Haftanın romanı: Nazar

Haftasonu kitapçıyı tavaf ederken, yeni çıkanlar bölümünde Reha Çamuroğlu’nun Nazar’ıyla karşılaştım. Tarihi romanlara ilgisi olanlar Çamuroğlu’nun birkaç romanını muhakkak okumuştur sanıyorum. Gel gelelim kendisiyle henüz tanışmamış olanlar için Son Yeniçeri, İsmail ve Kalem Efendisi romanları iyi birer başlangıç olacaktır – şiddetle tavsiye edilir.

Reha Çamuroğlu tarih bölümü mezunu bir edebiyatçı. Romanlarına başarılı biçimde yedirdiği tarihi olayları öyle akıcı bir dille harmanlar ki, kitabı bitirene dek başka hiçbir şey yapmak istemezsiniz. Romanlarına ağırlıklı olarak dönemin hakim ideolojisinin karşısındaki ideolojileri ve heterodoks inancı benimseyen karakterleri konu eder. Söz gelimi Son Yeniçeri’nin sadece Bektaşilik üzerine bir okumasını yapmak mümkündür. Aynı şekilde İsmail’de de heterodoks ve Ortodoks İslam inançlarının bir çatışmasını okuruz. Zaten Çamuroğlu’nun akademik çalışmaları da İslam heterodoksisi üzerinedir.

Gelelim yazarın son romanı Nazar’a: Nazar, romandan ziyade uzun hikaye olarak nitelendirebileceğimiz bir metin. İlginç bir şekilde romanın başkahramanı bu kez bir Türk ya da Müslüman değil. Hikaye, Ortaçağ İtalya’sının Novi isimli bir köyünde geçiyor ve Reha Çamuroğlu bu kez bizi bir cadı avının tam ortasına götürüyor. Nazar, Ortaçağ’daki engizisyon mahkemelerinin en büyük meşguliyeti olan cadılara heterodoks bir bakış açısıyla yaklaşıyor – ki zaten o yıllarda cadılıkla suçlanan kadınların cadı filan olmadığı, daha doğrusu cadılığın dönemin güç otoriteleri tarafından uydurulan bir gündem bulandırmacası olduğu hepimizin malumu. İşte Nazar’da kendini Tanrı Baba yerine Doğa Ana’ya adayan şifacı Margarita’nın hakim ideoloji, politik çıkarlar ve Katolik kilisenin kör dayatmaları yüzünden yargılanışı, hem Margarita’nın, hem din adamlarının, hem halkın gözünden anlatılıyor. Böylece ortaya Ortaçağ’a dair çok canlı, gerçekçi ve etkileyici bir metin çıkıyor.

Reha Çamuroğlu roman yazar da, içine bir Türk koymaz mı? Koyar elbet. Türk şifacı Hidayet ve Fatıma’nın gözü bize ve Margarita’ya roman boyunca eşlik ediyor.

Nazar, muhakkak okunması gereken bir roman. Akademik geçmişinden destek alan Reha Çamuroğlu, araştırmacı yazarlığın romancılık için ne kadar önemli olduğunu ve edebiyatla harmanlanan tarihi olguların ne kadar başarılı bir şekilde okura sunulduğunun bir resmini daha kendi üslubuyla çiziyor. Hele ki bir de son sözü var ki, okumaya ve üzerine düşünmeye değer: Hıristiyanlıktaki şeytan kavramı ile İslam’daki şeytan kavramlarının nasıl yer değiştirmeye başladığına ve cadı avının 21. Yüzyıl Ortadoğusunda nasıl hortladığına dair bu yorum, eminim sizin de kanınızı donduracak.

İyi okumalar!