Hüzün boyacıları: Red House Painters

red-house-painters-3

Havalar fena gitmiyor: soğuk da değil, o kadar sıcak da.. Tehlikeli addedilir aslında böyle zamanlar hep; üşütmek ya da halk dili ile bahar çarpması olmamak işten bile değil. Ben de biraz bundan muzdaribim iki gündür. Geçme evresine yaklaştım sayılır. Biraz da uzun oldu, yazmadım buraya. Dolayısıyla iki gündür modum biraz düşük, ona uygun da bir şeyler buldum kendi çalma listemden. Tam mevsime uygun bir grubu, grubumu tozlu raflardan çıkardım yine: Red House Painters.. Kuvvetle muhtemel çok bir kitlesi yok onların. Fakat öyle bir grup ki, bildiğin anda bir daha bırakmak, bırakabilmek de kabil değil.

mgid uma artist mtv.com 803

California-San Francisco’lu dörtlü 1989 yılında Mark Kozelek önderliğinde sessiz sedasız, kimselerin haberi olmadan kuruldu. Pek gülmeyen, daha doğrusu gülümsemek kabiliyeti düşük olan bu adam, 90’lı yılların başında kurduğu bu grupla birlikte Down Colorful Hill’i ise 1992 yılında çıkardığında ben 7 yaşındaydım. Onları ilk dinlediğimde ise doğduğum günden o zamana tam 23 yıl geçecekti. Gerekli olgunluğa ulaşmış mıydım, bu konuda hala kararsızım. Peki onları ilk dinlediğimde ne hissettim? Kahvemin tadı daha yoğun olmuştu, o gün okulda dersim yoktu, akşam bünyeme giren alkolün etkisi daha bir hızlı aktı gitti, bir an için tüm dertlerden uzak hissettim kendimi..

RedHousePainters.RedHousePainters.cdO güzel, çok özlediğim kentte, İzmir’de öğrencilik yıllarımda bir blog’da karşılaştığım bu herifler, bu sessiz sakin adamlar, benim için bambaşka bir alan yaratacaklardı. Onları ilk dinlediğim albüm Rollercoaster (Red House Painters I) oldu. Grace Cathedral Park ile hayatıma giren Red House Painters, Katy Song ile kardeşim olduğunu kanıtlamıştı. O günden sonra Mark Kozelek denen adamın neyi var neyi yoksa topladım. Fotoğraflarına baktım, albüm kapaklarını inceledim, yurt dışından albümlerini getirttim. Hayatımın kötü sayılacak dönemlerinden birinde arkada fonu oluşturdu bu grup sonra. Tabii ki toparladım, toparlandım; ama onları ilk dinlediğimdeki halet-i ruhiyem aklımdan hiç çıkmadı. Bu yüzden ne zaman bir Kozelek tınısı duysam, ister istemez buruklaşırım. Yüzümdeki tebessüm başka bir hal alır..

Sun+Kil+MoonTürünü merak ediyorsunuz, farkındayım.. Ecnebi buna sadcore ya da slowcore diyor. Bizde böyle müzik yapan biri olsa örneklemek için şunun gibi derdim, fakat yok. Bildiğiniz yavaş bir müzik: düşük tuşeli, orta ya da yavaş tempolu, daha ziyade gitarın biraz ön planda olduğu biraz country, bir tutam folk eklediğiniz güzel, hoş bir müzik işte. Siz belki de onu duydunuz, hatırlamıyorsunuz. Vanilla Sky’ın o mükemmel film müzikleri albümünde Have You Forgotten’ı vardı Amerikan kişilerinin. The Girl Next Door’da Song for a Blue Guitar ile kendine yer buldu grup. Excess Baggage’da ise bir başka klasikleri All Mixed Up’la kendini gösterdi Red House Painters..

Kendini gösterdi ve 2001’de de pes etti. Pes etti dedimse Mark Kozelek kariyerine Sun Kil Moon ile devam etti aynı grilikte. O gruptan bu yazıda bahsetmek istemiyorum pek, zira Red House için düzüyorum bunu. O güzel, o en öznel gruplardan biri için. Hız adamı değilseniz, sizin grubunuzdan bahsediyorum aslında haberiniz yok! İşten geldiğinizde bu akşam ya da güzel bir cumartesi sabahı -artık ulaşabiliyorsunuz her yerden her müziğe nasılsa- şunları dinleyin: Grace Cathedral Park, Katy Song, Mistress, Have You Forgotten, Song for a Blue Guitar, San Geronimo ve tabii ki efsane Medicine Bottle.. Ruh haliniz nasıl bilemiyorum tabii ki, ama bunların ruhunuza iyi geleceğini düşünüyorum. Bir deneyin, kırmayın kardeşinizi..

Not: Jeff Buckley de çok severdi. Bence hala onları dinliyordur melekler arasında..

Red House Painters – Katy Song:

YouTube Preview Image


Red House Painters – Have You Forgotten:

YouTube Preview Image