Esbjörn Svensson anısına… 301

2001 yılında, aslında 2001’in sonunda, Death dinlemeye başladıktan iki üç ay sonra Chuck Schuldiner göçmüştü bu dünyadan. İlk defa bir müzisyene, bir dahiye ısınmaya başladığım, ne ısınması, bağrıma basmaya başladığım bir süreçte o yılın 13 Aralık’ında o kötü haberi beynimizden vurularak almıştık: Chuck Schuldiner ölmüştü.. İnsanlar bazen bunu yaparlar, ölürler.. O haberi aldığımız gün, o çocuk halimizle donakalmıştık. O anki halimi bundan yedi yıl sonra yine aynı şiddette yaşadığımı hatırlıyorum..

2008 yılında her ne hikmetse Esbjörn Svensson Trio’nun (e.s.t.) dördüncü albümü From Gagarin’s Point of View’ın CD’sine ulaşmıştım İzmir’de. O yıllarda çok fazla caz dinlemememe rağmen albümdeki her şarkı için ayrı bir hikaye bile yazabilirdim. Chet Baker’dan sonra ilk defa bir cazcı, hem de contemporary bir cazcı beni bu kadar etkilemişti. 3-4 aylık bir süreçte e.s.t.’nin diskografisini hatmetmeye başladım. Viaticum albümünü günde beş ya da altı kere çevirdiğim zamanların birinde ekşi sözlük’te gezinirken, Esbjörn Svensson (24) ibaresini gördüm gecenin bir körü.. ekşi sözlük geyiğidir; ‘hakkında bu kadar çok entry girilince öldü sandım..’ Doğruydu, hakkında bu kadar çok entry girilince ölmüştü.

14 Haziran 2008’de dalış yaparken ölmüştü İsveçli über caz piyanisti Esbjörn. 44 yaşındaydı. Bir kız çocuğu, bir eş ve binlerce seven bıraktı arkasında. Chuck için neler hissettiysem, o gece bilgisayar başında da adeta vurgun yemişe dönmüştüm. Sevdiklerinizin elinizden alınması takdir edersiniz ki kötü bir şey. Sevdiklerinizin ‘ebediyen’ elinizden alınması ise tam anlamıyla bir fecaat.

When Everyone Has Gone’u e.s.t. olarak 1993’te çıkarmışlardı. Fakat ilk albümden ölmeden önceki son albümü Viaticum’a kadar e.s.t.’nin müziği öyle geniş bir spektrum çizdi ki, bu neyin evrilmesi diye sormadan da edemiyorsun bir yandan. İlk albümlerde bildiğiniz klasik caz figürü, 2000’lerin başlarında çıkardıkları albümde daha bir ambient hava aldı e.s.t.’nin. Hatta öyle ki, ben Seven Days of Falling albümü için şunu söylüyorum: Radiohead caz yapıyor.. Bu açıdan değinmemiz lazım trioya. Çünkü burada klasik trio cazından bahsetmiyoruz artık. Post-rock nasıl ki bünyeleri heyecanlandırıyor, e.s.t.’nin cazı da post-caz bir kimlik sunuyor bu bağlamda.

Viaticum’la birlikte post-caz’da ‘biz artık bu türün bezirganıyız’ deyip aramızdan göçen Esbjörn Svensson, triosuyla beraber ölmeden önce ünlü 301 stüdyolarında kaydettiği kayıtlardan oluşturduğu bir albümü, plak şirketi geçtiğimiz aylarda yayınladı. Albümün adı 301. Yedi şarkılık bu albüm, Viaticum gibi deneyselliğin doruklarında gezinen bir kayıt. Bildiğiniz hüzün, ama agresif değil. Öyledir çünkü kuzey cazı. Güneşi az gördüklerinden olacak benim fikrim, agresif bir yapıda eserler icra ediyorlar (Tamam, Tord Gustavsen Trio’yu es geçiyorum bu konuda).

301 biraz da bir anma albümü. Zira artık aramızda olmayan bir müzisyenin kayıtları bunlar. Yüzümüz ister istemez buruk da olsa gülüyor onu ve triosunu dinlerken. Bir de, nereden baksanız göçüp gitmiş bir adamın yeni materyallerini, hem de orijinal halini bulmak güzel bir şey. e.s.t.’yi bilenler 301’i zaten dinlemişlerdir. Ben açıkçası yeni edindim, biraz da utandım kendimden geç kaldığım için. Yeni şeylere açıksanız müzikte ya da cazda, 301’i edinmek zorundasınız. Zira Viaticum’la nerede kalmışsa üstad, oradan kazı çalışmasına devam etmiş son kere.

Yazıyı ekşi sözlük’ten bir entry ile bitirmek istiyorum. Bu girdiyi okuyunca ‘Evet lan!’ dediğimi hatırlıyorum: ‘caz dinletecekti az kalsın deyiminin adamı idi.’ Güzel uyu, güzel adam..

Esbjörn Svensson Trio – From Gagarins’s Point of View:

YouTube Preview Image