İlişkide karakteri yitirme eşiği

Aşktı, kalpti, böcekti, pelüş ayıydı filan derken, madem bugün Sevgililer Günü, hazır zamanı gelmişken şu günümüz ilişkilerinin kanayan yaralarından birine parmak basmayı boynumuzun borcu bilelim dedik: Birliktelikte karaktersizleşme eşiği; diğer bir deyişle, ilişkiye girişen kişinin başkalaşması, tuhaflaşması, böyle tövbe yarabbim bir garip olması

Birliktelik candır, canandır – bu bir ön kabul. Tabii ki zaman içinde çifti oluşturan tarafların birbirine benzemesi, türlü türlü yeni huylar geliştirmesi, ilişkinin başladığı zamanki kişiliklerinden hafif hafif uzaklaşması normal. Evli insanlar bir süre sonra tip olarak bile birbirine benzemeye başlarken, (Mesela bir arkadaşımın dayısıyla yengesi saçtan tut bıyığa kadar birebir aynı. Kadın biraz salmış da olabilir kendini tabii, bilemiyorum) uzun süreli birlikteliklerde değişiklik gösteren karakteri sorgulamak bize düşmez – haşa.

Ama şu ilişkinin henüz başındaki heves ve heyecan dolu günlerde benimsenen karaktersizleşme, kişiliğinden ödün verme, sevgilisinden başkasını tanımama durumları yok mu? Ah, ne arkadaşlıklar bozuluyor, ne canlar sıkılıyor, akabinde “heyecanımızı kaybettik,” bahanesiyle ne aşklar noktalanıyor… Oysa aşağıdakileri yapmayıp biraz kendimiz olsak, hayat daha da güzel olmayacak mı sanki?

“Sevgilim değil mi? O neyi seviyorsa, illa ki onu ben de seveyim,” kafası:

Bu hobiler konusunda ikizleşme durumu, filizlenen ilişkilerin başında çiftin “her daim daha çok aşık olacak” kişisi tarafından bizzat benimsenerek hayatın her alanında uygulamaya geçirilir. Misal; ancak kırk yılda bir düğünlerde halay çekecek kadar dans mefhumuna uzak abi, bir anda çok fena rumba-salsa-çaça yap(ama)maya başlar. Kız desen, babası maç izlediği kanalı çevirsin diye 15 dakika nefessiz konuşarak evi birbirine katan bir kişiyken, bir anda formasını giyerek şampiyonluk kutlamalarında ön saflara yerleşir, tezahüratları ezbere öğrenir, dişi kartal-kanarya-aslan olur.

Hal böyle olunca, zaman içinde kendi hobileri ve ilgi alanlarını külliyen unutan kişi, bir anda sevgilisinin hayatını yaşamaya, bambaşka biri olup evde onu bekleyen maket boyama setini yalnızlığa terk etmeye başlar. Ne var ki ilişki ilk günlerdeki mide kasılmalarını kaybetmeye doğru ilerledikçe “Lan, ben ne ara tayt giyip aerobik yapmaya başladım?!” sorusunu kendine soracak adam için iş işten geçmiş olacaktır. Yol yakınken, illa ki seviyoruz diye her haltı beraber yapmaya gerek yoktur. Sağlığa zararlıdır. Yarın bir gün kendinizi Justin Bieber konserinin ön saflarında çığlık çığlığa bağırırken bulduğunuzda ruhsal travma yaşmaktansa, şimdiden önlem almak elzemdir.

“Madem sevgilim var, niçin cep telefonuna entegre yaşamıyorum?” tavrı:

Şimdi siz bunu bir tek hayatını Facebook’ta idame ettiren ergenler yapıyor sanıyorsunuz değil mi? Fakat nayn Davut – benim elimde 40 yaşına gelip de neredeyse mesaj yazmaya yetişemeyen ellerini burnuyla desteklemeye başlayacak dolu adam/kadın var.

Sevgiliyle birlikteyken, sevgiliden başka bir şeyle ilgilenmemek davranışların en normali… Hatta yanında sevgilin varken sürekli etrafla ilgilenip kendisine uzak bir tanıdık muamelesi yapıyorsan, orada ciddi bir sıkıntı var, kabul. Ama iş arkadaşınla yemekteyken, spor salonunda koşu bandıyla bacaklarını heba ederken, alışverişte bir yandan sepeti sürüp diğer yandan makarna reyonunu 14 dakika sebepsiz yere işgal ederken neden sevgilinle konuşasın? Birbirinize diyaframdan bağlı olmadığınız sürece, yaşamınızı sürdürebilmeniz mümkünken, neden sosyal yaşamdan soyutlanmayı tercih edesin? Gün gelip de duymadığı için o telefonu açmayan kaç erkek ölümlerden döndü, kaç kadın yok yere milyonlarca watt trip enerjisi harcadı bir bilsek, bu kadar iç içeliğin lüzumu olmadığını idrak edeceğiz. Boğmayın, boğulmayın – bir telefon yüzünden silikleşip kim olduğunuzu etrafınızdakilere unutturmayın.

“Sevgilim aynı zamanda en yakın arkadaşım olduğundan, arkadaşlarımı lüzumsuz görüyorum,” tribi:

Bu trip, ilişkideki karaktersizleşme eşiğinin en tehlikeli ve uzun vadede en can sıkıcı göstergesi olarak aşk ve entrika çevrelerinde isim yapmıştır. Birlikteliğin başında sevgiliyi “en yakın arkadaş”, “of çok fena kanka” görmek tabiidir. Zira evlilikte bile “balayı” varken, tazecik ilişkide cicim ayı nasıl olmasındır.

Her daim her haltı birlikte yapacaksınız diye bir şey yoktur. Sevgiliyi biraz olsun arkadaşlarıyla bırakabilmek bir erdemdir.

Gel gelelim cicim ayını gelecekten beklentilerle karıştırıp, güncel arkadaşları tedavülden kaldırmak, çok net, büyük aptallıktır. Sevgili denen şey, arkadaşın yerini tutamaz; dost kazığı diye bir şey vardır da, ucu sevgili kazığı kadar sivri değildir maalesef.

Öte yandan, sizin arkadaşlarınızı benimseyemeyen ve sizi, kendisiyle onlar arasında bir seçim yapmaya zorlayan sevgili zaten işin başından olmaz olsundur. Amma ve lakin olur da büyüsüne fazla kapılır da, arkadaşlarınızı cemiyet hayatı aroganlığıyla 3 yıl aramazsanız, o 3 yılın sonunda hem sevgilisiz hem arkadaşsız kalma olasılığınız hayli yüksektir. Bunun bir adım ötesi, gerektiği takdirde aileye atar gider yapmak, yedi sülaleye rest çekmektir ki, böylesi bir Mecnunluğa, Keremliğe hiç gerek yoktur. Kimseyi satmayın, bir kız/oğlan uğruna sebepsizce gemileri yakmayın.