Dünyanın Kupası

Futbolu seviyorsanız, dünya kupasının olduğu yazlar hiç sıkılmazsınız. Hani akşam işten sonra ‘ne yapacağım’ diye fazla düşünmezsiniz, çünkü ne yapacağınız bellidir. Sadece maç keyfinize nelerin ya da kimlerin eşlik edeceğine karar vermeniz gerekir. Bu da pek zor değildir.

Ben gibi nadiren Dünya Kupası’na katılabilen bir ülkenin çocuğuysanız, başta biraz burulur içiniz ama onu da Hollanda, İspanya’ya 5 atınca unutuverirsiniz. Hele bir de kupanın gol ortalaması 3’ü geçmişse keyfinize diyecek yoktur.

Bir Maradona fanatiği olarak, Türkiye yoksa favorim her daim, Arjantin’dir. Malumunuz Arjantin, ne yazık ki, Diego Armando Maradona döneminin çok uzağındadır. Hala Arjantin şampiyon olsa şaşırmam ancak bu pek de mümkün gözükmüyor.

Dünya-kupası

Peki ufukta şampiyonluk kim için gözüküyor?

İspanyol gazeteci Mariano Mogni’nin “Uruguay” kehaneti çıkar mı, bilemem ama ilk maçlara bakıldığında en diri, en fazla takım olma görüntüsü veren ülkeler İtalya ve Almanya’ydı.

İtalya’da kaptan Pirlo’nun “şampiyonluktan aşağısı beni kesmez” açıklamasının altının dolu olduğunu gördük diyebilirim. Almanya ise bildiğimiz Almanya, tam bir mühendislik harikası.

İspanya’yı beşlik yapan Hollanda’yı favori gösterenlere ise katılmıyorum o maç “once in a lifetime” maçıydı bence. Defansında yer yer ciddi açıklar veren bir takım Hollanda ama buna rağmen çok keyif veriyorlar ve yarı finali görürlerse şaşırmam.

Ev sahibi Brezilya’ya baktığımızda ise pek tat vermediğini hemen herkes söyleyecektir. Bu turnuvadaki Brezilya’yı iyi bir beyni olmayan atletik ve sağlıklı bir bünyeye benzetiyorum. Hani zekadan kıt fakat fiziki görünümüyle herkesin dikkatini çeken insanlar gibi…

Gelelim Ertuğrul’un kehanetine:

Önceki turlarda karşılaşmazlarsa Almanya-İtalya finali izleyebiliriz, eğer böyle bir final olursa da kazanan bence Almanya olur.

Zaten Gary Lineker’in deyimiyle, “Futbol basit bir oyundur. 22 kişi 90 dakika bir topu kovalar ve sonunda hep Almanlar kazanır.”