İstanbul’da yüz gerenler

Kimi şehirler gezdim, İstanbul’u çok özledim. Kimilerini ise İstanbul’a dönünce özledim. Bir gün fark ettim ki, bir şehir yaratmak, bir yaşam yaratmaktır. Çünkü her şehirde, insanlarının yüzünden farklı bir bakış yansır. İşte o bakış, size aslında şehrin en basit özetini anlatır.

Yüzümü gerenler diye bir albüm oluşturursam İstanbul için, o gerginlik anlarının sebeplerini sıralamış olurum. İnsan gerilince, çevresini gerer. Bir kişinin yüzünün ifadesi, aslında hepimizi etkiler. Diğer şehirlerden, kendi şehrime getirmek istediklerimi düşündüm. Yüzümüz ona buna gerilmesin diye. İşte size çuvalımdan çıkanlar.

Burj Khalifa – Dubai – BAE

The Palm – Dubai – BAE

 

Öncelikle Dubai’den başlamak doğru olur. Çünkü bir şehrin bahanesizliğinin ifadesidir gözümde. Kum ve su çölünden ibaret bir şehir düşünün. Yer altı veya üstü kaynakları zengin değil. Petrol mu dersiniz efendim, hayır, orada yok. Orada aslında hiçbir şey yok desem yeridir. Ancak giderseniz, her şeyi bulacaksınız, onu da garanti edebilirim. 5 dk içerisinde kumsalda güneşlenirken kalkıp, kayak merkezine ulaşabilirsiniz. Servetiniz yerindeyse, Fransa’yı satın alabilirsiniz. Cazibeyi, ekonomik, iktisadi ve sosyal mühendislikle yaratan ve bunu kendine tek kaynak olarak kullanan, kendine fazlasıyla yeten bir şehir burası.

Verona – İtalya

İtalya şehirleri, özellikle benim için Floransa ve Verona, mimarinin, doğanın, sanatın ve zevkin bir arada işlendiği ve hünerli ellerle estetiği her daim ön planda tutmuş şehirlerdir. Sokaklarında yürürken bir beton yığınının ortasında olduğunuzu hissetmezsiniz. Tren yolculukları muhteşem doğa safarileri gibidir İtalya’da. Estetik gözlerinizden bir an uzaklaşmaz. Her kişinin kendi gayreti ile evini ve sokağını bezemesiyle oluşmuş sanmayın, sistemli bir belediyecilik anlayışı da vardır temelde.

Floransa – İtalya

Avrupa tarzı diyebileceğimiz bir şehir örtüsü olsun isterim sonra. Şehir merkezlerinin dışında müstakil, bahçeli, garajlı evlerde oturmak, en sistemli toplu taşıma imkanları ile her yere ulaşabilmek. Sürücü eğitiminin ve kültürünün iyi sağlandığı, yollarının delik deşik ya da göçük olmadığı, park yerlerinin şehrin altına gömüldüğü, alışveriş merkezlerinin şehir içlerinde değil yaşam merkezlerine yakın yerlerde kurulduğu, herkesi rahat ettirecek planlar işte. Avrupa, Amerika, Avusturalya ve İngiliz etkisi olan her yerde böyle temel bir şehir anlayışı var. Bizdeki temel şehir anlayışını bilen var mıdır ?

Dam Meydanı – Amsterdam – Hollanda

Amsterdam dünyada şehircilik kavramını ilk ciddiye alan şehir olma özelliği gösterir. Onlarca kanalın kesişmesi ile, parsel parsel bölünen ve zemini sürekli kayan bir coğrafyada kurulan bir şehir burası. Özellikle buradan getirmek istediğim şey ise, şehrin sessizliği. Bir meydanında durun ve gözlerinizi kapatıp şehri dinleyin. İnsanların ayak seslerinden oluşan bir arka fon duyacaksınız. Çok yabancı olduğunuz bir ses olduğu için hemen anlamayabilirsiniz. O ses, Amsterdam’daki sessizliğin sesidir.

Jaipur – Hindistan

Hindistan’dan çok enteresan bir şey getirmek istiyorum. Bunu neden diyorum, çünkü gitseniz, şehir anlamında aslında bir şey getirmek istemezsiniz. Ancak o insanların yüzünde Buda’dan geçme bir aydınlık görüyorum. Onların inançları, onlara, çekilen acının telafisinin olduğunu öğütlemekte ve inanın o sefil insanların mutlu olabildiklerini gördüğünüzde kendinizden bazen utanıyorsunuz. Egonuz sanki çok yüksekmiş gibi gözünüze çarpıyor. Acıtasyon, bir tek sokaktaki yüzlerce dilencinin ve şehrin görüntüsünün ifadesinde. Geriye kalan 1 milyar kadar insan, nasıl oluyorsa, acıtasyondan ve şikayetten uzak yaşıyor.

Hong Kong

Hong Kong, merkezinde koca bir çarkın döndüğü ve ona takılı ufak çarkların her köşesine kadar uzandığı bir mekanizma gibi. Sokaktaki her insanın yüzünde bir amaç ve adımlarında bir hedef var. Ancak buradan getirmek istediğim hizmet veren insanların, güler yüzlülüğü ve sizi mutlu etme çabası. İnsan odaklı bir hizmet söz konusu burada ve bunu sağlamada da oldukça başarılılar. Öte yandan Hong Kong’un taksi sistemini de ithal etmek akıllıca olabilir. Taksiler her yerde duramıyorlar. İndirme ve bindirme mutlaka taksi duraklarından yapılıyor. Duraklar yer yerde, gene de bazen 200m yürümek zorunda kalıyorsunuz; ancak trafiğe asla mani olmuyorlar. Aslında bizdeki bütün durakları birleştirseler, halen olmadı.

Paris – Fransa

Paris’in mimarisi bugün bile aynıdır diyebiliriz. Çünkü bir caddeye yapılan bina, o caddenin mimarisi ile uyumlu olmalıdır. Bu sebeple ortaya 500 senelik tarihi eser görünümünde modern binalar da ortaya çıkmaktadır. Bu şehirde mühim olan, kendinden önce geleni muhafaza ederek onun üzerine koymaktır. Çünkü şehrin bir anlık görüntüsünde, onun belleği vardır. O belleği bozmamak, şehrin enerjisini genleştirir. Oysa yapılan değişiklikler geçmişi sizler, belleği daraltır ve aidiyet alanları küçülür. Mahallenizin etrafını koruma iç güdüsü örneğin, aslında o belleğe olan bağımızdır. Bu anlayışı da istiyorum.

Japonya da bir otobüse bindim. Otobüs bir kavşakta ani bir fren yaptı. Aslında şoför haklıydı da. Az ilerledik. Durakta durduğunda ayağa kalktı ve otobüse dönerek özür diledi. Aslında bu bir bilet karşılığında aldığınız hizmete dahil bir özür değildi. Fakat insanın birbirlerine ve sorumluluklarına karşı olan saygısının göstergesiydi. Sokaktaki insanda sevgi ve alçakgönüllülük dikkat çekiyor. Hayatlarına ve birbirlerine karşı bunu her daim yansıtıyorlar.

New York – ABD

Amerika derseniz, bu ülkenin en beğendiğim kısmı kendini Amerika’lı görmek. Gerçek Amerikaların nesli tükenmek üzere. Onlar yerine Amerika’ya gelen Amerikalılar, pasaportu aldığı andan itibaren, Amerikalılardır. Amerika, kendi ülkesinde dikiş tutturamayanların ya da hayallerinin peşinden gidenlerin ülkesi özelliğindedir. İki türlü de yeni bir başlangıç arayanların ülkesidir. Herkese, beraberinde getirdikleri ile birlikte kucak açmıştır. Orada sokakta yürüyen herkes Amerikalıdır. Aynı hak ve özgürlüklere sahiptir. Herkesin rolü çizili gibidir ve herkes rolünü oynamak için gayret gösterir. Zamanla her şey sizi Amerikalı yapar zaten ve siz nasıl olduğunu bile fark etmezsiniz.

İstanbul

Bazı şehirler kendilerine değer ve cazibe yaratmaya çalışır, kimileri ise elde o kadar fazla vardır ki değerini bilmez. İnsanların sadece yüzlerine baktığınızda o şehirde umut var mıdır, yok mudur bilirsiniz. İnsanların yüzlerinde acı, kalplerine ne kadar dokunduğuyla doğru orantılı olarak derinleşir. Sokakta yürüyen onlarca acılı insan gördüğünüzde, kişisel sebeplere bağlayabilirsiniz ancak yüzlerce gördüğünüz zaman tesadüfe bağlayamazsınız. Şehirler, kültürleri, yaşam tarzları ve insanlarının yüzündeki ifadeler, şehircilik anlayışının ve yaşayanların ürünüdürler. Ancak bu anlayış ebette kendimizde başlar. İyi seyirler..