En etkili 5 doom metal albümü

BB ailesi içinde metale kıyısından köşesinden de olsa bulaşmayan yok gibi. İlkokul son sınıftan üniversiteye kadar ben de kendimi sıkı bir metalci saydım hep. Hem öyle Nothing Else Matters Metallica’cısı, Fear of the Dark Iron Maiden’cısı da değil; Flesh and the Power It Holds Death’çisi, I Am the Black Wizards Emperor’cusuydum -o demekse-. Yine de ağırlığım hep doom metal oldu. Yani eski errrkek metalcilerin dediği şekilde söylersek, ‘ağlak metal’ dinledim. Artık çok fazla dinlemesem de, davaya ihanet etsem de CD arşivimde bulunan bazı grupları hala döndürürüm. Hem eskiyi yad etmek, hem de ‘Olm biz de metal dinledik zamanında!’ demek için, kendimce en iyi 5 doom albümünü yazıyorum. Başlayalım efendim..

Lacrimas Profundere – Memorandum:
Lise hazırlığa yeni başlamıştım. Kaç oluyorum, 15 mi, 16 mı? Çekme kasetti, direkt teybe dayadım ve play tuşuna bastım, sonrasını çok fazla hatırlamıyorum. Tam anlamıyla doom metalin ne olduğunu bu albümle anlamıştım ilk. Buram buram duygu akıyordu. Sadece şunu düşünüyordum: ‘Nasıl bu kadarını yapabilmişler?!’ Kolonlardan çıkan melodi o zaman için dünyanın en hüzünlü melodisiydi. Infinity ilk girdiğinde omuzlarıma bir yük binmişti sanki. The Embrace and the Eclipse yıkmıştı, Helplessness öldürmüştü, The Fate of Equilibrium kendimden geçirmişti. Bu albüm, en sevdiğim doom metal albümü oldu mu tam emin değilim, ama dinlediğim en hüzünlü doom albümü buydu. Lacrimas Profundere, bir daha böyle bir albüm yapamadı. Bu durum da Memorandum’u özel kılan bir başka sebepti.

Funeral – Tragedies:
Funeral.. Bir müzik türüne adını veren grup: funeral doom metal.. Üniversite hazırlıkta İzmir’de Stüdyo Ümit’e siparişini vermiştim Tragedies’in. O zamana kadar da hiç Funeral dinlememiştim. Ne depresif herifin tekiymişim ki bu albümden sonra funeral doom’a sarmışım. Tragedies’i tek kelime ile özetlemem gerekir: yıkım.. Başka bir şey söyleyemiyorum. Genelde kadın vokal kavramını sevmem, buna rağmen Hanne Hukkelberg, bende onanmayacak yaralar açtı. Albüm o kadar yavaş ki, iki davul vuruşu arasında oturup yemek yiyip bulaşık yıkayabilirsiniz. Under Ebony Shades diye bir ağıt var bu albümde, Demise diye de artık adını koyamadığım bir başka yıkım mevcut mesela. Dinlenmesi çok zor bir albüm Tragedies, çok rahatsız edici ve depresifliğin dibine vuran bir başyapıt. Çoğu bünyenin uzak durması gerektiğini düşünüyorum. Öyle bilinen death/doom albümlerinden değil. Ona göre yaklaşın Tragedies’e..

Anathema – The Silent Enigma:
Artık doom yapmadığını biliyoruz Anathema’nın. Ki böyle olması çok çok daha iyi oldu onlar için bana sorarsanız. Açıkça söylemem gerekir ki The Silent Enigma, Anathema’nın en sevdiğim albümü değil. Ama doom metal formları içindeki en baskın albümü, hatta melodik doom metal alanında grubun magnum opus’u. Vincent Cavanagh’ın gitardan vokal&gitara geçtiği ve Anathema’nın kendini bulduğu albümdür The Silent Enigma. Shroud of Frost’tan The Silent Enigma’ya, …Alone’dan, A Dying Wish’e tek bir boş şarkının bulunmadığı bu albüm efendim, grubun artık melodik tarzda ilerleyici olduğunu da cümle aleme göstermişti. Albüm ayrıca en depresif Anathema şarkısını da içinde barındırıyor: Nocturnal Emission. Die-hard fanların en sevdiği Anathema zamanlarıdır bu albüm zamanları. Grup bu albümden sonra Eternity, Alternative 4’u ve Judgement’i çıkardı sırasıyla. Sonrası ise doom’dan uzaklaşılan döneme denk geliyor.

Empyrium – A Wintersunset…:
Empyrium’un daha melodik ve hatta daha vurucu albümleri olduğunu biliyorum. Ama A Wintersunset… grubun ilk albümü ve o hüznü tam anlamıyla yansıttıkları belki de en oturmuş albümü. Altı şarkıdan mütevellit albüm, Moonromanticism introsu ve efsanevi Under Dreamskies ile açılır, son şarkı A Gentle Grieving Farewell Kiss’e kadar adama ‘Yeter kardeşim bu kadar hüzün!!’ naraları attırır. Grubun vokali Ulf Theodor Schwadorf, öyle bir sese sahip ki, o bariton sesin altında ve o fısıldama vokallerinde ezildiğinizi hissedersiniz. A Wintersunset… elektro gitarın çok nitelikli kullanıldığı bir albüm. Yine de klavyeler çok baskındır bu kayıtta. Adı gibi, karlı kış günlerinde dinlemenizi öneririm A Wintersunset…’i. Duygu denen kavramın cisimleştiğini göreceksiniz bu albümü dinlerken. Erken dönem Empyrium’u içindeki en grift albümdür ayrıca kendileri. Grup sonrasında biraz akustikleşti antrparantez.

Saturnus – Veronika Decides to Die:
Aslında Saturnus’un iki albümü arasında gittim geldim. İlki Martyre idi. Grubun ikinci albümü Martyre, döneminde çok ayrı bir kulvardaydı. Ama Veronika Decides to Die’la Saturnus, ulaşabileceği en üst noktaya ulaştı. I Long ve Descending albümün açılışında zaten hâk ile yeksan eden iki şarkı. Ama Rain Wash Me ve özellikle All Alone adlı iki şarkı var ki, insan tarif edemiyor. Nasıl bir hisle kaydettiklerini merak ediyorum Danimarkalı grubun All Alone’u.. Bir müzikte aradığım en önemli şey histir, hissetmektir, hissedebilmektir ya da. Bunu sağlayan çok grup ve albüm olmuyor. Ama sizi yakalayabiliyorsa bir albüm, onu bırakamıyorsunuz kolay kolay. Veronika Decides to Die, bana yıllar sonra yeniden doom metal dinletmesiyle de gönlümdeki yeri hep ayrı olacak.

Biliyorum, ‘Şunu şunu koymamışsın; hani Estatic Fear, hani Katatonia, hani  My Dying Bride?!’ diye içinizden geçiriyorsunuzdur. Ama hep söylüyorum, öznel olarak bu beş albüm, doom metal deyince aklıma ilk gelen albümler oluyor. Yoksa bir Draconian, bir Morgion ya The Skepticism gibi çoğu grup doom metalin en iyi topluluklarından. Ama ilk akla gelenler değil benim için. Doom metal dinleyenleriniz varsa, sizin listeleri de görmek isteriz. Eskileri yad etmek her zaman güzeldir.. Fazla depresifleşmeye kasmadan dinleyin aşağıdaki şarkıları..

Lacrima Profundere – Infinity:

YouTube Preview Image

Funeral – Under Ebony Shades:

YouTube Preview Image

Anathema – The Silent Enigma:

YouTube Preview Image

Empyrium – Under Dreamskies:

YouTube Preview Image

Saturnus – All Alone:

YouTube Preview Image