Davul, piyano, bas…karşınızda The Bad Plus

Aylardan ekim, günlerden salı. Hava ılık, yağmursuz. Londra’da cazın mabedi Ronnie Scotts’dayız. Sahnede davul, piyano, bas… Bu üçü kendilerine The Bad Plus diyor.

The Bad Plus son yıllarda keşfettiğim şahane caz triolarından biri. Cazda emprovize denen şey önemlidir. Bu üçlü bu işi nefis yapıyor; 60’ların cazıyla indie’yi biraraya getiriyor, Coen kardeşler gibi mizahla dramayı aynı anda pek kıvamında sunuyor, yeni çağın melodilerini müthiş bir armoniyle adeta bir puzzle’ın parçaları gibi yan yana koyuyorlar.

Davulda David King, piyanoda Ethan Iverson ve kontrbasta Reid Anderson’dan oluşan The Bad Plus Minnesota kökenli…Rock, pop, hip hop her tür müziği dinleyerek büyümüş bu adamlar, 1989’dan bu yana birlikte çalıyor. Çıkış albümleri, kendi isimlerini taşıyan 2001 tarihli The Bad Plus. Ardından Authorized Bootleg geliyor. 2003 tarihli, Columbia etiketli olan ve caz alemini ayağa kaldıran These Are The Vistas, büyük sükse yapan Give, Suspicious Activity, Live in Tokyo, Prog, Wendy Lewis’li For All I Care, Never Stop ve son olarak kısa süre önce çıkan Made Possible diskografilerinde yer alan diğer albümleri.

The Bad Plus için pek çok sıfat sıralamak mümkün. Yazının ilerleyen bölümlerinde göreceksiniz. “Orjinal” ile başlayalım… The Bad Plus’ın yaptığı müzik kelimenin tam anlamıyla orjinal. 2000’li yılların başlarında ilk kez “milenyum sound’u” tanımıyla yanlarına konan “yeni” sıfatını, bugün de orjinalden hemen sonra telaffuz etmek mümkün.

The Bad Plus’ın yaptığı müziği nu caz ya da füzyon olarak adlandıranlar var. Futuristik caz diyenler var. Kendileri “Sadece içimizden geleni yapıyoruz, biz neysek müziğimiz de o” diyor.

Pek çok açıdan standart caz triolarından farklılar. Örneğin sololardan uzak duruyorlar. Biri ya da diğeri hiçbir zaman öne çıkmıyor. Uzun zamandır birlikte çalmanın konforuyla iletişimleri şahane.

Genellikle kendi bestelerini çalıyorlar. Ama ayı zamanda cover da yapıyorlar. Son 10 yılda kazandıkları ünün önemli bölümünü belki bu coverlara borçlular. Çünkü pek yapılmamış olanı yapıyorlar. Örneğin Black Sabbath’dan, Nirvana’dan, Radiohead’den, Pink Floyd’dan ya da mesela David Bowie’den coverları var. Üstelik bunlar son derece özgün. Yaptıklarına dekonstrüksiyon diyorlar. Yani popüler olanı bozup yeniden yapıyorlar.

Söz konusu coverlardan ötürü yeni kuşaktan kayda değer bir dinleyici kitleleri var. Günün sonunda çok iyi caz yaptıklarından, klasik caz dinleyicisini de tatmin ediyorlar. Yani onları herkes dinliyor.

The Bad Plus Londra’da Ronnie Scotts’da 2 gece üst üste çaldı. Biz ilk gece dinleme imkanı bulduk. Salon tıklım tıklım doluydu. 2 ayrı sette tamamen yeni albümlerinden çaldılar. En çok davuldaki Dave’e vuruldum. Ben böyle sempatik adam görmedim. Piyanodaki Ethan takım elbisesi, siyah kemik gözlükleriyle tam bir centilmendi. Bastaki Reid ise trionun metronumu gibiydi.

David King davulda adeta bir jonglör gibi. Yapmadığı numara yok. Mesela o akşam bir ara bagetler yerine plastic E.T oyuncaklarıyla çaldı. Nefis sesler çıkardı. Aynı gece davulun yanısıra bastan ve piyanodan da daha önce hiç duymadığım sesler çıktı.

The Bad Plus’ın müziği biraz ondan biraz bundan. Rock, pop, klasik müzik, caz hepsi birarada. Stravinsky dokunuşlu rock coverlarında Chick Corea’nın Rahmaninovlu rock melodilerinden ilham aldıklarını söylüyorlar. Neden Nirvana cover’ı yaptıklarını ise şöyle anlatıyorlar:

“Cazda gelenektir, büyük bestecilere saygı için yapılır. Bizce Kurt Cobain de esaslı bir besteciydi.”

Bazen eskileri dinlediğinde insan, “Bütün güzel şeyler yapıldı ve bitti” demek istiyor. The Bad Plus hala yapılmamış güzel şeyler olduğunu gösteren, “yeni”yi tekrar tekrar kutsayan bir trio.

Akıllı, yaratıcı, cüretkar ve galiba caz aleminin en prograsif, en yüksek sesli triosu onlar.

İyi bayramlar

YouTube Preview Image YouTube Preview Image