Hepimiz hala bekliyoruz: Six Feet Under

Çete’de info’larımızda kendi adıma şunu yazmıştım: The Sopranos ve Six Feet Under, dizi olayındaki son noktalarıdır. Neden bilmem –halbuki elimde izlemek için indirdiğim deli gibi dizi varken- geçen hafta Six Feet Under’ın final sezonunu seyretmek geldi içimden. Beşinci sezonun ilk bölümünü izlemeye başladığım andan itibaren, acı bir gülümsemeyle dizinin son sezonunu izlemeye koyuldum; o 12 bölümü..

Final sezonunun mottosu şuydu: ‘Everything. Everyone. Everywhere. Ends.’ Bunu bile bile o 12 bölüme giriştiğim ilk an geldi. Yani üç yıl önceki ilk izleyişim.. İtiraf edeyim, dünyanın en iyi iki dizisinden birisi Six Feet Under (diğeri bittabi The Sopranos).. Yapılana kadar daha iyisi bu demiyorum, en iyisi diyorum; üstü yapılmayacak.. En azından benim için.. Böylesine bir pozitif ön yargıyı oluşturacak ne yaptı bu dizi, aslında buna bakmak lazım..

Bu diziyi izleyenleri (sevenleri demiyorum dikkat ederseniz, çünkü sevmeme kabilinden bir şey yok) ve bilhassa Six Feet Under izlediklerini belirten insanları bağrıma basasım geliyor. O an şöyle olur inanın: ‘Six Feet Under’ı izledin mi?’ Ve karşıdan cevap gelir: ‘Sen ne diyorsun!. Hayatımı Six Feet Under’dan önce ve sonra diye ayırıyorum..’ Bu gerçektir. Abartı yapmıyordur karşınızdaki ve soruyu size soran adam, eğer diziyi izlemişseniz böyle bir tepki vereceğinizi zaten bilir.. Yine de sizi durdurmaz, çünkü çok popüler bir dizi değildir; bir Dexter değildir misal.

Bir cenaze evi işletmecisi olan Nathaniel Fisher’in dizinin pilot bölümünde bir trafik kazasında ölmesi sonucu, oğullarının (David Fisher ve Nate Fisher Jr.) bu aile şirketinin başına geçmek zorunda kalmasıyla başlıyor bu hikaye. Her bölümün başında, o bölümde o cenaze evinde servis görecek olan bir ölünün (ya da müşteri de diyebiliriz) nasıl öldüğünü görürüz. Tabii ki bu sadece bir giriştir. Asıl olay ise Fisher ailesinin ve onların çevrelerindeki insanların hayatlarının nasıl ilerlediğidir. Bu diziyi izleyen her ölümlünün dediği gibi ‘insan ilişkileri’dir bu dizinin konusu ve bu başka hiçbir dizide bu kadar derinlemesine işlenmemiştir kanımca.

Ailenin annesi Ruth Fisher, kuvvetle muhtemel dizi dünyasının gördüğü en sosyopat karakter (belki Desperate Housewives’ın Bree’sine de böyle diyebiliriz). David Fisher (şimdinin Dexter’i) inanılmaz naif, aynı zamanda obsesif bir cenaze levazımatçısı ve gay. Amerika gibi bir yerde coming out’u hiç de kolay olmayan bir gay hem de. Yakışıklı Nate Fisher Jr. ise  kendisini kendi bile anlamadan cenaze evinin başında bulan bir –aslında- başına buyruk bir adam. Claire Fisher ise benim aşık olduğum küçük kızıl kardeşi ailenin; görüp görebileceğiniz en ergen triplerine haiz tipik bir Amerikan.. Bazen ağzına terlikle vurmak istersiniz, ama bir yandan da çok seversiniz.. Tabi bir de, daha ilk bölümde mortu çeken ailenin babası, über varlık, ultra kişilik Nathaniel Fisher var.. Hayalet olup ailedeki herkese gözüken aşmış bir karakter bu..

2001-2005 yılları arasında yayınlandı dizi. IMDb’deki oylaması 8.9. Az.. 10 üstü bir puanlama koyması gerekirdi sitenin bu diziye. O kadar özlüyorum ki Six Feet Under’i.. Hayatımdaki en iyi dizi olmasını geçtim, buna öyle bir final bölümü çekildi ki.. Gelmiş geçmiş (ve bence gelecek) en iyi final bölümüdür dünya üzerindeki.. Spoiler vermemek için konuyu belirtmiyorum, ama dizinin son 10 dakikasında –gerçekten söylüyorum bunu- hüngür hüngür ağladım! Ağlamamın iki nedeni vardı. İlki, benim bir parçam olmuştu dizi ve bitiyordu! 10 dakika sonra Six Feet Under bitecekti! İkincisi ise, ben Six Feet Under’dan sonra hangi diziyi bu kadar sahiplenecek, daha doğrusu nasıl kolay kolay bir dizi beğenebilecektim..

Dediğim de çıktı. The Sopranos ve Six Feet Under’dan sonra sadece ‘iyi diziler’ izledim. Belki arada bir Mad Men çıktı bana o tadı yeniden biraz yakalamamı sağlayan. Belki bir de Boardwalk Empire.. Ama hiçbiri Six Feet Under’ın yerini dolduramadı. Gönül bağım var, o kadar benim ki bu dizi, o kadar benimsemişim ki Fisher’ları, oturup bu yazıyı çiziktiriyorum işte. Ölümü bu kadar hayatın içinde gösteren başka bir dizi görmedim. Bu yönden de çok ama çok gerçek işte Six Feet Under.. Diziden bir replikle bitirmek güzel olacak uzattığım yazımı:

Nate: Ne zaman başım ağrısa, şimdi ölebilirim diyorum.
Haham: Çok korkuyor olmalısın.
Nate: Evet, öleceğim.
Haham: Evet, ben de öyle.
Nate: Sahi mi, senin neyin var?
Haham: Bir bedenim..

Not: Bu diziyi izlemeden yazdıklarımı tam olarak anlayamazsınız.. Dizi kavramına aşk dersek, Six Feet Under ne sevgi, ne seks ne de aşık olduğunuz kişidir.. Sizsinizdir Six Feet Under, ki bu da her şey demek..

Six Feet Under – Main Theme:

YouTube Preview Image
Comments
  1. Gizem

    yazinin basligini gorunce nasil sevindim ve heyecanlandim anlatamam. nihayet birileri six feet underdan bahsetti.. bu diziyi her canli izlemeli derim. gelmis gecmis en iyi dizidir. diziler ustu bir konumdadir hatta. olum ve yasam ve aradaki hersey bu kadar mi guzel islenir?! ve oyle bir finali vardir ki ve oyle bir yerden yakalar ki insani evet aynen bir daha asla ayni kisi olamazsiniz:)) dizinin muzigi geldi direk su an kulagima:)) ozlemisim, ben de mi izlesem yeniden?:) ellerinize saglik..

  2. Mustafa Gündoğdu

    hakikaten de öyle, belirttiğim gibi dünyanın en iyi dizisi.. ötesi yok, olmasın da zaten.. dizinin finalinde çalan sia’nın breath me’sini yolda yürürken duysam inan yine gözlerim dolar.. o finalden sonra ben şunu demiştim kendime: musti, sen six feet under izlemiş bir insansın artık : ) nasıl bir dizi izlemek bir insanın hayatında bir belirteç olur diyenlere ise, buyrun izleyin bakalım demek düşer bana da..
    yorumun için teşekkürler.. çünkü neler hissettiğini bire bir anlıyorum : )

  3. Gizem

    sen yine baska diziler de izlemissin ardindan, ben baslayip baslayip biraktim. 6 feet underin yeri dolmaz:) gercekten hayata bakisim degisti izledikten sonra. hatta belki cok iddiali olucak ve biri dram digeri scifi ama filmde lotr ise dizide 6 feet underdir diyorum:) diziyi konu aldigin icin asil ben tesekkur ederim izleyenler adina. yasasin six feet under kardesligi:)

  4. Mustafa Gündoğdu

    ben teşekkür ediyorum ilgine gizem.. yaşasın, ilelebet (:

  5. volkanp

    everybodydies, everything ends, everything changes,

    everything i touch turns to shit….gibi cümlerle aklımda yer eden, kısacası everybody wtach diyebileceğim dizi…

  6. Seyhan Ahen

    Diziyi yıllar önce Cnbc-e’de rast geldikçe izliyordum.O zamanlar çok farkına varmamıştım ama geçen ay ilk sezondan itibaren başlayıp bir çırpıda izledim.Dün de bitirdim diziyi ve şu an hayatımda bir boşluk oluşmuş gibi.Hani okulu bitirirsin, ”e tamam da şimdi ne yapacağım ben” durumu vardır ya işte aynen öyle bir haldeyim.Hayatımda bu kadar gerçekçi, çarpıcı bir şey izlememiştim.Her bölümde hayatı sorgulatan, ne için yaşadığımızı irdeleten bir dizi gerçekten izlemedim.Ya o seçilen karakterlere ne demeli.5. sezonda son bölümde resmen ağladım.Özellikle final bölümü tam bir efsaneydi.Kısa film gibiydi.Sanırım bir süre sonra bu diziyi tekrar izleyeceğim.

  7. damla

    dizinin son sezonunun son 5 bölümünü henüz izlememiş bi insan olarak okudum ve “Spoiler vermemek için konuyu belirtmiyorum, ama dizinin son 10 dakikasında –gerçekten söylüyorum bunu- hüngür hüngür ağladım! Ağlamamın iki nedeni vardı. İlki, benim bir parçam olmuştu dizi ve bitiyordu! 10 dakika sonra Six Feet Under bitecekti! İkincisi ise, ben Six Feet Under’dan sonra hangi diziyi bu kadar sahiplenecek, daha doğrusu nasıl kolay kolay bir dizi beğenebilecektim..” bu sözler bile ağlamama yetti. bitirmek istemiyorum ama deli gibi izlemek istiyorum. ne yapacağını bilemeyen bir aciz genç kızım işte. :) güzel bi zamanda denk geldiğimi ve bu diziyi izleyebildiğim için de son derece şanslı olduğumu düşünüyorum. yazıyı tesadüfen okuyunca nasıl sevindiğimi söylemek için yazacaktım halbuki sadece. baya uzattım sanırım, teşekkürler. ellerinize sağlık. :)

    • Mustafa Gündoğdu

      diyorum ya, bu diziyi izleyenler anlayabiliyor ne demek istediğimizi : ) son beş bölümdesin demek, yerinde olmayı isterdim ( :
      yine de defalarca izleyeceksin bu diziyi, en azından son sezonu. tıpkı her six feet under izleyen ölümlüler gibi.. yazıyı beğenmene sevindim damla. sana iyi izlemeler, iyi translar (:

  8. Kaan

    The Wire’ı kesinlikle öneririm o SFU ve The Sopranos bermuda şeytan üçgenidir benim için. Ayrıca BÜTÜN fikirlerimiz aynı vay be. Yalnız benim için SFU her zaman bir adım önce Sopranolardan. :) Hayatımda izlediğim en iyi şey.

  9. beyza

    Ben de six feet under üzerine bir yazı yazsam birebir aynı şeyleri söylerdim. Bu konuda benimle aynı düşünen insanların var olduğunu bilmek bile güzel. Benim de sorum şu, bundan sonra ne izleyebileceğiz? Hiçbir diziyi tamamlayamıyorum artık, yine de tavsiyeleriniz varsa bilmek isterim. Teşekkürler…

  10. beyza

    Ben de six feet under üzerine bir yazı yazsam birebir aynı şeyleri söylerdim. Bu konuda benimle aynı düşünen insanların var olduğunu bilmek bile güzel. Benim de sorum şu: bundan sonra ne izleyebileceğiz? Hiçbir diziyi tamamlayamıyorum artık, yine de tavsiyeleriniz varsa bilmek isterim. Teşekkürler…

  11. Emre Dinç

    Merhaba. Bir kaç sen önceki duygularıma tercüman olmuşsunuz. The Sopranos, SFU, OZ gibi yapımların üst katmanı, nirvanası olan The Wire dizisini ( yahut belgesel ne denirse) izlemenizi öneririm.