Endüstriyel Futbol ve Realite

1

Endüstri ya da Sanayi, devamlı veya belli zamanlarda, makine ve benzer araçlar kullanarak bir madde veya gücün niteliğini veya biçimini değiştirerek toplu üretimde bulunan faaliyet dalı olarak tanımlanır. Peki bu tanım doğrultusunda günümüz futbolu sadece bir oyundur diyebilir miyiz? Bence hayır. Futbol, basit bir oyun olmaktan çıkıp bir sanayi dalına dönüştü. İsmine de Endüstriyel Futbol denilmeye başlandı.

Günümüzde yani modern çağlarda, futbol patronları insanların hislerini ticari kaygılar haline getirerek, futbolu bir pazar haline getirdiler. Amaç sadece bir oyundan öteye geçerek çuvallar dolusu para hırsına kadar getirildi. Kısaca atalım-yiyelim ekonomiye can katalım formülü üzerinden futbol bir tüccar mantığıyla yönetilmeye başlandı.

Galatasaray’ında içinde bulunduğu Şampiyonlar Ligi çeyrek final kuraları çekildi. Avrupa futbolunun patronu UEFA, çok dengeli! bir kura çekti. Ne tesadüftür dev takımlara dişine göre rakipler çıktı. Endüstriyel futbol baronları, finalde Real Madrid-Barcelona eşlenmesini görmek istediklerini ilk baştan beyan ettiler. Çünkü bu final kasaları ağzına kadar parayla dolduracaktı. Malum futbolun bir de bahis gibi çok masum! bir tarafı vardı. Çeyrek final kuralarında tam da istenilen eşlenmeler vardı. Örneğin, bir dönem Barcelona’da oynayıp, olaylı bir şekilde ayrılmış Zlatan İbrahimoviç’in yeni takımı Paris Saint-Germain ve Barcelona eşlenmesi. Gazete başlıkları şimdiden belliydi: “İbrahimoviç intikam peşinde” Aynı şekilde Şampiyonlar Ligi’nde gol kralı durumundaki Ronaldo ve Burak karşılaştırması. Anlayacağınız sansasyonel başlıklar için yeterince malzeme çıktı.
030420131739361281264_3

Dün ülkemiz temsilcisi Galatasaray’ın deplasmanda Real Madrid ile maçı vardı. Reklamı bol bir karşılaşma olacağı kesindi. 67 ülkede, 300 milyon insanın izleyeceği bir maç sloganı ile maça ilgi doruk noktasında tutuldu. Ne tuhaftır bu 67 ülke arasında maçı bedava izleyemeyen tek ülke bizdik sanırım. Kuralar çekildikten sonra maçın paralı bir televizyon platformunda gösterileceğinin reklamları yapılmaya başlandı. Twitter üzerinden önemli Twitter fenomenleri gizli reklamlar aracılığıyla maçın nerede yayınlanacağının reklamlarını bolca yaptılar. Anlayacağınız endüstriyel futbolun para kasası bu fenomenlerin cebine kadar uzandı.

Dün maç ssatinde maç yayının yapılacağı, cafe, bar, kahvehane gibi yerlerde yer bulmak neredeyse imkansızdı. Maçı izlemek için verilen bedel 15 TL’den yüzlerce TL’ye kadar uzandı. Rahmetli Neşet Ertaş, bir dönem konser biletli mi olsun belediye başkanlarına “ben gençlerin cebindeki cigara parasına göz dikmem” diyerek çıkışmıştı. Dün gece, 15-16 yaşındaki gençlerin cebindeki son 20 TL’sine göz diken para babaları vardı.

Dün geceki maça dönersek, sahaya hakem olarak gönderilen Norveçli bir oduncunun önderliğinde, net bir skorla kazanan bir Real Madrid takımı vardı. Zaman zaman kafa kafaya oynadık ama bir noktada ortaya seviye farkı çıktı. Futbol olarak Galatasaray, Real Madrid’den çekinmediğini gösterdi. Rakip kadar pozisyona girdi, ama atamadı. Bu maçların kuralı budur: Bulduğunu atacaksın. Yoksa futbol’un yazılı olmayan kuralı devreye girer “Atamayana atarlar.” Sonuçta Galatasaray denedi, risk aldı, istedi ama ortaya kalite farkı çıktı. Ne diyelim “artık önümüzdeki maçlara bakacağız.
southafricanchildrenpl0

Futbol sadece bir oyundur demeyi özledim. Ne yazık ki futbol, gittikçe renksiz, tatsız, tuzsuz bir sanayi olmaya başladı. Takım ruhu, alın teri, onur gibi değerleri özlüyoruz. Dekoder tüccarlığı yerine, sokak aralarında gazozuna futbol oynanan bizim güzel çocukluğumuzu özlüyoruz. İddia bayileri önünde sıra beklemek yerine, her bahçesine top kaçtığında topumuzu kesen komşumuzu özlüyoruz.

Dün gece gökten üç elma düştü: Biri UEFA’nın başına, diğeri turu neredeyse garantileyen Real Madrid’in başına, sonuncusu  ise son bir haftadır milyon dolarları cebine atan yayıncı kuruluşun başına… Bize de “hani bana, hani bana” demek kaldı.