Dünyanın merkezi Akdeniz

akdeniz sahil

Akdeniz dedin mi, çoğumuzun aklına tatil gelir. Deniz, kum, güneş, gündüz yayış, gece kaçış. Kimi için emekliliktir Akdeniz. Bütün kaoslardan uzaklaşıp, kendi bahçende domatesini biberini yetiştirip, akşamları balkonda güneşin batışını seyretmek demektir. Birilerinin rüyasıdır, sahil kenarında bir cafe işletmek. Plazadaki işinden tırlattın mı, bu yolda kravatlar bir çözülür, sonra endişe ile yeniden takılır. Kimileri için ekmektir, bacasız sanayidir, dövizdir, eğlencedir, yiyilir, içilir.

Bir zamanlar bilinen dünyanın her tarafı okyanustu ve okyanus dünyanın öteki ucundan karanlığa akıyordu. Sonsuzluğun merkezinde bir tane bilinen kara parçası vardı ki, işte tam ortasındaydı Akdeniz. Bir zamanların tanrılarının, bir lütfu görülürdü; Kuzey ve Güney’i, Doğu ile Batı’yı birleştiren. Dünyanın tam da merkeziydi işte.

Akdenizdeki MÖ.2500 - MÖ.600 arası kullanılan ticaret yolları

Akdenizdeki MÖ.2500 – MÖ.600 arası kullanılan ticaret yolları

Pazarlardaki mallar Akdeniz’in kurduğu köprülerle el değiştirdi. El sıkışmalarında, yalnız para değil, kültürler, sözcükler, türküler el değiştirdi. Düşünceler, inançlar, pozitif bilimler aynı yolları takip etti durdu. Yeni dünya keşfedilinceye kadar, Akdeniz, dünyanın ta kendisiydi.

Binlerce yıldır, gecenin son karanlığında tam yol ileri balığa çıkanlar, şafak sökerken ufka bakıp, Akdeniz’in sahibi hissederler mi kendilerini? Onu iki bin yıl evvel kuzeyden ve güneyden kuşatan general Gaius Marius, acaba kendini Akdeniz’in efendisi görebilmiş midir? Ya da Roma imparatoru Augustus, Akdeniz’i bir Roma denizi yaptığında, acaba nasıl hissediyordu.

roman empire

Büyük İskender Makedonya’dan çıkıp Mısır’a kadar Anadolu üzerinden inerken, yol boyunca hep Akdeniz’i takip etti. Öğretmeni Aristo’dan aldığı eğitimini ömür boyu devam ettirmiş ve her gittiği şehirdeki ilimleri öğrenmeye çalışmıştı. Bu sayede kendini geliştirmek ve yaşadığı dünyayı daha yakından tanıyabilmeyi arzu etmişti. Akdeniz’de karşılaştığı ilimlerin çeşitliliği karşısında hayran kalır. Edindiği çok çeşitli bilimleri, ilimleri ve kaynakları, tek merkezde toplayabilmek amacı ile kendi adına kurduğu bugünkü İskenderiye şehrine, bir de kütüphane inşa ettirir. Akdeniz, kültür dolu, ilim yayan, bilim üreten ve tanrıların her zaman kendini gösterdiği bir denizdi.

Akdeniz’in sahibi olmak nasıldır acaba? Belki de bu soruyu en çok merak eden, yüzyıllar sonrasında Fatih Sultan Mehmet olmuştur. İlk istanbul’a girdiğinde Ayasofya’ya gider ve çıkışında ‘‘yeni Roma imparatoru benim’’ dediği söylenir. Elbet kastettiği, son parçası ile İstanbul ve etrafına sıkışmış Roma değildir. Fatih’in torunları, onun koyduğu hedef ve vizyonda devam eder, Osmanlı Roma’dan büyük olur. İtalya, Fransa ve İspanya hariç, Akdeniz, bir Osmanlı denizi olur. Şimdi biz Fatih’in torunları olabilir miyiz, açıkcası bilmiyorum.

topkapı 109

Boğaziçi köprüsünden Anadolu’ya geçerken, sağ şeride geçerim, Sarayburnu’na bakarım. Benim için Topkapı sarayından sonra başlar Akdeniz. Roma’nın Akdeniz’deki son sarayı, Osmanlı’nın başkenti, Türkiye’nin tarihi, işte oradan açılır Akdenize. Bunla da kalmaz Sarayburnu’nun güzelliği. Bir dönem Akdeniz’in düğümlendiği yerdir.

Ben bugün size İstanbul’dan, başka bir Akdeniz anlatmak isterim.