Dünyanın en aksi şefi

Bir gece ansızın Anthony Bourdain’le tanıştım! Uykulu uykulu kanalları geziyordum ki yemek yiyen bir adama denk geldim… Tam “Bu da kim?” diye düşünürken “Anthony Bourdain, No Reservations” başlıklı bir spot çıktı. İsim hiç yabancı gelmedi… Bir ara İstanbul’a da geldiğini hatırladım. Anthony Bourdain Amerikalı bir yemek yazarı ve ünlü bir şef. Dünyayı geziyor, gittiği yerlerin/kültürlerin yemeklerini tadıyor, hakkında yorumlar yapıyor ve aklına gelen iyi/kötü, her şeyi pat diye yüksek sesle söylüyor. Seyahat etmediği zamanlarda, eşi ve kızıyla Manhattan’da yaşayan New Yorklu Anthony Bourdain 56 yaşında. Geçmişi biraz karanlık, kendi deyimiyle pek çok haltı yemiş bir insan.

O geceye dönüyorum… Başlıktaki “Dünyanın en aksi şefi” Anthony Bourdain’e gönderme değil. Onu tarif etmek için belki başarılı, sıra dışı ve edepsiz diyebiliriz.

En aksi şefi derken, izlediğim bölümdeki kişiden bahsediyorum. Anthony Bourdain o programda Amerika Maine, Rockland’ta yaşayan tuhaf görünümlü, aksiliğiyle ün salmış şef John Conte’nin tuhaf mekanına gitmişti. Yani asıl ilgimi çeken John Conte oldu. Alıştığımız şeflerden (özellikle de lastik eldivenle yemek pişirenlerden) çok farklı birisi. Pek fotoğraf çektirmediği için olsa gerek, resmini bulamadım; size kendisini ancak tarif edebilirim: Saçı başı dağılmış, deli dolu, asosyal, tek başına çalışmakta ve dev porsiyonlar sunmakta ısrarlı; dünya ve ünlü olmak umurunda olmayan birisini hayal edin…

Adam aksi derken abartmıyorum: Mutfak olması gereken tuhaf bir odada söylene söylene yemek pişiriyor. Ne diğer müşteriler, ne “koskoca” Alain Bourdain umurunda. “Ne diye gelmiş. Kim ki o? Neden bu kadar çok yemek sipariş etti? Hepsini yiyor mu? Adam keyfimi kaçırdı, balığı beğenmezse çekip gitsin” gibi laflar ediyor. John Conte kendi de kitap olabilecek bir figür! Aslında tam da bizim Anthony Bourdain’in dişine göre biri. Benim tabii ikisi sayesinde uykum kaçtı, bugüne kadar ne böyle bir gezi-yemek programı izlememişim, ne de böyle bir şeften haberim olmuş…

Bu arada, söz konusu mekanının mönüsünde, o gün asosyal John Conte ne lütfederse, o var. Beğenmeyip sesinizi çıkartırsanız azar işitmeniz kaçınılmaz. Gerçi övgüye de bir o kadar kızıyor… Ne deseniz suç, en iyisi uslu yemeğinizi bitirmeniz. Masalarda örtü yerine gazete kağıdı var. Kredi kartı geçmiyor. Bahşiş kabul edilmiyor. Ve tüm bunlara rağmen, çoğu müşterisi yemeklerini bayıla bayıla yiyor. Çünkü adam bir efsane. “Bize ne diye anlattığın tüm bunları, zaten adam dünyanın öbür ucunda” derseniz, ikna edici bir cevabım yok. Sadece paylaşmadan edemediğimi söyleyebilirim.

Comments
  1. ebru şenkartal

    bende anthony bourdain’in programına bir kaç kez denk gelmiştim… hem çekici hem aksi.. ama bir orta doğu ülkesinde konuk olduğu ailenin yanında o kadar mütevaziydi ki bayılmıştım.^^ iyi ki paylaşmışsın!