‘Güzel’ ve ‘Taş’ gibi bir albüm

A008_C007_1016V7Bazı insanların sesi güzeldir, bazı insanların sesi ise huzur verir. İşte benim için ikinci kategoride yer alan şahıslar içerisine giriyor Mert Tünay… Son yaptığı albüm ‘Güzel’ ile bir hayli ses getirdi. Heybeliada’da bir grup arkadaşıyla çektiği bu son derece samimi klibi ne zaman izleseniz ya da hadi izleyemediniz Güzel’i ne zaman dinleseniz içinizde bir ritm duygusu oluşuyor.

Amma velakin Tünay’ın bir de Taş diye bir şarkısı var ki işte o şarkının yeri benim için ayrı. Zira kendisi bu şarkıyı Hrant Dink cinayetinin üzerine okuduğu bir makaleden etkilenerek yazmış. Evet “Ne biçim bir albüm bu?” diye sorabilirsiniz. Verebileceğim tek yanıt “O biçim” olur. Çünkü belli bir kalıbın içerisine sokamayacağınız, soksanız da haksızlık yapacağınız bir albüm “Güzel”… Kısacası adı gibi “Güzel”.

Albüm’ün Tünay’ın elinden çıktığı aslında çok belli. Siz de Tünay ile röportaj yapsaydınız aynı şeyleri düşünürdünüz eminim. Zaten verdiği yanıtlardan da ‘Bir acaip’ olduğunu anlayacaksınız. O kadar Kristal Elma kazan, o kadar müzisyene söz yaz, beste yap, tüm bunları “Hadi anlat bakalım” dediğinde; “Of çok sıkıldım ya, daha eğlenceli şeylerden bahsedelim” yanıtını al. Başkasına sorsan bir saat anlatır, diğer soruya geçmek için “Araya nasıl girsem?” diye düşünürsün. Son derece mütevazi bir o kadar da yumruğunu gerektiğinde masaya vuran cinsten Mert Tünay…

Söz konusu inandığı düşünceler olunca bir anda parlayıveriyor. “İnandığım şeyleri söyleyemiyorsam insan olmamın ne önemi var?” diye düşünecek kadar da bu dünyamızın (Ya da ülkemizin mi desek) dışında bir insan…

Röportajda önce tıkandık, sonra açıldık desem yanlış olmaz. Kendisiyle ilgili sorular sorduğumda ne kadar uzaklaştıysak, kendisi dışındaki sorularda o kadar yakınlaştık. Ancak ‘kısa ve öz’ geçen röportaj bittiğinde “Ya ben ne yazacağım, adam da birşey söylemedi ki” diye düşünürken, kaseti çözdükçe ne çok şey söylediğini farkettim. Bazı adamlar kısa ve öz konuşur! Ama konuşur! Ağdalı cümlelere ihtiyaçları yoktur. İşte Tünay hem yaptığı müzikte hem de söyleşilerinde (ve eminim dost sohbetlerinde de) böyle bir adam.

Henüz dinlemediyseniz, şiddetle tavsiye. İşte Tünay ile yaptığımız röportaj-ı şahane…

Müziğe nasıl başladınız diye başlayalım mı?

Müziğe profesyonel olarak üniversite yıllarında başladım. Ancak ‘müziğe başlamak’ diye birşey aslında yok. Çocuk yaşlarda bir yerlerden yakılıveriyorsunuz müziği. 5-6 yaşlarındayken birşeyler kurcalamaya başladım. Müzik hayatınıza bir kere giriyor ve bir daha hiç çıkmıyor.

Eğitiminiz bambaşka bir alanda sanırım…

Üniversitede kimya okudum. Master ve doktorada müzik eğitimi aldım. Ancak kimya hiçbir zaman umurumda olmadı. ODTÜ’de okumanın keyfini çıkartmak için okudum diyebilirim. İstanbul’a geldim. Burada reklam müzikleri üzerine bir takım şirketlerle iş yapmaya başladım, sonra da kendim birşeyler yapmaya başladım. Birileriyle sahneye çıktım, bir sürü insana söz yazdım beste yaptım vs…

Bu kadar önemli işlere imza atıp da sizin gibi böyle üstünden geçen sanatçı bulmak zor bu devirde…

Benim en sıkıldığım şey kendimden bahsetmek…

Bence bahsedin, ne güzel işler yapmışsınız!

Sıkılıyorum ya, ne yapayım? Daha eğlenceli şeyler konuşabiliriz.

3Peki konuyu değiştirelim o zaman. Siz söylemiyorsunuz ama ben söyleyeyim. Teoman, Özge Fışkın, Sertab Erener gibi birçok isimle çalıştınız. ‘Kendi albümünüzü yapmak’ fikri nasıl oluştu?

10-15 yıl stüdyoda oturup müzik yaptım. Hayatımın yüzde 90’ı stüdyoda geçiyordu. Sahneye çıkmayı çok özlemiştim. Artık biraz daha fazla sahnede olmak istiyordum. 2-3 yılda şarkıları yazdım. Nisan ayında da albüm çıktı. Sonbaharda da devamı geliyor. Öyle oldu işte!

Albümün devamı derken?

Albümde şu anda dört şarkı, iki de remix var. Sonbaharda da 10-12 şarkılı bir albüm geliyor.

Güzel ve Taş’ı dinlediğimde birbirinden bağımsız iki şarkı gibi geliyor bana. Albümün karmasına baktığımızda nasıl renkler var?

Aslında çok da bağımsız değil. Tüm şarkılara baktığınızda bir gitar, bir bas, bir davul ve biraz da hafif elektronik dokunuş var. Ama albümün içinde birbirinden farklı şarkılar var. Güzel’den sonra insanlar biraz daha dans ağırlıklı bir albüm bekliyordu. Aslında öyle değil. Sonbahardaki albümde 1-2 şarkı var mesela Güzel gibi. Ancak öyle çok da hoplamalı zıplamalı bir albüm değil.

En sıkıcı soruyu sorayım bu noktada: Yaptığınız müziğe bir yaklaşım getirmeniz gerekse nasıl bir tarif yapardınız?

Tarif… Müziğin tarifi çok zor. En net tarifi, ‘rock değil, pop da değil’ olarak söyleyebilirim. Herkes rock müzik yaptığını iddia ediyor günümüzde. ‘Rockçı’ tabirinden de hoşlanmıyorum. Ne derlerse desinler benim için. En güzel tarif alternatif diyebilirim.

Taş gerçekten çok anlamlı bir şarkı. Peki ‘o taş’ kime ya da kimlere?

Hrant Dink ile ilgili bir makale okudum ve çok etkilendim. Beni o güne kadar Hrant Dink cinayetiyle ilgili en çok etkileyen yazı oydu. O gece Taş’ı yazdım. Bu sadece bir çıkış noktasıydı. O Taş, Dink cinayetini çözemeyenlere… Ama Reyhanlı’daki saldırıdan bir gün önce 70 küsür MOBESE kamerasını kapatanlara da o Taş aynı zamanda. O kadar çok yere gidiyor ki o Taş…

Taş klibinde birçok ünlüyü görüyoruz. Bu bir farkındalık yaratma tavrı mı?

Tabi tabi. Albümde hep benim özel hayatımdan, benimle ilgili, hayatıma girmiş kadınlarla ilgili hikayeler var. Taş, albümde bana ait olmayan şeyleri anlatan tek şarkı ve benim için de çok özel bir şarkı! İnsanlar bir durup “Ne diyor lan bu herif?” desin istedim. Onun da en kolay yolu; bunu tanınmış insanlarla yapmaktı.

2Albüme olan ilgi nasıl?

Benim beklediğimden çok daha fazla. Çok değişik kültürden ve yaşlardan insanlardan çok güzel tepkiler alıyorum. Yaş skalası oldukça geniş ve bunu görmek çok keyifli. Twitter’dan sürekli mesajlar geliyor. 15-16 yaş grubundaki kızların Taş’ın ne dediğini anlayıp, mesajlar atmaları çok umut veriyor.

Dikkatimi çeken başka bir noktayı da yeri gelmişken sorayım. Hrant Dink cinayeti gibi toplumsal olarak belleğimizde oldukça büyük yaralar açmış ve açmaya devam eden konulara dikkat çeken sanatçı sayısı size de oldukça az gelmiyor mu?

Ben aslında tam tersini düşünüyorum. Taş gibi bir şarkıyı ben de bir daha yazabilir miyim bilmiyorum. Böyle şarkılar yazmak çok kolay değildir. Bunu çok sıkıcı ve didaktik olmadan yapmak lazım. Bir müzisyenin görevi insanlara hayatı öğretmek değil aslında. Dink cinayetinden bahsedecek olursak, benden çok daha önce konuşması ve lafı dinlenmesi gereken profesör, sosyolog, yazar var. O gece denk geldi ve öyle bir şarkı yazdım. Güzel olduğu için de ortaya çıkardım. Müzisyenlerin böyle bir görevi olduğuna inanmıyorum.

Sanatçının ilham aldığı referansın  duyarlılık noktasından çıktığını düşünürsek çok da fazla bu noktalara dikkat çekmemeleri dikkat çekici değil mi peki?

Türkiye’de bu noktalara dikkat çeken müzisyenler var. Harun Tekin, Aylin Aslım, Güneş Duru gibi müzisyenler var. Bunu şova dönüştürmeden çaktırmadan ince ince yapıyor mesela Teoman da. Herkes de bunu yapamaz ki! Klibinde bebek yağı sürüp dans eden şarkıcı, bana Dink cinayetinden bahsedecek değil ya? Çok mu ağır oldu?

Bilemem sizce?

(Gülüşmeler…) Mesela şöyle bir örnek vereyim. Geçen gün ünlü bir şarkıcı arkadaşım aradı. Bana Twitter’da çok konuştuğum konusunda eleştiri getirdi. Ben artık ‘ünlü’ biriymişim. Ona laf söyleme, buna laf söyleme. O zaman da ben, kendim gibi olmuyorum ve çok sıkılıyorum. Bunları dile getiremeyecek miyiz?

Bu arada klibinde bebek yağı sürüp oynamanın oynatmanın nesi yanlış?

(Gülüşmeler…) Bunun bir yanlışlığı yok. K..ını da açabilirsin. Ama ben o insanı, Hrant Dink konusunda bir yorum getirmeye çalışsa dikkate almam. Bu kadar!http://julienaksoy.com

Bazı şeyleri ifade eden sanatçı sayısının az olduğu konusuna geri dönersek… 

Bazı şeyleri çıkıp açık açık ifade edememenin nedeni de baskıdan, yasaktan, sansürden. Bir takım ekonomik sebepli tedirginlikler var. “İş yapamam, para kazanamam korkusu” hakim. Yine devletin baskısından…

Siz korkmuyor musunuz?

Tabi ki zaman zaman tedirgin oluyor insan. “Başıma birşey gelir mi?” diye düşünüyorsun. Ama bu korkuyla yaşamak yanlış olduğu için bu konuda birşey yapmak gerekiyor. Tek elimden gelen de fikirlerimi beyan etmek ve gidip bir tane oy atmak. Bunu da yapamazsam o yanlış içinde boğulup giderim.

Neyse biraz iyi şeylerden bahsedelim! Turne programınız nedir?

14 Haziran’da Hayal Kahvesi’nde çıkacağız. One Love Festival’de ana sahnedeyiz. Henüz açıkçası net değil. Grupta birlikte çaldığım arkadaşlarım, piyasanın en iyi müzisyenleri ve hepsi başka şarkıcı arkadaşlarla çalıyorlar. Onlarla çakıştığı zamanlarda konser veremiyorum, başkalarıyla da çalmak istemiyorum açıkçası. Dolayısıyla şimdiden biraz daha planlı programlı gidip, yeni albümden sonra daha... çok çalmaya başlayacağız.

Mert Tünay kimleri dinler?

Aynı şeyleri dinliyorum ben… Çok fazla oturup müzik dinlemiyorum. Genelde yalnız kalınca hep birşeyleri kurcalıyor, iki satır birşeyler yazıyorum. Oturup “Birilerini dinleyeyim” dediğimde de hep aynı şeyleri dinliyorum. Kings of Convenience, Whitest Boy Alive, Morcheeba, Beady Belle çok severim. Yerlilerden Bülent Ortaçgil, Duman çok severim. Şebnem Ferah ve Teoman’ın yaptıklarına hayranım ama yaptıklarını kafam kaldırmıyor artık!

Sinemayla aranız nasıl?

İyi… Ancak sinemaya pek gidemiyorum. En favori yönetmenim Tarantino’dur… Kubric filmlerini de bir tabloymuş gibi izlerim.

Başka projeler üzerinde çalışıyor musunuz?

Mesela Taş’ı Hile Yolu adlı bir filme, film müziği olarak verdim. Dink cinayetinin sonrasını anlatıyor bu film. ‘Hiç Derdim Yok’ diye bir şarkım var. Bu şarkı sonraki albümde yer alacak. Yönetmen arkadaşım Selim Demirdelen, Hakan Günday’ın Piç adlı romanını film yapıyor. O filme Hiç Derdim Yok’u verdim. Filmin adı da ‘Hiç’ olacak.

 

 

Mert Tünay’ın Taş klibini izlemek için:

YouTube Preview Image