Kadın ve erkek iş yaşamında eşit mi?

Kadın-erkek eşitliği konusunda istediğimiz kadar kendimizi yırtalım, şunu baştan kabul etmek gerek ki cinsiyet ayrımcılığı kadın-erkek gözetmeksizin hepimizin hücrelerine derinlemesine işlemiş vaziyette. Kadınlar o kadar uzun süredir erkekten daha aşağıda görülmüş ki, bugün eşitlik konusu yasalarla istendiği kadar koruma altına alınmış olsun, “benim” diyen bir kadın hakları savunucusu bile eşitlik tartışmalarına “kadının negatif farklılığı” üzerine ön kabullerle giriyor. Kısacası kadınların kendilerine eşitlik konusunda yüzde yüz inancı yok ki, toplumu buna tam anlamıyla inandırılabilirsin.

Hal böyle olunca, kadın istediği kadar önem bakımından erkeklerinkine denk görevlerde yer alsın, erkeklerin benzer konumlarda sergileyeceklerinden farklı haller ve hareketler sergileyebiliyor. Konuyla ilgili Yale Üniversitesi’nin ilginç bir araştırması olmuş. İşletme Fakültesi’nin yaptığı araştırmaya göre makam sahibi kadınlar, işyerinde çok konuşkan görünmenin negatif etkilerinden endişelendiğini, bu nedenle, kendisiyle aynı seviyedeki erkeklere kıyasla daha az konuştuğunu ortaya koyuyor. Araştırmanın fikir anası Victoria Brescoll, makam sahibi kadın ve erkeklerin konuşurken harcadığı zamanı incelemiş. Sonuçlar, güçlü konumdaki erkeklerin, alt seviyelerdeki erkeklere göre daha çok konuştuğunu; buna karşın kadınlar arasında böyle bir farkın olmadığını saptamış. Brescoll, “Erkekler çok konuştuğunda ve mevki sahibi olduğunda, insanlar onları işe almak, oy vermek, daha çok sorumluluk yüklemek istiyor. Ne var ki kadınlar çok konuştuğunda, dediğim dedik ve kendinden fazla emin olarak algılanıyor. Bunu anlayan kadınlar, konuşma sürelerini azaltıyor,” diyerek konuya açıklık getirmiş.

Amerikan usulü vintage reklamcılık. Kadıncağız daha bu kadar yakın geçmişte ketçap şişesinin kapağını açma konusunda bile kendine güvenemiyorken.

Kısacası kadınlara, hemcinsleri de dahil olmak üzere öyle büyük bir önyargı besleniyor ki, kadın iş hayatında ne kadar başarılı olursa olsun, “konudan sapan konuşmalar yapıyor” ve “fazla kontrolcü” gibi sıfatlar almaktan çekindiği için, konuşma süresini özellikle kontrol altında tutmak zorunda hissediyor.

Üstelik bahsini ettiğimiz bu kesim “Kocamdır, döver de sever de,” mantığını savunan nispeten eğitime erişememiş kesimden fersah fersah uzakta. Kendi ayakları üstünde duran ve büyük olasılıklı kadın-erkek eşitliğine dair oldukça net fikirleri olan bu kadınlar bile sırf “kadın” oldukları için yargılanmaktan korkarak hareketlerini kısıtlıyorlarsa, varın siz düşünün kadınların hali bu dünyada ne yaman!