Europe ile 80’lere yolculuk

Bir dönem düşünün ki bugün bile halen moda endüstrisine, müzik endüstrisine sınırsız  ilham kaynağı oluyor. Yaşayanların çok özlediği, yaşamayanların da ölesiye imrendiği bir dönemdi 80’ler. Ben her ne kadar o dönemlerde çocuk da olsam, sonlarına yetiştiğim ve neredeyse bir çok öğesiyle beraber büyüdüğüm bu dönemden hiçbir zaman vazgeçemedim. Müzikleri, kıyafetleri, filmleri, enteresan saç şekilleriyle gerçekten de yaşanması gereken önemli eralardan biriydi seksenler ve çocuk aklımla bile tadını çıkarmışlığım olduğu için kendimi her zaman şanslı sayarım.

europe bilet

Seksenler dendiği zaman ilk aklıma gelen şeylerden biri her zaman The Final Countdown olmuştur. Sözlerini geçtim gitar sololarının her notasını bile artık ezbere bildiğim bu efsanevi şarkı, hepimizin bildiği o dönemin en sansasyonel glam rock gruplarından İsveç asıllı Europe’a ait. Milenyumun en iyi şarkısı seçilmesinin kesinlikle sürpriz olmadığını düşündüğüm bu muhteşem parça dışında da bir çok başarılı işe imza atmış (ki bunlardan birisi de bugüne kadar yapılmış en güzel rock balladlarından birisi olan Carrie’dir) bu grubu canlı dinlemek ise en çok hayalini kurduğum şeylerden birisiydi. Ve geçtiğimiz cumartesi akşamı bu hayalim gerçek oldu. Europe ilk defa (hatta belki de son defa) Türkiye’de konser verdi. Benzer dönemlerin müzik gruplarının konserlerini hiç kaçırmamaya çalışan bendeniz de tabii ki bu konserdeki yerimi almaya hazır ve nazırdım. Tıpkı Bon Jovi, Scorpions v.b konserlerinde olduğu gibi.

europethenand now

Döneminde dinlediğim zamanlarda bile Europe’un solisti Joey Tempest ile ilgili beni etkileyen iki şey vardı. Birisi rock müziğe son derece uyumlu sesi, diğeri de aslan adam Vincent’ı andıran yele gibi sarı kıvırcık saçları. Konserle ilgili afişleri gördüğümde önce Tempest’i tanımakta zorlandım çünkü o sarı kıvırcık saçları yerine artık düz ve siyah saçları vardı. Ama yaşı 50 olmasına rağmen sahnedeki hareketliliği, mikrofon ayağını sürekli oraya buraya sürükleyerek çevirmesi ve seyirciyle müthiş iletişim içinde olması bize bir kez daha Rock müziğin insanı genç tuttuğunu kanıtladı. Çoğu şarkısı seyirciler tarafından bilinen ve söylenen grup ilk bombayı  “Rock the night” ile patlattı. Daha onun heyecanını yaşarken bir anda tempoyu düşürüp Carrie ile kulaklarımızın pasını iyice temizleyen Europe’un konserin son şarkısı olarak neyi seçtiklerini sanırım hepiniz tahmin edebiliyorsunuzdur. Herşey bir yana binlerce kişi ile birlikte The Final Countdown söylemek ve bu muhteşem şarkıyı yaratanları canlı canlı sahnede izlemek müthiş bir deneyimdi.

Teşekkürler Europe, bize böyle müthiş bir gece yaşattığın ve hayatımıza bu kadar güzel şarkılar ve anılar kattığın için.

KÜÇÜK BİR NOT:

Her ne kadar ben bu konserin Küçükçiftlik’te olmasının daha yerinde bir fikir olacağını düşünsem de organizatör firma benimle aynı fikirde değilmiş ki konser alanı olarak bahçeköyde Life Park seçilmişti. Metroyla ve sonrasında bir taksiyle ulaşımı çok zor olmasa da hatırı sayılır uzaklıkta ve izole bir yer olmasının ne yazık ki konsere olan ilgisini ciddi derecede azalttığını düşünüyorum.  Ben Scorpions konseri kıvamında bir kalabalık beklerken belki de yarısı kadar dolmayan alanda sahne önü ve orta kısım yarı yarıya doluyken tribünlerdeki boş koltuklar da bayağı gözüme battı. Hoş, zaten Europe gibi bir grubu tribünde oturarak dinlemenin mantığı Rock ruhuyla ne kadar bağdaşır o da ayrı bir soru.

Pazartesi sendromunuzdan kurtulmak için buyrun burdan dinleyin :)

YouTube Preview Image