En bi’ afili filinta: Alper Canıgüz

Afili Filintalar nedir, kimdir bilir misiniz? Çok değil bir buçuk yıl evveline kadar ben de bilmiyordum. Daha doğrusu bu oluşuma dâhil olan yazarların kitaplarını sağda solda görüyor, hatta ciddi sayılabilecek satış rakamlarına da ulaştığını biliyordum. Ama her nedense bir türlü elim varmadı işte onlardan birini ya da birkaçını okumaya. Hatta pek okumak taraftarı da değildim, sistematik kitaplar gibi gelirdi onlar bana nedense. Sonrasında edebi yeteneğine güvendiğim birisinin yönlendirmesiyle Afili Filintilar’dan ilk kitabı aldım. Bu, ekseriyetin aksine Murat Menteş ya da Ah Muhsin Ünlü’nün kitaplarından biri değil, direkt olarak Alper Canıgüz olmuştu..

“Hayatımı satıyorum! 25 yaşında, iyi eğitimli, iki yabancı dil bilen sağlıklı genç, geri kalanını temin edebilmek amacıyla hayatının bir bölümünü satıyor. İlgilenenler aşağıdaki telefon numarasına başvurarak randevu alabilirler.”

Alper Canıgüz denen romancımız, hayatımıza bu paragrafla girmişti; ‘Tatlı Rüyalar’ adlı psiko-absürd romantik komedi romanıyla. Roman 2000 çıkışlı. Ben ancak geçen yıl okuyabildim. Kitabı iki gün içinde bitirdim ve okurken aklımda hep şu soru yanıt bekledi: ‘Bu nasıl bir akıl gücü ve ben neden bu adamı okumak için 27 yaşımı bekledim?!’ Esefle kınadım kendimi sayın okur ve Tatlı Rüyalar’ı okurken aklımda hemen, bir an önce diğer iki romanını da okuma isteği, arzusu, histerisi (artık ne derseniz) belirdi, belerdi ve vücut buldu..

Genç romancı diye bahsediliyor Alper Canıgüz’den. 1969’da doğmuş, yani tevellüt 43 gibi bir şey (hadi be!).. İlk romanını tamamladığında 31 yaşındaymış. Öznel konuşuyorum, farkındayım; fazla bir akıl.. Takip etmekte zorlanıyorsunuz kendisini. Sadece Tatlı Rüyalar özelinde değil bu belirtecim, 2004  tarihli ikinci romanı Oğullar ve Rencide Ruhlar ve son romanı Gizliajans için de geçerli.

“Beş yaş insanın en olgun çağıdır; sonra çürüme başlar.” diye başlar orada da roman. Beş yaşındaki Alper Kamu’nun başından geçen ve absürt ve psiko-polisiye olaylardan örülü o romanı da Canıgüz’ün. Nietzsche ve Dostoyevski okuyan, Shostakovich dinleyen; tabirim mazur görülsün, Stewie Griffin’in Türkiye şubesi.. Beş yaşında olup benden üç dört kat akıllı ve gözü kara olan bu çocuğun hikayesi de Canıgüz’e biraz daha bağlanmama vesile olmuştu. Ama Alper Canıgüz’ün benim için en vurucu darbesi 2008 çıkışlı Gizliajans’ı oldu..

“Borges ve Kemalettin Tuğcu’nun aynı kişi olduğunu öğrendiğimde hayatta bundan daha korkunç bir gerçekle karşılaşamayacağımı düşünmüştüm. Heyhat, ne kadar da yanılmışım.” Bir romanı benimsemenizdeki en önemli şeylerden biridir o romanın giriş cümlesi. Alper Canıgüz’de de bu durum, adeta bir alamet-i farika derecesinde. En sevdiğim yazarlardan birinin adıyla başlayan bir başka ultra über roman Gizliajans: ”..Babanız sizi döver miydi sorusuna, hayır biz çok modern bir aileydik. Babam beni dövmez rencide ederdi, herkesin içinde aşağılardı, kısmetse ben de çocuklarımı böyle modern yetiştireceğim.” Sadece şu cümle bile, beni bir romanı okumaya yöneltebilir..


Kitapların konusunu fark etmişsinizdir pek açmıyorum. Zira, sanki bir filmi izliyormuşsunuz gibi oluyorsunuz her romanda. Özellikle Gizliajans’ta böyle bu durum. Tatlı Rüyalar’da da keza, bir ‘Inception’ havası var, hatta fazlasıyla.. Tabi belirtelim, kitap filmden evvel bir 10 yıl önce yazılmıştı. Yine bir anekdot, tüm kitapları İletişim Yayınevi çıkışlı Canıgüz’ün. Kısacası demem o ki, son dönem Türk romancılığının yüz akı kimdir diye sorsalar –o bildiğimiz majör isimleri bir kenara bırakıyorum- iki isim söylerdim. Bunların ilk Alper Canıgüz, ikincisi de Murat Menteş. İkisi de afili, ikisi de sapına kadar filinta.. Kısmet olursa Menteş’i de bir gün buradan dilimin döndüğünce anlatmaya çalışırım.. Hanımlar/beyler, okuyun Alper Canıgüz’ü.. Onu okumadan bu dünyadan göçmek, hayat boyunca hiç Radiohead dinlememek gibi bir şey çünkü..

No Responses