Çok acı var – dayanabiliyor musunuz?

dicle-kogacioglu-ugurlandi-15686Yıllara rağmen eskimeyen bir haber: Sabancı Üniversitesi’nin çok sevilen öğretim görevlilerinden Dicle Koğacıoğlu, 6 Ekim 2009’da, Boğaziçi Köprüsü’nden atlayarak yaşamına son verdi.

Dicle Koğacıoğlu: Kültürel çalışmalar uzmanı bir sosyolog, başarılı bir akademisyen, öğrencilerine göre yaşam dolu, enerjik, “dünya güzeli” bir insan. Kendisini şahsen tanıma fırsatım olmadı – zaten ölümünden haberdar olana dek ne bir dersine katılmışlığım, ne de bir makalesini okumuşluğum vardı. Yine aynı sebeple ve biraz da intihar vakalarının gizemine dair ilgimden ötürü hadiseye kafayı takmış, Dicle gibi birinin neden kendini köprüden atmış olabileceğini merak etmiştim. Ne var ki intihara dair tüm sorularımın cevabı, Dicle’nin arabasında bıraktığı notta ayan beyan yazıyordu: “Çok acı var, dayanamıyorum.”

Dicle Koğacıoğlu, hukuk ve kanun sosyolojisiyle ilgilenen, namus ve töre cinayetlerini inceleyen, kaleme aldığı makalelerde Türkiye’de  kadın-erkek fark etmez bir tecavüz mağduru ya da yalnızca bir kadın olmanın en surata şaplak gerçeklerini ortaya koyan bir öğretim üyesi.  Yaptığı araştırmalara ışık tutması amacıyla görüştüğü mağdurlardan neler duyduğunu, duydukları yüzünden onu intiharına sürükleyen nasıl keskin bir umutsuzluğa düştüğünü tahayyül edebiliyor musunuz? Başka bir deyişle: Sahiden çok acı var – siz dayanabiliyor musunuz?

Size Dicle’nin o yıllarda birinci ağızlardan duymuş olduğu muhtemel hadiselerin yalnızca bugün (27 Haziran 2013) haber kaynaklarında kendine yer bulabilen bir benzerini maalesef rahatlıkla sunabilirim:

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/23594793.asp

“Beş ay boyunca yurttaki Kuran hocasının tecavüzüne uğrayan 14 yaşındaki A. 13 Mart 2013’te Midyat Cumhuriyet Savcılığı’ndaki ifadesinde yurtta başka çocukların da tecavüze uğradığını duyduğunu söyledi.
Yurtta kalan çocuklar muayene edilmedi.
İsmini verdiği çocuklar, Savcılık’ta A.’yı doğrulayan ifadeler verdi.
Yurt boşaltılmadığı için çocuklar kalmaya devam etti.
İkinci ifadelerini, birincinin tersine hocaları H.K. lehine verdiler.
Hocanın porno film seyrettirdiği bilgisayar ve telefonuna el konulup incelenmedi.
Spermdeki DNA incelemesi için H.K.’nin çarşaf ve nevresimleri alınmadı.
Mağdur çocuğun ifadesi sırasında pedagog ve sosyal hizmetler uzmanı bulunmadı.
Mahkeme, mağdur ve tanıklar için sadece bir sosyologu bilirkişi olarak görevlendirdi.
Yaşadıklarını mahkeme salonunda bütün ayrıntılarıyla herkesin içinde anlatmak zorunda kaldı.
Ağır travma yaşayan A. ve ailesine psikolojik destek verilmedi.
Yönetici vasfındaki kişinin tecavüz cezası daha ağır oluyor. Yurt yönetimi, yönetici ve hoca H.K.’nin ‘Nitelikli cinsel istismar’ iddiasıyla ceza almaması için “kaloriferci” yaptı. H.K., resmi evrakta yurdun kalorifercisi görünüyor.”

10-tore-cinayetiHaberini alıp da görmeyi, üzerinde düşünmeyi, düzeltmek için bir şeyler yapmayı bilinçli-bilinçsiz reddettiklerimizi bir kenara koydum, ya haberini almadıklarımız ne olacak? Dicle ne denli korkunç şeyler öğrenmiş olmalı ki, bu kadar idealist, bu kadar umutlu bir akademisyen olmasına rağmen duyduğu acıya dayanamayıp kendini boşluğa bıraksın? Bu dünyaya ve bir şeylerin düzelebileceğine dair umudunu yitirmiş olmasa, neden baş koyduğu yoldan vazgeçsin de (sözde) “kolay yolu” seçsin?

Bu kadar çok acıyı ve yapmadığı kötülüklerin bile vicdani yükünü kaldıramayacak kadar “insan” birinin gidişini zayıflık olarak görmek değil yapmamız gereken. Dicle’nin dayanamadığı acıların muhatapları kadar, Dicle gibi vicdanı kırılgan olanları da koruyabilmek için hepimizin iradesi çelikten olmalı. Kötülüğün karşısında durmamız gerek – susmayarak, bireysel çaba yetersiz demeyi bir kenara bırakarak, konuşmayı reddetmeyerek, düşünmekten korkmayarak. Güvenli deliklerimizden başımızı çıkartmaya cesaret etmenin zamanıdır. Gencecik bir çocuğa tecavüz eden adamın göz göre göre kağıt üzerinde “kaloriferci” yapılıp hak ettiği cezadan sıyrılmaya çalışmasına, gündüz vakti anayasal hakkı olan bir eyleme katıldığı ya da yalnızca birinin eski karısı/takıntısı olduğu için soğukkanlılıkla öldürülenlerin hesabının sorulmamasına, transseksüel cinayetlerinin ört bas edilmesinin ya da töresi batsın cinayetlerin alışılagelmişliğine dur demeye cesaret etmenin zamanı şimdi.

Bu ülkede, adaleti adaletli hale getirecek hukuk insanlarının, gerçeği olduğu gibi yazmaya cesaret edemeyecek ya da gerçeği gerçeklikten saptırmaktan tiksinmeyecek denli cesur gazetecilerin olmadığına, her şeyin bittiğine, insanlığın ölümünde son perdeye geldiğimize inanmıyorum ben. Ve fakat öyle olsa bile, isterseniz unvansız, işinde gücünde vatandaş olun, isterseniz lise öğrencisi, ev hanımı, küçük-büyük fark etmez, bilin ki elinizden ne gelirse kabulü bu dünyanın – yeter ki “güvenli” kafeslerimizden çıkmaya katalizör olmuş şu son olayların etkisinin geçmesine, yeni yeni kuvvetlenmeye başlayan ışığın sönüp gitmesine izin vermeyelim.

Çok acı var – ama biz henüz olmamışlar, henüz ölmemişler ve henüz hesabı görülmemişler için dayanmak zorundayız.