Eski şarj aletiyle ne yapsam?

Foto1 (2)Yıllar önce bir yaz günü ailemle birlikte Çeşme’de tatil yaparken, limanda Greenpeace’in o hep televizyondan görüp tanıdığım rengarenk gemisini görmüş, yan tarafında kocaman bir gökkuşağı bulunan bu gemiyi bir süre hayran hayran izlemiştim. Biraz sonra, annemler çarşı içinde bir bankamatikten para çekmek için beklerken, önümüzde sırasını bekleyen kişiyi bir yerlerden hatırladığımı fark etmiştim. Yüzüne Greenpeace’in o dönemde oldukça ses getiren ve televizyonda da sıkça yer alan bazı eylemleri nedeniyle aşina olduğum bu kadın, tam da düşündüğüm kişi, yani Melda Keskin* çıkmıştı. Tabii ben ve kardeşim hemen, iki heyecanlı gönüllü olarak, gemiyle ilgili ayaküstü sohbet etmeye başladık. O da bu ilgimiz karşısında bizi bir ara gemiyi gezmeye davet etti. Tabii orada asıl bulunma nedenlerinin, meraklılara gemiyi gezdirmekten öte, ertesi gün Aliağa’da yapacakları eylem olduğunu, bir sonraki sabah kahvaltısından sonra gazetelere göz gezdirirken öğrenecektim!

DSC02279Bizimkilere en sevimli halimizle “gidebilir miyiz?” diye sorup evet cevabı aldıktan sonra soluğu gemide aldık tabii ki. Gezmek isteyenlere küçük gruplar halinde geminin bölümlerini tanıtıyor ve son olarak da bir tanıtım videosu izleterek gelen sorulara cevap veriyorlardı. Pek çok farklı ülkeden insanın bulunduğu ve farklı diller konuşulan bu gemi elbette çok ilgimi çekmişti ama beni en çok etkileyen; ömrümde ilk kez o gün gördüğüm “çöp ayrıştırma bölümü”ydü. Bizi gezdiren Greenpeace üyesi “burada çöplerimizi türlerine göre kağıt, cam, metal, organik, vb olmak üzere farklı kaplarda biriktiriyoruz” dediğinde çok şaşırmış ve etkilenmiştim. Daha önce böyle bir şeyi hiç görüp duymamıştım çünkü bizde ve çevremizdeki neredeyse her evde tüm çöpler aynı kovada toplanır, karton süt kutuları yumurta kabuklarıyla, cam şişeler demlenmiş çay artıklarıyla kardeş kardeş atılacakları zamanı beklerlerdi. Oysa Greenpeace ekibi bu ayrıştırmanın amacını anlattığında çok mantıklı gelmiş, daha uzun süre böyle bir uygulamayı etrafımda pek fazla göremesem de, o anı ve aldığım dersi unutmamıştım. Şu anda evinde çöpleri ayrıştırıyorsam, altında yatan en önemli nedenin bu minik gezi olduğunu ise şimdi fark ediyorum.

Foto 2O zamandan beri, bazen bilinçli bazense yalnızca içgüdüsel olarak, dünyaya bıraktığım çöp miktarını en az ve bu çöplerin geri kazanım oranını ise en üst seviyede tutmak için çaba gösteriyorum. Edindiğim bilgiyi çevremdeki insanlarla paylaşmak istediğimde ise bunun o kadar da kolay olmadığını gördüm. Sakız kağıdını ya da elindeki sandviçin kabını umursamadan yere atıverenlerle yapılan birebir tartışmalar, (eğe tartışılan kişi kendine karşı dürüst ve eleştiriye açık biriyse) durumu sorgulamasına yol açarak, aynı hareketi tekrar yapacakken durup düşünmesini sağlayabilir belki. Ama asıl savaşılması gereken elbette; onun bu bencil hareketi bu kadar rahat yapabilmesine olanak sağlayan bakış açısı.

Lisans hatta yükseklisans düzeyinde eğitim almış, “beyaz yakalı” plaza insanları arasında ise bazen daha bile fazla zorlandığımı gördüm. Örneğin sürekli uzaktan kumanda kullanılan ve bu nedenle çok fazla miktarda atık pil çıkaran bir teknoloji şirketinde, bir karton kutuyu pil atık kutusu ilan etmeye karar vermiştim. İnsanları, biten pilleri çöpe değil de bu kutuya atmaya yönlendirme girişimlerim, genelde belli belirsiz bir dudak altı gülümsemesiyle, profesyonel hayatta yeri olamayacak romantik bir girişim olarak karşılandı. Öyle ya, devir teknolojinin ve güçlü olanın hüküm sürdüğü ve güçlü olmak için de böyle amatörce yumuşak kalpliliklere prim verilmemesi gereken devirdi! Gerçekten duyarlı bir kaç kişi hariç, mahvettiklerinin kendi çocuklarının geleceği olacağını bilmeden, kutuyu görmezden gelerek pilleri çöp tenekelerine göndermeye devam ettiler. Oransal olarak bakıldığında girişimimiz “başarısız” olarak adlandırılabilir. Fakat katılım beklenilenden az olsa da, bir çok pili de doğru adrese ulaştırabilmiş olmak bizi bu konuda az da olsa avuttu.

Ekonomik canlılık sağlayabilmek adına, insanoğlunun gerçekten ihtiyacı olmayan bir çok tüketim maddesine sahip olması konusunda maruz kaldığı gizli baskıya inat, ürettiğimden ve ihtiyacım olandan fazlasını tüketmemek için gösterdiğim bu çaba, çeşitli sebeplerle her zaman çok başarılı olamasa da, ufak kazanımlar hiç yoktan iyidir düşüncesinden hareketle elimden geleni yapmaya çalıştım. Örneğin oturduğum yerin yakınında bir cam kumbarası bulunuyorsa, biriken şişeleri sevinçle ve hiç üşenmeden kumbaraya taşıdım. Dünyanın benim doğumumdan çok öncelerinden beri üzerinde bulunan canlılara cömertçe verdikleri karşısında en azından bu şekilde teşekkür etmek istedim elimden geldiğince. Aslında çok da teşekkür sayılmaz, çünkü yaptığımız dünyayı kirletmemek değil, daha az kirletmek olabiliyor en fazla. Ama yine de küçük çabaların büyük farklar yaratabileceğini ve zararın neresinden dönülse kar düsturuyla dünya için hala vakit olduğunu biliyorum.

Foto 3Günümüzde geri dönüşüm konusuyla ilgili çok güzel çalışmalar yapılmakta fakat hala yeterince yaygın değil. Evde çöpleri ayırıp, pek çok belediye tarafından ücretsiz dağıtılan geri dönüşüm poşetleri ile haftanın belli günlerinde bu torbaları geri toplayan kamyonlara vermek bunun yollarından biri. Alışverişe giderken neredeyse her büyük markette bulunan kağıt, cam, metal, plastik atık ve pil kutularını ya da belediyelerin kamu alanlarına koyduğu cam, kağıt, metal atık kumbaralarını kullanmak da bir diğer çözüm. Ortaya çıkan devasa miktarda naylon torbayı biraz olsun azaltabilmek adına, alışverişe tekrar tekrar kullanılabilen çantalarla çıkmak da öyle. Görünüşe bakıırsa çöpler konusunda yukarıda saydığımız yöntemler gibi çeşitli çözümler üretebilmek mümkün. Fakat daha büyük sıkıntı, pompalanan tüketim içgüdüsü nedeniyle aldığımız fakat artık işimize yaramayan, belki satsak üç kuruş getirebilecek ama kazancımızın o satma çabasına bile değmediği, iş görür durumda olduğu için de atmaya kıyamadığımız tüketim malzemeleri…

Peki, evde bulundurduğumuz eşyaların aslında ne kadarına gerçekten ihtiyacımız var? Bir hevesle alınıp neredeyse hiç kullanılmayan mutfak robotları, evdeki fazla yorganlar, yastıklar, eskiden balık beslerken kullandığınız fakat şu an arka odada içinde ıvır zıvırla bekleyen akvaryum, eski kedinizin kullanmadığınız eşyaları, bozuk cep telefonları, eski dergiler, kasetler, evde yer kaplayan eskimiş masalar, koltuklar ve elbette ki elbise dolabınızda yer tutan, aylardır hiç giymediğiniz, hatta belki artık bedeni bile dar gelen onlarca kıyafet… Bunun gibi pek çok maddeyi ihtiyacı olan birileriyle buluşturmak, başka bir deyişle bu devasa döngüden ihtiyacı olanı alıp, artık ona ihtiyacı kalmadığında ise döngüye geri kazandırabilmek de aslında mümkün. Hem de her şeyin para olmadığını bir kez daha hatırlatan, üstelik bunu yaparken yeni insanlarla tanışma olanağı da sağlayan Freecycle gibi bazı oluşumlar var. Paylaşmanın hazzının hepsinden değerli olduğu bilinciyle oluşturulan bu grup, artık sizin işinize yaramayan bir eşyayı ihtiyacı olan biriyle buluşturmaya olanak sağlıyor. Bunun için yapmanız gereken sadece; mail grubuna üye olup ihtiyacınız olan ya da elinizde bulunup da artık ihtiyacınız olmayan malzemeyi tanımlayan bir mail atmak. Böylece bir öğrenci evi koltuğuna, bir yeni evli çift perdesine, bir çocuk bisiklete ya da ihtiyacı olan birileri yeni kıyafetlere kavuşmuş oluyor. Ana kural, bunun için kesinlikle para teklif edilmemesi. Freecycle aslında dünya genelinde yaygın bir oluşum: http://www.freecycle.org/ Türkiye’de ise İstanbul, İzmir, Ankara, Bolu, Çanakkale, Diyarbakır, Kartepe, Sinop ve Eskişehir olmak üzere altı adet aktif Freecycle grubu var. Örnek olması açısından İstanbul grubunun linkine şuradan ulaşabilirsiniz: http://groups.yahoo.com/group/freecycleistanbul/

3Bunun dışında ikinci el dükkanları ya da günümüzde paranın ve tüketimin yüceleştirildiği günümüz dünyasına inat gittikçe yaygınlaşan ikinci el takas kermesleri de yine eşya değiş-tokuşu yapılabilecek yerler arasında sayabiliriz. Bu etkinliklerin, okuduğunuz kitapları okumak istediklerinizle değiştirebileceğiniz kitap takas etkinlikleri gibi özel bir alana yoğunlaşmış olanları da mevcut. Her katılımcının getirdiği her bir kıyafet için birer kupon aldığı ve elindeki kuponlarla diğer giysilerden beğendiğini alıp gidebildiği kıyafet takas etkinlikleri de bunlardan biri. Bu aktivitelerin çoğunun ortak noktası ise, sosyal medyayı başarılı bir şekilde kullanarak örgütleniyor olmaları ve bunu bir şenlik havasında gerçekleştirmeleri.

Foto 5Eldeki malzemeleri değerlendirmenin başka keyifli yolları da var elbet, ama buna da başka bir yazıda değineceğim.

Dövüş Kulübü’nde de dediği gibi “sahip olduklarımız bize sahip olmadan” paylaşmanın mutluluğunu yaşayabileceğimiz, daha az çöp ve atık çıkararak daha yaşanılır bir yer haline getireceğimiz özgür bir dünya dileğiyle…

* 90lı yılların başından itibaren Greenpeace ile çeşitli çalışmalara imza atan, Açık Radyo’da BİR adında bir program yapmakta olan aktivist.