yıldır sürüyordu. Bowie geçtiğimiz yıl Londra’nın ev sahipliği yaptığı olimpiyatlarda, açılış seramonisine dahi katılmamıştı. Üstelik seramoninin yönetmeni Danny Boyle’un bizzat kapısını çalıp yalvarmasına rağmen…

Ne olduysa bugün oldu. 66. Yaşgünü şerefine Bowie sessizliğini büyük bir sürprizle bozdu. Yeni albüm müjdesiyle birlikte albümden ilk parça “Where Are We Now” resmi internet sitesinde yayınlandı. Ağzımız açık kaldı!

David Bowie hiç şüphesiz dünya müzik tarihinin en nev-i şahsına münhasır isimlerindendir. Onu anlamak, sevmek zordur. Ama anlayan, seven için ölümsüzdür. Ustalık işi Ziggy Stardust mesela, 100 yıl geçse de hep sevilir, hep dinlenir…

Geçtiğimiz yıl Ziggy’nin 40. yılı şerefine BirinciBlog’da bir yazı kalema almıştım. O yazıda Bowie’nin bu albümü hazırlık sürecini anlatıyordum ama dikkatli okurlar aslında Bowie’yi de anlatmış olduğunu hatırlayacaktır. (http://www.birinciblog.com/iyi-ki-dogdun-ziggy-stardust/)

Tıpkı alter egosu gibi Bowie de söyleyecek sözü olduğunda çekinmeden söyler. Söyleyecek sözü yoksa da susar, konuşmaz. Belli ki son 10 yıldır söyleyecek sözü yoktu, şimdi var ve söylüyor işte.

Mart ayında çıkması beklenen yeni albümün ilk parçası Where Are We Now, Bowie’nin biriken kelimelerinin habercisi…

Uzun yol arkadaşı Tony Visconti prodüktörlüğünde, muhteşem Tony Oursler’ın videosu eşliğinde çıkan “Where Are We Now”da Bowie, Berlin sokaklarından sesleniyor. Derin ve düşünceli bir havada “lost in time … just walking the dead” diyor. Tanıdık kederli bir sesle, orkestranın yükseldiği “Where are we now?” sorusundan hemen önce

“Had to get the train, from Potsdamer Platz” diye ekliyor…

Biliyorum o tren önce Londra’ya gelecek. Kocaman bir sahnede duracak ve ben tam karşısında hazır olacağım.

Çünkü David Bowie olmasaydı müzik, moda, sanat… berbat dünyamızı güzelleştiren ne varsa bugünkü gibi olmazdı. Hunky Dory’deki Andy Warhol’u duymasaydık hiç, Warhol’u daha çok sevebilir miydik? Ya da Godzilla, Godzilla olur muydu Heroes olmasaydı? Starman öncü olmasaydı, Morrissey sahnede o kadar rahat, Björk bu kadar tiyatral olabilir miydi? Mesela Kurt Cobain “The Man Who Sold The World”ü söylemeseydi? Nine Inch Nails’den “I’m Afraid Of Americans”ı, Duran Duran’dan “Fame”i ya da Alice In Chains’den “Suffragette City”yi dinlemeseydik? Brett Anderson ya da PJ Harvey, Bowie’yi ya hiç sevmeseydi? Herşey aynı olur muydu?

İyi ki doğdun Bowie, iyi ki aramıza geri döndün.

YouTube Preview Image