İlk buluşmada neler yapmayalım?

Diyelim ki ne zamandır dikkatini çekmek için bin bir takla attığınız hatun/er kişi, en sonunda sizinle baş başa görüşmeyi kabul edecek kıvama geldi. Malum, her ilk buluşma yepyeni, körpecik bir ilişkinin habercisi olabilir sevgili okurlar. Hal böyleyken, ilginizi cezbeden kişiyle karşılıklı oturacağınız yer ister bir kafe, bir restoran, bir çay bahçesi ya da bir muhallebici olsun, hadisenin ruhuna uygun yaklaşım sergilemek, ceylanı ürkütmemek ve adabıyla davranmak elzemdir. Zira adı üstünde, bu bir ilk buluşma; yani bir nevi karşılıklı tanışma, mümkünse hoşlaşma ve her şey yolunda giderse “Ay ne çok ortak yönümüz var, yine görüşelim bence!” türünden heyecanlı söylemlere imza atma faslı. İşte bu yüzden, bu haftaki “Amme Hizmetleri” köşemizde sizlere bir ilk buluşma hadisesi vuku bulduğu vakit, neler yapmamanız gerektiği konusunda birkaç önemli ipucu vermeyi hedefledik. Şimdiden hayırlara vesile olsun.

1) Giyim kuşam konusunda abartıya kaçmayalım

Neden? Çünkü bu bir maskeli balo ya da karşımızdaki kişiye gardırobumuzun ne kadar renkli ve fantastik ögelere sahip olduğunu kanıtlamamızın gerektiği bir yarışma değil. Arkadaşımızla kahve içmeye gidecek olsa kıçımıza çekeceğimiz bir eşofmandan başka bir giysiye tenezzül etmeyecekken, sırf olayın adı “ilk buluşma” diye giyim hususunda abartıya kaçarak karşı cinsin korneasını yakmaya gerek yok. Tabi işin suyunu çıkarıp pislik içinde de gitmeyelim; ama erkeksek Kurtlar Vadisi Pusu’dan çıkıp gelmiş, kadınsak ayakta 25 pontluk platformlu ayakkabılarla Ivana Sert’e özenmiş de becerememiş halde boy da göstermeyelim. Özellikle makyaj konusunda coşmayalım, yüzümüzü vücudumuzdan ayrı bir unsurmuş gibi gösterecek işlemlerden şiddeyle kaçınalım. Her şeyden önce kendimiz olalım ki, yanlış anlaşılmalara mahal vermeyelim.

2) Konu seçiminde çok açılmayalım

Herkesin sohbet etmek için birbirini ezdiği bir kişi olsanız bile, buna güvenerek ilk buluşmada konu yelpazesini gereksizce genişletmeye gerek yoktur. Ailenizdeki bir hastalıktan bahsetmeye başlayıp, konuyu rahmetli Rauf amcanızın nasıl öldüğünün acıklı hikayesine kadar vardırmayın. “Seks satar” kafasıyla sürekli belden aşağı espriler yapıp “Ankara’da nerde büyüdün?” misali sıradan sorulara “Oran’da! Ahahahahaha!” tarzı yılık cevaplar vermeyin. Laf lafı açar elbet, ama çok da açmaması için arada bir frene basmayı unutmayın. Karşınızdakini uyutmayın, ruhunu daraltmayın, ikinci buluşma şansını göz göre göre kaçırmayın.

Buluşmayı bir terapi seansına döndürüp kimsenin başını yakmayın. Üstelik her insan güzel ağlayamaz; muhtemelen ağlayınca maymuna dönüyorsunuz. Kendinize bunu yapmayın.

3) Eski sevgililerimizden bahsetmeyelim

Çünkü karşımızdaki insanın henüz bir sevgili adayı olup olmadığını bile bilmiyorken, konuyla alakasız insanlardan, biten ilişkilerden, aldatılmalardan bahsetmek külliyen anlamsız bir hareket olacaktır. Hele ki konuyu iyice uzatıp eski sevgilimizin yeni sevgilisine, nasıl evlendiklerine, kızın gelinliğine filan getirecek olursak, o işin oluru kalmaz. Eski ilişkiyi eskide bırakabilmek bir meziyettir azizim. Ne kadar kuyruk acınız olursa olsun “Haha, o kaybetti zaten ki!” türünden egosantrik söylemlerden uzak durun, bilinçaltınızdan hönküren “Ehöhöhü ben aslında çok üzüldüm ama yea!” tarzı düşünceleri yansıtmamak için 2 saatliğine de olsa kendinizi tutun.

4) Normal şartlar altında gitmeyeceğimiz mekanlara rezervasyon yaptırmayalım

Zira öyle tavandan kristal avizelerin sarktığı, mönüsünde adını hiç duymadığımız çeşitli otların yatağında marine edilmiş tuhaf canlıların olduğu, garsonların lüzumsuz bir kibarlıkla neredeyse yemeği müşterilere kendi elleriyle yedirmeye kalkışacağı, zerre anlamadığımız bir tür müziğin çalındığı, belli “dressing code”ların olduğu, üstüne üstlük kesemizin tamamını boşaltacak mekanlar huzur kaçırır, rahatsız hissettirir. Kısaca, alışmadık mabatta don durmaz. Karşımızdaki insanın bizi olduğumuz gibi tanımasını istiyorsak, olduğumuz gibi olmakta her zaman fayda vardır. Mademki bir Yeşilçam filminde oynamıyoruz, o zaman lüzumsuz macera yaratmaya gerek yok. Hem karşımızdaki insan bunu mesele haline getirecekse ardından beyaz mendil sallaması da bedava. Maazallah onun ilerisi çok kötü çünkü. Nasıl alıştırırsanız öyle gider, aman diyeyim.

Böyle üstü saçaklı, az porsiyonluk yemek görünce kaçacaksın.

5) Yemek yerken azami dikkat gösterelim

Filhakika “kendimiz olalım” derken, belki o kadar da kendimiz olmaya gerek yoktur. Evde dizi izlerken herkes yemeğini geviş getirerek yer; ama bunu ilk buluşmada göstermekten çekinmemek fazla iyimser bir bakış açısına delalettir. İster profiterol yiyin, ister simit, ister portakallı ördek, bunları çiğnerken hala bir şeyler anlatmaya çalışarak ne kendinizi ne de karşınızdakini heba etmeyin. Arada bir soluklanın, Murphy Kanunları gereği muhakkak dişinize yapışacak maydanoz parçasını temizlemek için duraksayın. Kontrolü elden zinhar bırakmayın.

6) Arogan ve snob hareketlerden uzak duralım

Sakın ha “Ay ben bu salatayı beğenmedim, garsonu çağıralım da alsın bunu,” türü kaprislerle insanları canından bezdirmeyin. Karşınızdaki hanıma artistlik yapıcam diye önünüze geleni azarlamaya, tripten tribe girip “Yahu bu garson milletinin hepsi böyle canım,” türünden laflar etmeye kalkmayın. Olumsuz bir profil çizmeniz sizin zararınıza olacaktır. Kimse yanında sabahtan akşama yay gibi gergin gezen insanı sevmez, suratına kürekle çarpmak ister. Şayet hayata benim gibi hafif bir agresiflikle yaklaşıyor olsanız bile, bunu daha ilerleyen vakitlerde göstermek daima tercihiniz olmalı. O zamana kadar belki başka bir şekilde sevgili adayınızın gözünü boyamayı becerir, eksilerinizin artılarınızı götürmesini engelleyebilirsiniz.

7) Kendimizi övmeyelim, övenleri uyaralım

Karşımızdaki insan (şayet işinin ehli bir koca avcısı filan değilse) muhtemelen bizimle eğitim öğretim hayatımızdaki başarılarımız, iş yaşamındaki çılgın atışlarımız, yeni aldığımız son model arabamızın yaktığı benzin miktarı, yüksek mühendis büyük dedemiz, padişah soyundan gelen ailemiz, belli bir konudaki inanılmaz yeteneğimiz, tanıdığımız ünlüler ya da bizzat ünlü kişiliğimiz için buluşmadığından, kendimizi övmenin bokunu çıkartmayalım. Kendimizi bir kenara bırakıp biraz da karşımızdaki insanı tanımaya çabalayalım. Velhasıl ilk buluşmayı bir ego mastürbasyonuna dönüştürmeyelim, dönüştürenleri ikaz edelim.

 

8) Allahın adını verdim sinemaya gitmeyelim

Mademki artık 13 yaşında değiliz, o zaman yalvarıyorum ilk buluşmada yalnızca patlamış mısır hışırtılarıyla iletişim kurabileceğimiz bir sinema salonuna kendimizi kapatmayalım. İsterse aylardır beklediğimiz film vizyona girmiş olsun, bunu yapmayalım. Hele ki konuşma faslı yüzünden geriliyorsak asla; zira konuşulacak konu elbet bulunur. “Yahu ne konuşucaz?” gerginliğiyle buluşmaya gidiyorsak, orada zaten bir aksaklık vardır. Konuşacak bir şey bulamayacağımızı düşündüğümüz bir insanla neden buluşmak istediğimiz ayrı bir tartışma konusudur. Onu bir kenara bırakalım ve esas konuya dönelim: Allahın adını verdim, ilk buluşmada sosyopat ergenler misali sinemaya gitmeyelim, ışık sönünce kızın omzuna kol atma misali ufak heyecanlara bir ilk buluşmayı kurban etmeyelim.