Eşyaya bağlan(ma)mak

Çocukken annem sabahları işe giderken beni de anneanneme bırakırdı. Her gün ağlardım arkasından, bu bir ritüeldi. Bir başka ritüel daha vardı; eşyalarımı hiç yanımdan ayırmazdım. Her sabah anneanneme giderken bütün oyuncaklarımı toplar götürür, her akşam eve dönerken yine hepsini toplar geri getirirdim. Annem yalvarırdı, “Bırakalım bunları burada, yarın zaten yine geleceksin” diye… Olmaz derdim.

Okul çağında bazı akşamlar en yakın arkadaşıma ders çalışmaya giderdim. Giderken de kendi çalışma masamda ne varsa, duvardaki posterler dahil hepsini toplayıp yanımda götürürdüm. Sonra onun çalışma masasının yanıbaşında kendi çalışma masamı inşa eder, öyle çalışırdım. O da aynısını yapardı. Sorun yoktu.

Çalıştığım iş yerlerinde hep en kalabalık masalar benimkiler oldu. Çerçeveler, türlü türlü not kağıtları, defterler, ajandalar, kalemler, tuhaf oyuncaklar, sevdiğim ne varsa hepsi masamdaydı.

Seyahate giderken havalimanında herkesten önce salondaki yerini almış; makyajlı, topuklu ayakkabılı, bir el çantalı kadınları hep kıskandım. Çünkü ben hiç onlardan biri olamadım. Hep sağından solundan birşeyler sarkan, saçı başı dağınık, spor ayakkabılı, üstelik kan ter içinde son dakika yetişen kadın yolculardanım ben.  Bazı arkadaşlarım bu durumu, kafamın karışıklığına bağlıyor. O da olabilir…

Bundan birkaç yıl önce, aynı yıl içinde 3 kez taşınıp derin bir buhrana girince karar verdim. “Artık eşyaya bağlanmayacağım; sadeleşeceğim” dedim. Londra’ya taşınmak, bu kararımı uygulamak için bulunmaz fırsattı. Eşyalı kiraladığım küçük eve sadece bir bavulla girdim. O bavulun içindekilerle de uzun bir süre yaşadım.

Derken bir gün bir arkadaşım ziyaretime geldi. Evde çöp kutusu olmadığını fark edip “Neymiş, eşyaya bağlanmayacakmış” diye söylendi.

O “Abarttın” demek istemişti şüphesiz, ben bunu eski kalabalık hayatıma geri dönüş bileti olarak algıladım. Ve herşey yeniden başladı…

Önce bir çöp kutum oldu. Sonra ona ve evde biriken diğer herşeye bağlandım. Ama artık kabul ediyorum; Ben bir bağımlıyım, eşya bağımlısıyım!

Hepiniz hayatınızın bir döneminde kişisel gelişim kitapları okumuşsunuzdur. Ben de okudum. Londra’da, bana yakın London Wall’daki Waterstone’s’da, kişisel gelişim kitapları müzik ve sinema kitaplarının hemen karşısında, din ve mistisizm kitaplarının yanıbaşında konumlanıyor. En çok satanlar listesinde hep onlardan bir tane oluyor. Geçenlerde sinema kitapları arasında bir kitap ararken gözüm karşı raftaki bir başka kitaba takıldı. “Şimdinin gücü” adlı bu kitap mavi parlak kapağıyla yanıp sönen bir ışık gibi bana göz kırpıyordu. Elimdekini bırakıp ışığa doğru yöneldim. Rastgele açtım bir sayfasını, okumaya başladım. Şöyle diyordu:

“Ego, sahip olmayı varlık ile birleştirme eğilimindedir. Sahibim, o zaman varım. Ne kadar çok sahip isem o kadar çok varım. Örneğin; benim yüzüğüm dediğinizde yüzüğünüzle varlığınızı birleştiriyorsanız yüzüğünüzü bir şekilde kaybettiğinizde varlığınız eksilmiş gibi hissedip üzülebilirsiniz. Siz yüzüğünüz değilsiniz. Eşyalara bağlanmaktan vazgeçin. Bunu nasıl yapabilirsiniz? Eşyalara bağlanmaktan vazgeçmek, ancak kendinizi onlarda aramayı bıraktığınız zaman mümkün olabilir, bu arada sadece eşyalara bağımlı olduğunuzu farkedin. Bunu farketmek, değişimin başlangıcıdır.”

Şöyle bir uzaktan baktım yazılana, sonra yaklaştırıp bir daha okudum. Eckhart Tolle büyük adammış, güzel yazmış. Katılıyorum yazdıklarına. Ama sorularım var: Mesela ya hiçbir şey aramıyorsak eşyada aslında, ya kendimizi eşyayla değil, eşyayı kendimizle tanımlıyorsak? O zaman ne olacak?

Belki de hayatta kocaman kocaman laflara takılıp kalmamak lazım. Ben bunu çok yaptım, şimdiye kadar pek bir faydasını görmedim.

Eşyaya, insana, ağaca, kuşlara… etrafımızı çevreleyen ne varsa ona bağlanmak insani bir duygu. Etrafınız yeterince kalabalık olduğunda yani bu duygudan yoksun değilseniz anlamanız zor. Bilinçli veya bilinçsiz yoksunlar –yalnızlar- daha kolay anlayabilir. Ya da şöyle söylemeli; Bukowski’yi şaraba ve kadınlara bağlayan, Dali’yi her tuvalde hep aynı kayalıklara götüren şey başka değil. Varolmak için neden gerekir. Eşya bir varlık sebebi olabilir. Seni sen yapabilir. Onu sen de yapabilir. Kimi azla çok olur, kimi çokla azalır…

Ben şahsen çöp kutum, bazen not defterimi sığdıramayacak kadar kalabalık bulduğum çalışma masam, kitaplarım, plaklarım, çiçeklerim, yastıklarım, ayakkabılarım… şimdiki zamanda küçük evimde bana ait ne varsa herşeyle dopdolu ve mutluyum. Bana kalırsa mesele hepsinden vazgeçtiğinde, başka bir yerde başka bir zamanda yeni eşyalar icad edip onlara yeniden bağlanma cesaretini bulabilmekte.

Mutluysanız eşyanıza bağlı kalın, dert etmeyin.