Hollywood Nazi üniformasını sever

Hollywood… Rüyaları gerçeğe çevirme, olmayanı oldurma ve sevilmeyeni sevdirme gücüne sahip bir sihir fabrikası. Ama bu gün süper görsel efektler, dev bütçeli gişe canavarları, canavarlar, uzaylılar v.b. üzerine yazmayacağım. Hollywood’un alışılageldik sihrini hepimiz biliyoruz ve seviyoruz.

Size Hollywood’un Naziler ve Nazi sembollerinden nasıl beslendiğinden bahsetmek istiyorum biraz. Nazi, Naziler deyince çoğu insanın kanı donar, donmakta da yerden göğe kadar haklıdır. Dünya tarihinin belki de görmeyi tekrar kaldıramayacağı çapta büyük bir yıkımın tek sorumlusu olarak gösterebilirler. Nasyonal Sosyalizm aslında derinlikle incelenmesi gereken ve buradaki satırlara sığmayacak fraksiyonlarıyla geniş okumalara sahip çok enteresan bir siyasi görüş akım partidir. Artık siz nasıl adlandırırsanız…

Popüler kültürde bilinen adı ve yüzüyle Nazi denildiğinde akla hemen uğursuz siyah üniformalı, yakasında Almanca “Toth” (ölüm) anlamına gelen gümüşten yapılma kurukafa ve kemiklerden oluşan bir arma, belindeki kemerde Gott mit uns (Tanrı bizimle) yazan bir toka taşıyan uzun boylu, buz gibi ifadesiz mavi gözlü sarışın ideal bir erkek figürü gelir. Üniforması jilet gibidir ve ayağında diz kapaklarına dek yükselen pırıl pırıl siyah çizmeleri ve başında abartılı genişliğe sahip, bir gözünün üzerine hafif kaykılmış bir kasketi vardır. Eski Germen tanrılarına kafa tutacak bir ikon…

İşte bu hem çok çekici hem de çok ürkütücü görüntü Hollywood’un da hemen dikkatini çekmiştir. Öyle ki bir süre sonra starlık seviyesine yükselmeye başlayan veya kariyerinin en iyi, en olgun dönemlerini yaşayan starlar hayatlarında bir kez bir Nazi rolü oynamak için can atar olmuşlardır. Kimler mi? Geçmişten başlayarak kısa bir tur atalım. Richard Burton, Clint Eastwood (Where Eagles Dare), Michael Caine, Robert Duvall (The Eagle Has Landed), James Coburn (Cross of Iron), Marlon Brando (The Young Lions), James Mason (The Desert Fox), Peter O’Toole, Omar Sharif (The Night Of The Generals), Yul Brynner (Triple Cross), tabii ki Charlie Chaplin (The Great Dictator), ürkütücü Malcolm Macdowell (The Passage), Roger Moore (Escape From Athena), kan donduran oyunculuğuyla Ralph Fiennes (Schindler’s List), Ed Harris (Enemy At The Gates), müthiş oyunculuğuyla Christoph Waltz (The Inglorious Bastards) ve Tom Cruise (Operation Valkyrie) Nasıl güzel liste değil mi? Tabi şimdi yazıya Hollywood Nazileri sever tadında başladık ama Avrupa sinemasından çıkan ve tarihe geçmiş Nazileri oynayan öyle oyuncular var ki hepsi dudak uçuklatır. Bir iki tanesini ismen analım başka bir yazıya bırakalım detayları. Akıl almaz oyunculuk gösterisiyle en büyük Nazi’yi yani Adolf Hitler’i oynayan Bruno Ganz (Der Untergang), Thomas Kretschmann (The Pianist) müthiş denizaltı kaptanı Jürgen Prochnow (Das Boat)…

Tabi bir de olayın şöyle bir yüzü var. Bu kadar sevilen oyuncular tarafından defalarca beyazperdede canlandırılan, tarihin karanlık sayfalarından çıka gelen bu hayaletler herkes tarafından kabul edilebilir bir görünüm kazanmıştır. Bu oldukça tehlikeli bir oyun aslında. İşin iç yüzü aslında hiç de öyle değildir. Gerçek Naziler hiç sevimli tipler değildiler. Tek bir emirleriyle koca bir ordu kıyıma veya bir kamp dolusu masum insan gaz odalarına gidiyordu. Burada bir parantez açıp Bryan Singer’in 1998 tarihli The Apt Pupil adlı filminden bir sekansı hatırlatmak istiyorum. Yaşlı komşusunun eski bir Nazi savaş suçlusu olduğunu keşfeden genç onunla tehlikeli bir ilişkiye girer. Bir gün ona kostümcü dükkanından aldığı bir Nazi üniformasını hediye eder. Zar zor ikna edip giydirdiği üniformanın iki büklüm yaşlı Nazi’de (Bu günün Gandalf’ı Ian McKellen oynar yaşlı adamı) yarattığı etkiyi aşağıdan izleyin derim. Bu filmin senaryosunun Stephen King’in aynı adlı kısa bir öyküsünden yazıldığını da söyleyelim.

Son söz olarak size birkaç yıl önce ortalığı ayağa kaldıran bir haberden bahsedip yazıyı bitirelim. Nazi üniformalarını üreten Hugo Boss (bildiğiniz meşhur Alman erkek giyim markası) ve Nazilerin şıklığıyla ilgili bir haber yapan ünlü bir haber dergisinin başı yaptığı haberle derde girip herkesten özür dilemek zorunda kalmıştı.

Gerçek bazen o kadar korkunçtur ki insanlar onun gerçek olduğuna inanmak istemez. Toplama kamplarında ölen 6 milyon masum insan, o kadar büyük bir rakamdır ki kimse bu rakamın gerçekliğine inanamaz. Naziler o kadar korkunç işlere imza atmışlardır ki kimse onların bu kadar kötü insanlar olduklarına inanmak istemez. Yalnız bu işleri enine boyuna incelemiş biri olarak, Prusya geleneğiyle yetişmiş gerçek Alman askerlerini bu maskaralardan ayrı tutmak gerektiğini söylemek lazım.

The Apt Pupil efsane sekans

YouTube Preview Image