Haftanın kitabı: Korkma Ben Varım

Geçtiğimiz hafta Murat Menteş’in romanı Korkma Ben Varım‘ı okudum. Yüzümü elime alarak söylüyorum ki, büyük olasılıkla o yıllarda belli başlı yazarlara saplantılı olduğumdan, ilk baskısı 2009’da yapılmış bu romandan haberim olmamış, heyhat. Yazarın başka bir popüler romanı Dublörün Dilemması’nı da çevremden gelen ısrarlara rağmen henüz okuyamadım mesela – böyle de tembelim. Gel gelelim yeni, farklı ve okuyucuyu cümleleri arasına hapseden metinlere imza attığını bu romanla gördüğüm Murat Menteş konusunda artık hayli heyecanlıyım. Öte yandan, Korkma Ben Varım’ı çoktan okumuş olsanız bile, bir ihtimal bu yazıdan keyif almanız mümkün. Zira aşağıda, yeni bir yazar ve yeni bir üslup keşfetmiş okuyucunun heyecanına şahit olacaksınız.

safe_image.php

Korkma Ben Varım, Uzak Doğu’dan Afrika ve II. Abdülhamit dönemi Osmanlısına, mafya raconu kesenlerden büyücülere ve günlük hayatın teferruatsız insanlarına, tehlikeyle iç içe aşk hikayelerinden vahşi intikam yeminlerine kadar uzanan cümbüş havasında bir metin. Bu denli birbirinden uzak ve ilişkilendirilmesi zor detayların bir araya geldiği bir romanı yazabilmek için yazarın hem çok güçlü bir hafızası, hem elle tutulur bir birikimi, hem araştırma kabiliyeti, hem de romancılık yeteneği olması gerektiği bir gerçek. Hal böyle olunca da Menteş’i tebrik etmek gerekiyor.

Roman, yazarın bilincini alt/üst ayrımı yapmadan kağıda kustuğu, fakat bunu yaparken romancılık esaslarını hiçe saymadığı bir yazın örneği. Kısaca denebilir ki, karşımızda deneysel, ama deneyselliği yüzünden okurla arasına duvarlar örmeyen sürükleyici bir metin var. Okur, her ne kadar maruz kaldığı benzetme ve bilgi bombardımanı altında ilerlemeye çalışırlen olay örgüsünün ucunu yer yer kaçırıp ne okuduğunu şaşırsa da, gücünü ve neşesini aykırılıktan alan bu benzetmeler ve ansiklopedi sıkıcılığından azade bilgi sağanağı insanı o kadar tatmin ediyor ki, hikayenin ucunu yeniden yakalayabilmek için romanın sonuna kadar sabretmek hiç zor olmuyor.

 

“Bir romanda neler esastır?” sorusunun cevaplarından sadece vurucu son ve toplayıcı ana hikaye noktalarına riayet eden metin, yazma heveslilerine de özgünlüğü ve deneyselliği açısından cesaret veriyor. Deneysellik denince okuyucunun gözü korkar – hani daha önce hiçbir örneğini izlemediğiniz modern dans gösterilerinden birine gidip saatlerce içiniz bayılarak oturacak gibi olacağınızı hissedersiniz. Bana inanın bu roman öyle değil. Daha önce bu denli başarılı bir deneyselliğe şahit olma şansına henüz erişmediyseniz, Korkma Ben Varım’ı muhakkak deneyiniz derim.

Küçük bir tavsiye: Romanı elinizde bir kalemle okuyup hoşunuza giden ifadelerin altını çizin. Zira kitap bittikten sonra Cem Yılmaz gösterisinden çıkmışçasına boş boş etrafa bakacak, çok eğlenmiş ama neden eğlendiğinizi unutmuş olacaksınız.

Abidin Dandini; Saygılar güzel abim.