Dünya zombiler gününüz kutlu olsun

Saat 13.00 sularında Thames kıyısında buluştuk. Beyinlerimiz akmış, gözlerimiz yerinden fırlamıştı. Bağırsaklarımızda kurtlar, kollarımızda sinekli yaralar vardı. Nefes alıyorduk ama aslında ölüydük. Nasıl öldüysek öyle dirilmiştik. Ölürken üzerimizde ne varsa duruyordu. Mesela sağımdaki pilotun yanmış başında gözlükleri, solumdaki palyaçonun elinde balonları vardı. Beynimizde hiçbir kıpırtı yoktu. Adımlarımızı boşluğa atıyorduk. Açtık. Karşımıza çıkan ilk canlıya saldırmak üzereydik ki bir ses duyduk:

“Hey zombiler! Nazik olun, kimseyi ısırmayın, kamusal alana zarar vermeyin. Dünya zombiler gününüz kutlu olsun.”

Tüm dünyada her yıl, ekim ayının ikinci cumartesi günü, “Dünya Zombiler Günü” olarak kutlanıyor. George Romero’nun ölüler serisinden ilham alan ilk kutlama bundan 5 yıl önce Pittsburgh’da gerçekleşmiş. Son 5 yıldır başta New York, Londra, Paris, Hong Kong olmak üzere 50’den fazla şehirde kutlanıyor. Kutlamalarda artık efsaneleşen zombi yürüşünün yanısıra zombi partileri, müzik, içki, eğlence gırla. Ayrıca olayın sosyal bir mesaj kaygısı var. Dünyanın tüm zombileri birleşip açlığa ve evsizliğe de dikkat çekiyor.

Londra’daki kutlama bu yıl çok kalabalıktı. Tate Modern’in önünde başlayan yürüyüş gün boyunca Picadilly Circus, Leicter Square gibi şehrin en kalabalık, en civcivli destinasyonlarında devam etti. Yaşayan ölüler, şehrin sokaklarında birer birer kaybolurken ahali şaşkındı. Anneler çocuklarının gözlerini kapattı, müzisyenler en karanlık notaları bastı. Geceyarısı Soho’nun meşhur gotik rock barı Intrepid Fox’daki dev partide buluştuk. Kan içip korkunç kahkahalar attık. Gün ağarırken yorgun, mezarlarımıza çekildik.

Ölülerin dirilerle ya da daha doğrusu dirilerin ölülerle meselesinin kökeni, batı Afrika’daki voodoo inancına dayanıyor. Voodoo’da ölülerin büyücüler tarafından diriltilebileceğine, dirilen ölülerin normal insanlar gibi yemek yiyip, duyup konuşup ama hafızasız ve idraksız olduklarından yine büyücülerce kontrol edilebileceklerine inanılmakta. Bu inanç bugün de üç aşağı beş yukarı benzer şekilde devam ediyor.

Zombileri modern zamanlara taşıyansa hiç şüphesiz edebiyat, en çok da sinema.

Zombi filmlerinin ilk örneği, George Romero imzalı ‘Yaşayan Ölülerin Gecesi’ (Night of the Living Dead)’dir. Bu kült klasik, aslında bir serinin 1968 tarihli ilk filmi. Zombi filmlerinin babası sayılan Romero’nun ölüler serisi toplam altı filmden oluşuyor. Birbiriyle alakasız hikayeleri olan bu filmlerin ortak noktası bir grup insanın, birden ortaya çıkarak hızla yayılan bir zombi felaketinden kurtularak hayatta kalmaya çalışması.

Genel olarak et ve kanla, kimi zaman diğer insanların beynini yiyerek, ısırarak, basitçe saldırıp öldürerek ve çoğunlukla zombilik bulaştırarak hayatta kalan; ne canlı ne de ölü oldukları için yarı ceset yarı insan görünümünde olan, gözleri pörtlemiş, derileri çürümüş vaziyette ağır aksak yürüyen zombilerin beyaz perdedeki mevcudiyetleri Romero filmleriyle sınırlı değil tabi. Romero’nun ateşlediği klasik dönemden bugüne çok yol alan ve farklı türlerin süzgecinden geçerek şekilden şekle giren zombi filmlerinin bir dolu başka örneği var.

Mesela yakın tarihli Resident Evil var. Bir bilgisayar oyunundan uyarlanan ilk filmin ardından üçlemeye dönüşen hikaye, bilimin elinden çıkan kazalardan birini anlatıyor. 2004 tarihli Dawn of the Dead, Romero’nun 1978 yapımı aynı adlı klasiğinin yeniden çevrimi. Yönetmen Zack Snyder imzalı filmde, Orta Amerika’da bir alışveriş merkezinde tırmanan olaylar eşliğinde bol kanlı bir zombi macerası anlatılmakta. Londra’nın publarında geçen şahane bir İngiliz parodisi olan ‘Shaun of the Dead’ yaşayan ölülere mizahla bakan türden. Danny Boyle imzalı 28 Days Later bir başka kayda değer zombi filmi adı geçmesi gereken.

Yeri gelmişken hepsi izlenmeli kanımca.

Londra’da 13 ekim cumartesi günü kutlamalar kapsamında Leicter Square tiyatrosunda ‘Shaun of the Dead’in özel gösterimi vardı. Zombilerle dolu bir salonda zombi filmi izlediğinizi düşünün, öyle şahane bir olaydı. Unutmadan, tarihin gelmiş geçmiş en ünlü zombisi Michael Jackson’ı anıp çeşitli vesilelerle Thriller’ı da yad ettiğimizi de ekleyeyim.

Efendim mitler, kültler, büyüler, filmler, efsaneler bir yana, tıpkı Romero’nun filmlerindeki gibi sonların kötüleştiği, zombilerin sayısının arttığı bir dünyada yaşıyoruz günün sonunda. Hayırlara vesile olsun.

YouTube Preview Image