İki yanlış bir doğru etmiyor

Emir Kusturica’nın Arizona Dream filminin en güzel sahnelerinden birinde filmin kahramanları bir diyalogda şöyle diyordu:

-Grace: İki yanlış bir doğru etmez.

-Axel: Ya ikimiz doğruysak ve diğer herkes yanlışsa?

Geçtiğimiz sene gazetelerin üçüncü sayfalarında ve haber bültenlerinde geçen bir intihar olayı dikkat çekti. İtalyan kadın voleybolcu Giulia Albini, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nü geçerken kiralık arabasını durdurdu ve kendini boşluğa bıraktı. Bu olayla ilgili olarak gazeteci Cüneyt Özdemir kendi köşesinde güzel bir yazı yazdı. Aramızda bu yazıyı okuyanlar olduğu kadar, gözden kaçırmış olanlarda olabilir. Kısa bir özet tadında işte o yazının vurucu kısımları

“Aşk bir ‘sırat köprüsü’ne benzer. Tek başınıza yürürsünüz. O köprüden geçeceğinizin bir garantisi yoktur. O sırat köprüsünün en son kurbanlarından biri Giulia Albini. Hikaye karışık. Mutsuz bir evlilik hikayesi. Adamın başarılı kariyeri. Boşanma döneminin sancıları, arada kalan bir kız çocuğu ve tam da bu döneme denk gelen genç bir yeni kadının aşkı. İtalyanların oynadığı, İstanbul’da geçen bir aşk filmi gibi. Ferzan Özpetek senaryosunu yazsa, bir iki yemek sahnesi ve melek kılığında bir Cem Yılmaz eklese, alın size şahane bir İtalyan aşk ve trajedi filmi. İntihar, büyük bir travma ancak köprüden intihara kalkışmak travmanın içinde gizlenmiş başka bir travmayı saklıyor. İntihar konusunda kafa yoran psikiyatrlara sorarsanız her intihar aslında kalanlara verilen büyük bir mesajı da içinde gizliyor. Bu yüzden intiharın neden gerçekleştiği kadar, nasıl gerçekleştiği de önemli.

Mesela Bodrum ve ilçelerinde intihar eden insanlar genelde bir iple kendilerini bahçedeki bir ağaca asıyorlar. İntiharların neredeyse tamamı böyle gerçekleşiyor. Yörede çalışan doktor bir arkadaşıma bunun nedenini sormuştum. Aldığım cevap ‘pratik’ olmuştu. Pratik. Alıyorsunuz ipi, atıyorsunuz bir ağacın dalına, urgana bir düğüm ve elveda dünya. Bu kadar basit. Basit.

Giulia Albini’yi, kiralık arabasını köprünün üzerinde durdurup intihara götüren nedenler de sahiden bu kadar basit mi? Aşk, basit bir problemin karmaşık çözümüdür. Bir cinnet anını atlatamamak, bir anlık kritik bir köşeyi dönememek, kendi içinde bir kapana sıkışıp kalmak felaket için yeter de artabilir.

Hikayenin erkek tarafı bir jön kadar yakışıklı Eczacıbaşı kadın voleybol takımının antrenörü Yorenza Micelli. Karakoldaki ifadesinde Giulia ile tanıştıklarında eşi ile boşanma aşamasında olduklarını sonrasında ise eşi ile arası düzelince Giulia ile ayrılmaya karar verdiğini anlatmış. Bu basit. Basit.

Giulia bir İstanbul sevdalısı. Arkadaşlarına İstanbul’u ne kadar ne kadar çok sevdiğini söyleyip duruyormuş. Acaba İstanbul’u mu seviyordu yoksa Micelli’nin yaşadığı şehir olan İstanbul’u mu? Aşıksanız bazen bir şehri bir insan gibi seversiniz, bazen de bir insanı bir şehir gibi. Ya da her ikisi. Bu yüzden işinin ehli bir aşık fırtınalı bir aşkın bitiş düdüğü ile aynı şehirleri dolaşıp yeni anılar biriktirmeye çalışır.

Kimi zaman bir aşk ölür diğerinin haberi olmaz. Anlaşılan Micelli’nin içinde ölen aşktan, Giulia’nin çok geç haberi olmuş. Biten bir aşkın ihbarnamesi İstanbul’a hiç de yakışmayan sote bir lokantada bizzat aşkı öldüren adam tarafından kadına tebliğ edilmiş. Giulia’nin, Micelli ile görüşmek için neredeyse 3 gün boyunca bir otel odasında beklemiş. Bekletilmiş bir aşk kadar tehlikelisi yoktur. Aşk gönül gözünü kör ederek işine başlar.

Micelli’nin yine anlattıklarına göre Giulia, Atatürk Havalimanı’na gitmek için yola çıkmış Kemerburgaz çıkışında ise istikametini tam ters yöne çevirmiş. Tek şüphe burada oluşuyor. ‘Acaba anlık değil önceden planlanmış bir intihar olabilir mi?’ sorusu bu manevra ile omuzbaşınıza dikiliyor. Giulia neden sola değil de sağa döndü burası tam bir muamma. Belki kendisini düştüğü o kuyudan birkaç dakikalığına olsun çıkarabilse Kavacık Kavşağı’ndan dönüp Havalimanına doğru yoluna devam edecek.

Olmuyor…

Aşk bir ‘sırat köprüsü’dür. Hepimiz tek başımıza ya geçeriz ya da geçemeyiz. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nü nerede ise geçtikten sonra arabasını durdurup korkuluklara koşuyor. Kendini boşluğa bırakıyor. Boşluk. Sonrası 3. sayfa hikayesi. Gerçek bir aşkın tek bir kaybedeni vardır: Diğeri ölür.”

Hayatın yazılı olmayan bir kuralı; hiçbir zaman iki yanlış bir doğru etmiyor. Acı ama gerçek…