İstanbul’da bir English Pub

Ale bira mı seviyorsunuz? buyurun size “İstanbul Pale Ale”!
Siyah bira mı! buyurun o zaman “Karbon”..
Lager mi? Çeşit çeşit… üstelik tüm bu biralar bir İngilizin icadı..

Yıldız Posta Caddesi’nde “Bosphorus Brewing Company”deyiz…Her birinin üzerinde başka başka adlar yazılı bira musluklarının olduğu bara ağzımız açık bir vaziyette oturuyoruz.

Barda ve salonda servis yapan tek tip giyimli çalışanların haricinde Türkçe konuşan yok; BBC’de bir canlı yayına konuk gibiyiz adeta.. Barda duran ve belli ki safkan bir İngiliz olan muhterem bir o musluktan, bir diğerinden renk renk bira tadarak barda oturan müşterilerle sohbet ediyor..

Anlıyorum ki bu adam Philip Hall, bir dergide okumuştum; Türkiye’ye iş adamı olarak gelen, sonra da biz Türkler gibi işi gücü bırakıp bar açma sevdasına tutulan (demek ki İngiliz dahi olsan, ya bırakalım şu işi gücü gel bi bar açalım demek için bizim memleketin suyundan içmek kafi) bu harika mekanın iki ortağından biri.. Diğeri de Sedat Zincirkıran zaten sektörden bir isimmiş..

Öyle iştah açıcı bir mekan ki biz de biran evvel tüm biraları denemek istediğimizi söyleyince bir tadım tepsisi geliyor önümüze.. Karbon, İçmedik, Haliç Gold, İstanbul Pale Ale ve birkaç bira daha.. Tadım safhası sona erdi, anladık ki her biri diğerinden çok farklı ciddi bir bira cennetindeyiz..

Başlıyoruz Karbon’la, sonra İstanbul Pale Ale.. Bu arada atıştırmalıkların biri gidiyor diğeri geliyor; acılı küçük sosisler, hardallı köfteler, patates, midye.. ne ararsanız var.. Bir ara boş musluklardan birine Hope&Glory yazılı bir tabela asılıyor ve yeni servis açılıyor, hemen biz de birer tane söylüyoruz… Bu da harika.. O esnada bu keyfimizin mucidi İngiliz bizle sohbete başlıyor.. benim ilk sorum nerde yapıyorsunuz bu biraları oluyor ve Philip arkasını dönüp içeride duran tankları göstererek burada diyor! Sonra bize sevdiğimiz biraları soruyor! Hani annemiz sorar ya akşama ne yapayım size diye, aynen o şekil.. Söyle Philip’e yapsın istediğin birayı!

Biz ikinci Hope&Glory’leri götürürken Phlip gelip önüme üç tane büzüştürülmüş kağıt atıyor ve seç birini diyor! Ne bunlar diyorum, yeni biramızın ismini seçeceksin diyor.. Alıyorum birini ve büyük bir keyifle açıyorum.. İşte Philip’in yaptığı benim de adını seçtiğim yeni biramız: Heybeli! Sonra da bize birer tane Heybeli ısmarlıyor Philip.. adı benden olduğu için mi bilemiyorum ama kocaman bir yudumdan sonra benim favorim artık Heybeli oluyor…

Uzun lafın kısası, bir gün güzelleşmek isterseniz Bosphorus Brewing Company en farklı, en leziz ve en hesaplı adreslerden biri.. Mutlaka ziyaret edin.. Barda oturmuş sürekli Heybeli içen birini de görürseniz bilin ki benim :) Şerefe…