Tuborg Goldfest‘in 3. yani son gününde izlemek istediğim tek grup Skindred idi. In Flames’i geçen sene Sonisphere’den sonra sahne önünden ve daha rahat bir şekilde izlemek de güzel olacaktı ama Skindred benim çok daha öncelikliydi. Cumartesi öğleden sonra iki gibi Parkorman’a girdim ve gördüğüm manzara karşısında ufak bir şok...
Nihayet yaz geldi, festival mevsimi açıldı. Bu yıl festival sezonunun açılışını Tuborg Goldfest’le yapmış bulunuyorum. Yazın ortasında gribe yakalanmak gibi takdire şayan bir başarı elde ben deniz, maalesef festivalin ilk gününü kaçırdım. Ancak dünü kaçıramazdım çünkü çocukluğumda en çok dinlediğim ya da sevgili ağabeyim tarafından dinlemek zorunda bırakıldığım Guns...
Şimdi bana hayırdır bayram değil, seyran değil Clash nereden çıktı diyeceksiniz. The Clash efsanesi ve özellikle “London Calling” albümü unutulmaz diyerek konuyu kısa keseceğim. Punk şayet bir koşuysa ilk yüz metresini Sex Pistols geri kalan dört yüz metre engelli mesafeyi de The Clash koşmuştur. 1977 punk kuşağında ortaya çıkan...
Ne yaptın usta şifreli konuşma der gibisiniz? Yok şifre değil buyurun aşağıya alalım sizi. Geçen gün kızımla YouTube’da Gummybears klibi ararken – 210 milyondan fazla tıklanmış bu arada jelibon ayıcık şarkısı aklım oynadı – aklıma gelen bir yazı bu. Amerikalılar epey geç gelişmesine rağmen ulusal değerlerine, dinlerine bağlı bir...
Hepiniz hatırlarsınız – çok değil, yalnızca bir kaç sene önce ekrana BBG evi ile birlikte yepyeni bir konsept taşındı. 15 kişinin bir arada yaşadığı bir evin içinde yaşananlar, daha önce beyaz camda böyle bir şey görmeyen milyonları 24 saat boyunca televizyona kilitledi. Ne var ki fırtınalar koparan 2 sezon...
Bazı insanlar vardır; yaşlandıkça daha nemrut, çekilmez ve inatçı,  bazıları ise tam tersi gençlik dönemindeki öfkeden ve hırçınlıktan eser kalmayarak çocuk gibi olurlar bu yaşlılık dönemlerinde. Yıllar sonra David Gilmour’u “David Gilmour in Concert” adlı dvd de seyrederken bunu düşündüm. Sanırım keçi kadar inatçı, asabi ve hırçın tavrı suratına...
Père Lachaise Cemetery’nin kapısından içeri girdiğimde içimi hem bir heyecan hem bir hüzün kapladı. Mezarlıkları oldum olası sevmem. Bu yüzden de mümkün olduğunca mezarlıklara gitmem. Ama bu kez kesin kararlıydım. Jim Morrison’ı mutlaka ziyaret edecektim. Paris’te birçok kez bulunmama karşın, Père Lachaise Cemetery’ye hiç gitmemiştim. Artık kaçarı yoktu, oraya...
26 Haziran gecesi Turkcell Kuruçeşme Arena’da “bu yıl sadece tek bir konser izlesem o da bu olsun” diyebileceğim bir performans izledim: Tom Jones konseri. Bir süredir göz ucuyla orada burada gördüğüm kadarıyla konserin bu yaz olacağının farkındaydım ama işten güçten –biraz da bezginlikten- tam tarihini öğrenmemiştim. Konserden bir hafta...
Başlangıçta, müzik yalnız canlı dinlenebilirdi. Sinema diye bir şey zaten olamazdı. Aslında pek sevmediğim adamdır kendisi ancak hem sesi hem de görüntüyü ilk o bulmuştur. Thomas Edison. Edison diyince akla ilk gelen şey elektriği bulmuş olmasıdır. Aslında onun bulduğu elektrik akımı, bugün pille çalışan her şeyde kullanılan akımdır. Oysa...
Sitemizin en popüler yazarlarından Ece Budayıcıoğlu’nun “Metalci, ergen de olsa metalcidir…” adlı yazısından ilham alarak ben de rock müziğe nasıl başladığıma dair bir yazıyı paylaşmak istedim. Yazının girişinden de anlaşıldığı üzere bir “Rocksever” ‘im… Rock denilince tabii Rock’n'roll ‘dan Metal ‘e kadar çok geniş bir yelpazeden bahsedilebilir, ben ise daha...
Öncelikle belirtmem elzem gelir; şu altı sanatçı/grup ve albümü seçmek benim için o kadar zordu ki, hala içime tam anlamıyla sinebilmiş değil şu yazdığım şey. Yabancı albümleri dökümlemek bundan on kat daha kolaydı. Bunda ise nedense içimde hep bir acaba, hep bir kaygı.. Yolda yürüyorsunuz, ayakkabınız rahat, ama içine...
Merhaba. Gitarist dünyası ile ilgili yazı dizilerimizin sonuncusunu yazmak istiyorum bu hafta. Böyle söylüyorum ama ucu bucağı olmayan bu gitarcıların dünyasında sanırım her zaman karşımıza yeni gitaristler çıkacak ve onları hep daha deneyimlilerle ya da şu anda hayatta olmayanlarla (Criss Oliva, Dave Prichard, Chuck Schuldiner, Dimebag Darrel,Steve Clark, Jimi...
İnsan ömrü düz bir çizgi olamaz. Evet bir noktadan başlıyoruz ama yolun sonuna varana kadar elli kere dönüp dönüp daha önce bulunduğumuz noktalarda bir daha, bir daha bulunuyoruz.  Mesela 18 Haziran pazartesi akşamı, ben yine ömrümün gerilerde kalmış bir noktasındaydım: Londra Palladium’da, bir zamanlar duvara posterlerini astığım, sesine, o...
Dün Michael Jackson’ın ölüm yıl dönümüydü. Çetenin değerli elamanlarından Ersay bu konuda güzel bir yazı da kaleme aldı. (http://www.birinciblog.com/kralsiz-gecen-ucuncu-yil/) Ben bambaşka bir konuya değineceğim. Kralın efsanevi albümü Bad’in 25. yılı 18 Eylül’de yayınlanacak olan “Bad 25″ albümleriyle kutlanacak. Bu son dönemde en keyif aldığım haberlerden biri zira Bad albümü...
Sen gittikten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmuyor Kazım Koyuncu Buralarda herkes seni özlüyor, çiçekler eskisi gibi açmıyor… Hakiki bir Laz uşağı olan Kazım Koyuncu’nun müziğe ve edebiyata merakı çocuk yaşlarda başlamıştır. Tom Miks kitapları ile başlayan okuma tutkusu Yaşar Kemal, Baudelaire, Rimbaud, Milan Kundera gibi isimlerle devam etmiştir....