Görkemli bir anti-rockstar: Ian Curtis

joy-division-ian-curtis-big

Bu sene Efes One Festival’e konuk olan isimlerden birisi New Order. Müzik tarihinin akışını değiştiren efsanevi İngiliz post-punk dehası Joy Division grubunun melankolik solisti Ian Curtis’in intiharının ardından Joy Divison’ın küllerinden doğan New Order, elektronik müziğe yeni bir anlam yükleyerek dikkat çekti. New Order dönemi itibariyle new-wave ve dans müziğini aynı potada eritmeyi başardı. Grup günümüze kadar “Blue Monday” başta olmak üzere birçok hit şarkı bıraktı.

Bugün tarih 18 Mayıs. 1980 yılının bugününde Ian Curtis intihar ederek hayatına son verdi. Bir umutsuzluk son haddine geldiğinde, kendinizi öldürebilirsiniz ya da ani bir yaşama arzusu uyandıran yazgısal bir sevinç kaplar her yanınızı. Ian Curtis hakkını ilk tercihten yana kullandı. Tüm Mancherster sokaklarına sırtında “Nefret” yazan bir ceketle meydan okudu.

control1hate

Ian Curtis’in son gecesi karanlığa yolculuk misali yokuş yukarı giden bir geceydi. Mekan, ekonomik çöküntü eşiğinde olan bir Britanya. Yabancılaşma, yalıtılmışlık, yoksullaşma ve varoluşsal sorunlar. O gece kullandığı ağır ilaçlar alkole yavaş yavaş karışıyor, zihni bulanıyordu. İki aşk arasında kalmış bir adamın çırpınışları yankılanıyordu karanlık bir gecede. Karısıyla boşanma noktasına gelmişti, çok gerilimli günler yaşıyordu. Ufukta bir çıkış yolu gözükmüyordu. Çok tehlikeli bir ruh hali geceye hakim olmaya başlamıştı.

black-and-white-cigarette-ian-curtis-joy-division-smoke-Favim.com-107142

O gece önce telefonda Genesis P. Orridge’i aradı. Orridge’in “Weeping” şarkısını ona baştan sona söyledi. Sonra Iggy Pop’un “Idiot” albümünü dinledi. Her halinden öfkeli olduğu belli oluyordu. Hayata karşı tarifsiz bir öfke. Bir varoluş sorgulaması. Kendi hayatıyla paralellik taşıyan Werner Herzog’un “Stroszek” adlı filmini seyretti. Bu film, hapisten çıkıp Amerika’ya giden bir müzisyenin hikayesini anlatıyordu. Kendisine yeni bir hayat kurmak isteyen ama sonuçta ihtihar eden bir kişinin trajik sonu. Ian da Amerika’ya gitmeye hazırlanıyordu, ertesi gece yola çıkacaktı. 1980’lerin başında büyük bir hadiseydi Amerika’da konser vermek. Sonrası mı? Sonrası boyna geçirilen bir ip ve sadece karanlık… Karanlığa karışan siyah bir tohum..

Şimdi birazcıkta Ian Curtis’in karısı Deborah Curtis’in “Touching From a Distance” kitabına göz atalım.

“Ian’ın hayattaki tek büyük aşkı müzikti ve öğle yemeği aralarını genelde Victoria Park’ta MC5, Roxy Music ve Velvet Underground dinleyerek geçiriyordu. Bowie’ye fanatik bir şekilde bağlıydı, özellikle de Jacquel Brel şarkısı olan “My Death” yorumuna. İşin doğrusu, Ian’ın kahramanlarının çoğu ölmüştü ya da ölüme takıntılıydı. Aslında bu, yeniyetmelik dönemi için olağandışı bir durum sayılmazdı. Ian olgunlaşmayı diğerlerinden daha ciddiye alıyordu, sanki büyümeye karşı çıkarsa onu geciktirebilirdi.

ian-curtis-joy-division-1626975-1024-768

James Dean’in “Rebel Without A Cause”da giydiğine benzer kırmızı bir mont almıştı kendisine. O da kahramanı gibi asi olmak istiyordu ve tıpkı onun gibi sebebi yoktu. Genellikle isyankarlığı başkalarının hayat biçimine sözlü saldırı şeklini alıyordu. Farklı bir tip olduğu için insanlar onun çevresine dahil olmak için uğraşıyorlardı. O zamanlar dahi, istediği kişiyi karizmasıyla yanına çekebilirdi.

Ian’ın zeki olduğu kesindi, kimse onu ders çalışırken görmemişti gerçi. İngilizce, İngiliz Edebiyatı, din bilgisi, tarih, Latince, Fransızca ve matematik gibi derslerde başarılıydı, ama Almanya’ya duyduğu ilginin tersine, Almancadan çakmıştı. Eğitimine devam etmek, üniversiteye gitmek gibi bir plandan hiçbir zaman bahsetmedi. Arkadaşlarının gerçekçi kariyer planlarının yanında, onun tek istediği, müzik endüstrisine girmekti.

Ian-Curtis-joy-division-16972121-1280-868

Ian, genç yaşta ölen yıldızlara olan ilgisini hiç saklamadı. James Dean, Jim Morrison, Janis Joplin gibi isimleri ondan öğrendim. 30’una varmadan ölmek istediğini söylediğinde, bunu bir gençlik takıntısı olarak algılamış ve nasılsa geçeceğini düşünmüştüm. Hayatın yaşanmaya değmeyecek olmasına bu yaştan karar vermesi mümkün görünmüyordu. Yaşı ilerledikçe hayatın terkedilemeyecek kadar güzelleşeceğini düşündüm onun için.”

Son sözü Çetin Cem Yılmaz’ın onun için söyledikleri ile bitirmek istiyorum.

“Ian Curtis, müziğin Che Guevera’sı. Curtis belki de anti-rockstar’dı ve bu yüzden en özel rockstar’lardan birisi. Çok kısa hayatına iki mükemmel albüm, bolca acı ve çözemediği sorular sığdırdı. Kendisini canlı izlemek çok az şanslı kula nasip oldu ama kendisinden önceki kimseye benzemiyordu, kendisinden sonraki herkesi de etkiledi.”

Joy Division ve Ian Curtis hakkında daha fazla şey öğrenmek istiyorsanız bir Anton Corbijn filmi olan Control’u mutlaka izleyiniz. Huzur içinde yat Ian Curtis… Ve ben ne zaman Love Will Tear Us Apart çalmaya başlarsa, kalbimin bir köşesinde Ian Curtis’in ızdıraplarına ortak olurum… Ne diyordu Jacquel Brel My Death şarkısında: Ölümüm bir gerçek gibi beni bekler gençliğimin cenazesinde…

Joy Division – Love Will Tear Us Apart

YouTube Preview Image