Evlilik: Mutluluk mu, kabus mu?

İki insanın bir araya gelerek bir aile kurması ve tüm ömürlerini birlikte geçirmeye karar vermesidir kısaca evlilik. Ancak kadın ve erkek temelde birbirlerinden çok farklıdır. Kadınların çoğu her lişkiye evlilik düşüncesi ile başlar; daha ilişkinin en başında kendisi için uygun erkek olduğunu düşünüyorsa hemen kafasında panjurları yeşile boyar. Erkek ilişkiye evlilik amacıyla başlamaz ama bir noktada o da ister (veya ikna olur). Erkek evliliğe giden yolu mümkün olduğunca öteleyip önce hayatını yaşamayı düşünse de kadın bu yolu en kısa sürede geçmek ister. Çünkü ülkemizde çoğu kadın baba evinden ayrılana kadar istediklerini yapmak konusunda kısıtlıdır. Gerçi evlenince çoğu kez kocasından da aynı yaklaşımı görecektir ama nispeten daha rahattırlar.

Evlenene kadar çiftler birbirlerine en güzel yönlerini gösterirler. Tıpkı bir film fragmanı gibidir, en güzel sahneleri görürsünüz ama filme gidip çoğu aksiyonun fragmandan ibaret olduğunu görünce ilk hayal kırıklığı başlar.

Benim evlilikle ilgili genç nesile en önemli öğüdüm: “Evlilikten beklentinizi çok yüksek tutmayın, ne kadar çok beklentiniz ve hayalleriniz olursa hayal kırıklıkları da o kadar büyük olur.”

İşim dolayısıyla çok genç insanlarla çalıştığımdan onlara bir öğüdüm de “Evleneceğiniz insana deli gibi aşık olmayı beklemeyin” olur. Aşk güzeldir, heyecanlanırsınız, hani bir deyim vardır “midenizde kelebekler uçuşur” diye ama “Aşk geçer…”. Sevebileceğiniz, size sevgi ve saygı gösteren, arkadaşlarınızın ve ailenizin de sevdiği, aslında çevresi tarafından da sevilen, iyi bir insanla evlenin. Aşk insanın gözünü kör eder çoğu zaman, karşınızdaki insanın kötü yönlerini görmeyebilir veya görmezden gelirsiniz. Ancak aşk nasıl olsa bitecek bari tüm ömrünüzü birlikte geçireceğiniz kişi iyi bir insan olsun her şeyden önce…

Günümüzde gençler aşk evliliği diye tutturuyorlar, çoğu genç körkütük aşık olarak evleniyor ama aşk bitince yerine koyacak bir şey de bulamıyorlar. Sonra başlasın hayal kırıklıkları ve kavgalar.

Evlilkte asla birbirinizi değiştirmeye çalışmayın. O haliyle tanıyıp, sevdiğiniz insanı neden değiştirmeye başka biri yapmaya çalışıyorsunuz ki. Özellikle de her iki taraf da kendi istediği gibi olmasına çalışır. Halbuki tüm zevklerinizin ortak olması aslında çok da mutluluk verici bir şey değildir. Her dakika her saniye hiç ayrılmadan siyam ikizi gibi yapışık yaşayan çoğu çiftler birbirlerinden daha çabuk sıkılabilirler, eşiniz dışında da arkadaşlarınız ve çevreniz olması önemlidir. Yapış yapış ilişkilerin ayrılıkları da çok şiddetli olur.

Evlenmeden önce rahatsız olmadığınız veya hoşlandığınız bir çok şey evlenince batmaya başlar. Mesela sevgiliyken kadın alışveriş yaparken onunla dolaşmak, evlenince çoğu kez eziyet verici olur. Kadın için de maç izlemek çoğu kez sıkıntı sebebidir.

Aileler de önemlidir. Her zaman eşinizin ailesiyle çok iyi anlaşamayabilir, sevmeyedebilirsiniz ancak saygı göstermek önemlidir. Kadınlar annelerini günde 70 kez arar, her hafta mümkün olsa görüşmek isteseler de konu erkeğin ailesi olunca genelde isteksiz karşılar veya ertelemeye çalışırlar. Çoğu evlilikte yaşanan en büyük problemlerden biridir gelin-kaynana sürtüşmesi.

E tabii en önemli konulardan biri de cinsellik. En büyük sorunların yaşandığı alan da bu. Şunu kabul etmek gerekir ki erkekler ve kadınların fizyolojileri çok farklıdır. Kadının cinsellik yaşaması için bir çok kriterin bir araya gelmesi gerekir. Yorgun olmayacak, hasta olmayacak, bir yeri ağrımayacak, kafasına takılan bir sorun olmayacak, havasında olacak, ortam (ambians) olacak, duygularına hitap edeceksiniz, keyfi de yerindeyse sorun yok. Oysa çoğunlukla erkek için cinsel birlikte tek bir kriter vardır. (onun da ne olduğu aşikar : )

Kadınlar için seks aslında her ne kadar kabul etmeselerde temelde bir ihtiyaç değil, keyif için yapılan bir aktivite ve hatta üreme aracıdır. Çoğu kadın çocuk olduktan sonra cinsellikten soğur, cinsellik ihtiyaç olmaktan tamamen çıkar. Bunun bir çok sebebi vardır tabii ki; kendini çocuğuna adamak, zaten fazla olan işyükünün daha da artması sebebiyle kronik yorgunluk, doğum sonrası kendini ve vücudunu beğenmeme, anne olmayla birlikte gelen bir sorumluluk duygusu ve gelecek kaygısı, neticesinde o eski çılgın kız figüründen uzaklaşma hissiyatı vb. Bunların çoğunun farkında olsa ve hak verse de ilkel atalarından gelen bazı genler dolayısıyla sürekli dürtü ve uyarılma halindedir erkek. Bu dönemin aşırı uzun sürmesi erkeği farklı arayışlara yöneltebilir. E, bir de üstüne 40 yaş sendromu ve orta yaş krizi eklenirse çoğu erkek dışarı bakmaya başlar. Burada kritik konu bu dönemi çiftlerin birbirlerine yardımcı olarak atlatmaları, gerekirse profesyonel destek almalarıdır.

Sonuç olarak evlilik her iki tarafın da birbirlerini bunaltmadan, değiştirmeye çalışmadan, karşılıklı olarak sevgi, saygı ve anlayış içerisinde yürütmesi gereken bir birlikteliktir. Karşınızdakini dinlemek ve anlamaya çalışmak önemlidir. Eğer her tartışmadan sonra hep kendinizi haklı görüyorsanız mutlaka sizde de bir sorun vardır. Gerekirse psikolog, terapist desteği almaktan da kaçınmamak ve sorunları çözmek için çaba göstermek gerekir. Boşanmak da çözüm değildir bence.

Bir erkek olarak hep şunu söylerim…

Dünyanın en güzel, en akıllı, en eğlenceli, en muhteşem kadınıyla da evlenseniz 3 yıl sonra tüm kadınlar aynıdır (erkekler için de aynısı geçerli tabii ki). Öyleyse elinizdeki ile yetinmeli ve mutlu olmayı bilmesiniz. Hele bir de çocuğunuz varsa daha da fazla çaba göstermek gerekir; onu büyüme veya ergenlik çağlarında annesiz veya babasız bırakmaya ise hiç hakkınız yoktur…