Gel kollarıma yavrummm

Aslen başlığımız şöyle bir şeydi: Gel kollarıma yavrum (Şefkati onun kollarında buldum)

Eğer bu başlıkla bir Türk filmi veya o tadda bir yazı okumayı umuyorsanız hemen bir önceki sayfaya geri dönün veya bu adımı atlayıp başka bir işe başlayın…

Hikayemiz rutubetli bir bodrum katta geçiyor ama ne bodrum bildiğimiz bodrumlara ne de rutubet bildiğiniz rutubetlere benziyor. Nem tavana erişip minik minik su damlaları halinde yerlere damlıyor… Kahramanımız bezgin, (u)mutsuz evişkadınıanne gözleri yarı açık, sabaha daha ayamamış, miskin adımlarla giriyor mekana… Girişte temin ettiği malzemeleri alıp, giysisini değiştirip aşağıya iniyor.

Geniş avluyu geçip, koca tahta kapıyı gıcırdatarak açıyor, tam ortada bulunan kocaman alana yayılıyor ve film kopuyor… Kahramanımız o denli yorgun ve uykusuz ki uyuyakalıyor. Ne rutubet, ne sıcak ne de etrafında geçen konuşmalar hiçbirini duymuyor. Sanki beş duyu organı beş duymama organına dönüşüp kalmış. Dakikalar hızla geçiyor yaklaşık siz deyin 30 ben diyeyim 45 dakika sonra biri saçını okşuyor:

“Bebeğim, aşkım, hadi uyan artık…”

Pek tabii ki kendine böyle hitap edilmesine alışkın olmayan kahraman “Neyyy biri gazozuma ilaç mı attı?” edasıyla fırlayıveriyor yerinden ama ağır çekimle (fırlamaya da hal kalmamış bünyede)… Oysa ki daha az önce rüyasında bir yanında Hürrem diğer yanında Valide Sultan ortada meyve tabağı bir yandan sohbet ediyor bir yandan da sefa yapıyorlardı…

“Efendim? Bana mı dediniz?”

“Gel kızım şöyle uzan da keseleyeyim seni.”

Normalde “Bugün makarna yiyelim…” v.b. minvalindeki basit önermelere bile önce bir şarlayıp itiraz edip bin kere tartan sonra zar zor karar verebilen kahramanımız ağzından çıkan kelimelere kendi de inanamıyor:

“Hım tamam peki.”

Öyle nazik ve uyku getirici bir işlem ki kahramanımızın tekrar uyumasına ramak kala ikinci cümle geliyor:

“Gel yıkayayım da öyle git yat yavrum…”

Kahramanımız artık kahraman olmaktan çıkıp minimini bir ıngabebeğe dönüşmenin keyfi ve de şımarıklığıyla hiç itiraz etmiyor. Ve yapılan muamele sonrası oyun hamuru ile bebek maması arası bir kıvama dönüşüyor. Ayaklarını sürüyerek dışarı çıkıp üzerini giyiyor, saçını kurutuyor… Çıkmadan serinlik kısmının dışında bir de çay söyleyip ortacıların sohbetine dalıyor. Konuşulan konunun Marduk ve gezegenlerin bilimsel açıdan dizilimi vb olduğunu görünce rüyaya geri döndüğünden tereddüt etse de çalan telefonla kendine geliyor ve ayaklanıyor.

Mekana on bin kaplan gücünde giren kahramanımız bir yavru kaplan bile edemeyen haliyle çıkıp uzaklaşıyor…

Not: Yıllarca anne kollarında şefkat arayan ey analar, biri de beni şu yavrucak gibi yıkasın yoğursun oh ne güzel diyen analar, kocam bana hiç yumuşacık, şefkat dolu kelimelerle hitap etmiyor oysa ben arabeskin dibine vurup bebeğim, canım laflarıyla boğulmak istiyorum ama toplum baskısından çekiniyorum diyen analar, hiç uğraşmayın gidin Çemberlitaş Hamamı’na en ala şefkati görün üstelik bir ton renk açılma garantili… Gerçek bir “Turkish Bath” deneyimi için hamamın sitesinde bir gezinip fırsatları takip edin derim…

Comments
  1. Suzan Yurdacan

    bayılırım hamam sefasına
    bence 1 numaralı Spa keyfi, üzerine tanımam
    tercihim Sultanahmet/Çemberlitaş Hamamı, üyesiyim:))

  2. denizermismeric

    Suzan 1 Ağustos itibariyle tüm üyelere süper indirim var hava pek sıcak ama belki gece gidilebilir :)