Hayvan hakları yasası derken, kaçırdıklarımız!

Hayvan hakları üzerine yasa yapanlar, insan hakları ile ilgili yasa yapanlardan farklı bir tavır tutunmuyorlardır bence. Hatta çimlerin üzerine basmayın diye bitki hakları savunucuları da ülkemizde türüne az rastlananlardandır. Tek bir evrensel kanun olmalı oysa. Yaşam hakkı kanunu. Ben de bu tasarıyı okuyucuların meclisine sunmak isterim. Tek bir yaşam hakkı, bütün meseleleri çözmeye yeter. Ancak bunu bir eğitim değil de bir kanun ile sağlamaya çalışırsanız, içi boş kalır.

Geçtiğimiz hafta muhteşem bir yürüyüş gerçekleştirildi. Hayvan haklarına karşıt bir yasa tasarısı meclise düştü. Birileri elbet birşeyleri korumaya çalışıyor. Haklı sebepleri var. Ancak bir hukuk ülkesi denebiliyorsak, kanunların da net ifadeler kullanması gerekir. Aksi halde kanun zaten işlevini görmeyecektir. Sahipli ya da sahipsiz hayvanı belediyeler götürebilir dediğiniz zaman, uçan martılara da zincir vurabilirsiniz.

Kanun uygulayıcıların keyfine bırakılmaz bir mesele. Net olarak altı çizilmelidir. Sokakta mahallelinin maskotu olan bir Çaki var. Çaki çirkin. Huysuz ve de yaşlı bir köpek. Yabancılara saldırmaz ama sinir oldu mu da korkutur. Daha henüz Çaki’ye bir parçasını kaptıran çıkmamıştır ama Çakinin diş gösterdiği çok insan olmuştur. Gene de kimsenin peşinden kovaladığını göremezsiniz. Şimdi bu Çaki, kendisini rahatsız eden bir insana, diş gösterdi diye hakkında şikayetçi olunabilecek bir köpek. Şikayet varsa belediye ille birşey yapacak. ‘Biz konuştuk Çakiyle, bir daha yapmayacakmış’ diyemeyeceklerine göre, Çaki, barınaktaki yerini alacak. Kanuna uygundur ancak Çaki de hali hazırda suçsuzdur. O Çaki en fazla bir kaç ay yaşar barınakta. Şu an ölmeyi bekleyen binlerce akranı gibi.

Yaşam hakkı hayvanlar arasında müthiştir. Bir aslan karnı aç değilken avlanmaz örneğin. Bir aslanın günde 10 geyik avlaması, ikinciden itibaren geyik olurdu. Hatta her gün dahi avlanmak zorunda değildirler. Ben bir köpeğin sebepsiz yere zarar vereceğini de düşünmüyorum. Siz kışkırtmadıysanız da, birileri bunu başarmıştır. Bu İstanbulun artığı bile, binlerce hayvanı doyuruyorken, başlarını sokacak bir kuruluk, sıcaklık elbet buluyorlarken, onları başaramayacağınız bir şekilde, barınma makyajı ile, ait olduğu yerden alıp götüremezsiniz. Bu yüzden de kanun neyi anlatmak istiyorsa, keyfiyete bırakacak ikilemlere sebep olmadan, sınırlarını net olarak ifade etmelidir. Bir varlığı ait olduğu yerden alıp, hiç ait olamayacağı bir yere koyuyorsanız, onun yaşam hakkını ihlal ediyorsunuzdur.

Yaşam hakkı evrenseldir. Bunun ülkesi, ulusu, insanı ya da hayvanı olmaz. Hayvan kelimesini az gelişmişler için kullanırız. Ben sokakta rast gele korna basanlar, agresif yapanlar, durduk yere olay çıkartanlar, birilerini yarayanlar, zalimlik yapanlar, bir canlıya tecavüz edenler için yasa tasarısı istiyorum asıl. Her gün Umut’un evine bir avuç yiyecek almak için gelip, kapıda içeri girmeden bekleyen, Patates için değil. Ben kendimi ondan koruyabiliyorum; onu da kendimden koruyabiliyorum. Başkalarını kendinden koruyamayanlar için tasarılar yapmalısınız. Barınaklarınız, onlar için olmalı. Ben bugün sokak hayvanı dendiğinde malesef bir tek hayvan görmüyorum. Gene de onların yaşam hakkı, en az benimkiler kadardır.

Kimi şehirler var bu dünyada, kuşlar ellerinizden yemek yiyorlar.  Hayvanlar, yaşamayı, deneyimleyerek ve refleksler (tepkiler) öğrenerek başarırlar. Bir kaç kötü tecrübe sonrası, artık sizle iletişimini kendi keser. Hiç bir hayvan, karnı toksa ve yaşam alanına saldırılmadıkça, size saldırmaz. Hatta siz onları nasıl eğitirseniz, öyle yaşamayı da öğrenirler. Katil köpek balıkları, ufak balıklarla aynı havuzda yüzüp onları yemiyorlarsa, bu eğitimle olur. Bir genç, kutunun içindeki kediyi tekmeleyerek öldürüyorsa, demek ki çok basit eğitimleri insana veremiyoruzdur. Zaten insanlar hayvan hakkı yasaları yapıyorsa, hatta kendi hakları ile ilgili yasalar yapıyorsa, aslında o şeyi kendinden korumaya çalışıyordur. Ne yazık..

Şimdi diyeceksiniz ki, iyi de kardeşim, bu kadar konuşuyorsun, senin çözümün nedir ? Eğitim tabiki de. Yaşam hakkı eğitimi verilmeli insanlara. Başkalarının yaşam haklarını ihlal eden insanları nasıl ıslah etmeye çalışıyorsak, hayvanları da ıslah edelim. Maalesef görülüyor ki, onların ıslahı bazen bizden bile kolay. Barınaklar değil, hayvan eğitim merkezlerimiz olsun. Hayvanların, geçici misafir edildiği okullar. Hatta çocuklarınızla gidip sosyal paylaşımlar yapabileceğiniz bir merkez. Huysuz köpeklerin insanlarla yeniden iletişim kurabilmesini sağlayan bir merkez. Müdür olarak da köpeklere fısıldayan adam – Cesar Millan’ı öneriyorum elbet. Sokağınızdaki Çakiyi götürse bile, zararlı olmadığını anladığında, hadi biraz eğitildikten sonra diyelim, getirip mahallesine bırakabilen bir merkez. Sonra petshoplardan parayla almayalım hayvanlarımızı. Hazır eğitimli ve bir aileye ihtiyaç duyan hayvanlara evimizi açalım. İnanın bu hayvanlarla duygusal ilişkileriniz daha kolay olacaktır. Hayvanlar ona kucak açanları iyi bilirler, onlara kendilerini teslim ederler. Petshoplarda satılan ve safkan olması için anneleri ile ve kardeşleri ile defalarca çiftleştirilen, en basit hastalıkta sizi ve kesenizi üzen, görüntüsü aynı kalmasına rağmen tek tipe dönen ve karaktersizleşmeye başlayan safkan sandığınız hayvanlardan daha mutlu edeceklerdir sizi. Bu merkezlerde, hayvanlarla sosyalleşebilme imkanı tanınırsa, petshoplardan farklı olarak, o hayvanla anlaşabildiğinizi bilerek onu alabilirsiniz. Böylece bir iki sene sonra bir kaç mahalle öteye bırakılan hayvanlar da olmaz.

Biraz düşünelim dedim, uzun oldu, çok doluydum diyelim. İyi seyirler sevgili okuyucu…

Comments
  1. Fatma

    Sevgili Dostum Ülkemizin kanayan bir konusunu gündeme getirdiğin için çok memnun oldum ve kutluyorum.Senin ve dostların gibi değerli insanların desteği ile sesimizi ne kadar çok duyurursak o kadar çok toplumda farkındalık yaratacagımızı düşünüyorum.Allahın yarattığı tüm canlının bizlerle yaşama ve yaşam alanlarımızı ortak kullanma hakkına sahip oldugunu düşünüyorum.Amaç onları yok etmek değil onları nasıl toplumda yaşayan bireylere zarar vermeden,aramıza katılabilmesini sağlamak olacagını düşünüyorum.Her gün bir hunharca kulakları kesilmiş,dişi-erkek demeden tecavüze ugramış,bagırsakları çıkartılmış,ayakabı sektöründe kullanılmak üzere canlı canlı derileri soyularak çöpe atılarak ölüme terk edilmiş hayvan haberleri duymak artık beni insanlığımdan utandırıyor.Tabiki biz insanlar insanlara o kadar büyük zalimlikler yaparken bu savunmasız hayvanlara yapması çok abes-le iştigal olmasa gerek değilmi:::((((
    HZ.Mevlananın Hayvanlarla ilgili Güzel bir sözü ile bitirmek istiyorum
    Allah der ki;
    ”Onlar benim sessiz kullarımdır.O gün geldiğinde(Mahşer)hepsi dillenip tek tek hesap sorucaklardır”

    • Erdal Batıbay

      Teşekkürler Fatma, ağzına sağlık. İnsanların doğadan kopuk yaşaması, hayvanları da obje gibi görmesine sebep oluyor sanırım