Cape Town neresi, ben kimim?

Cape Town bugüne kadar gördüğüm en etkileyici şehir. Tarif edilmesi zor; görülmesi, yaşanması gereken bir yer. “Nasıl olsa gitmem” diye düşünmeyin. Benim de öyle bir niyetim yoktu… Sonra bir baktım ki 13 saatlik bir yolculuğun sonunda Güney Afrika’ya, Cape Town’a varmışım. İstanbul-Cape Town arasında saat farkı yok. Atatürk Havalimanı’nda 00:55’te bindiğiniz uçaktan (Johannesburg yolcusunu indirmek için bir saatlik molanın ardından) 14:05’te Cape Town’da inmiş oluyorsunuz. İyi ki de gitmişim diyorum.

Siz kendinizi benim anlattıklarım ve üç günde yaşadıklarımla sınırlamayın ama Cape Town’a gittiğinizde bunları da yapıp kulaklarımı çınlatın…

Camps Bay, Cape Town

Cape Town’u bu kadar farklı kılan, arka fonundaki Table Mountain, yani Masa Dağı. Teleferikle zirveye çıkıp şehri kuşbakışı görmek için rüzgarsız bir günü kollayın. Akşam yemeğinden önce, Atlantik kıyısındaki dev dalgaları izlemek ve sosyalleşmek için saat 18:00 gibi, Leonardo di Caprio ve Charlize Thieron gibi ünlülerin favorisi Camps Bay’e gitmenizi öneririm. Yan yana birkaç cafe var, hepsi cıvıl cıvıl ve çok keyifli; insanlar yüksek sesle konuşuyor, eğleniyor. Bir kokteyl söyleyip gün batımını izlemek tarifsiz… Ben Victoria Road üzerindeki Cafe Caprice’de Pink Passion içtim. Votka ve passion fruit seviyorsanız, doğru seçim! www.cafecaprice.co.za

Mama Africa adlı restoran akşam yemeği için ideal. Burası canlı müzik çalan otantik bir yer. Mönüdeki “Wild Game” seçeneği insana nerede olduğunu hatırlatıyor.Timsah eti, devekuşu, antilop, Afrika ceylanı ve geyik sosisinden oluşan karışık ızgaraya ne dersiniz? Ayrıca antilop steak; Afrika domuzu ve Mama’s Timsah kebabı alternatifleri de var. Açıkçası, oralara gitmişken şu karışık ızgarayı denemeyi çok istedim. Etobur sayılmam ama bir kültürü tanımamın önemli bir parçası, oranın “mutfağını” tatmaktır. Yine de midem bozulur seyahatim olumsuz etkilenir diye vazgeçtim, karideste karar kıldım. Ziyanı yok, Cape Town’da deniz ürünleri muhteşem!

1834 yılında köleliğin kaldırılmasının duyurulduğu Greenmarket Square’a nasıl olsa gideceksiniz, çok merkezi. Şu anda burası kocaman bir açık pazar. Maskeler, takılar, birbirinden güzel ve ucuz hatıra eşyaları… Deneyim konuşuyor, pazarda kesin bir-iki saat geçirirsiniz. Mola verdiğinizde çevredeki cafe’lerden birinde yerel biraların tadına bakmayı ihmal etmeyin. Biliyorsunuz, Afrika şarapları da meşhur; çok da güzel. Ve de ucuz.

Cape Town’un en renkli bölgesi olan Bo-Kaap’ın “küp” evleri…

Bu arada, Cape Town’da her yere gitmek çok kolay. Özellikle de rehberiniz ve aracınız varsa. Şehrin en renkli bölgesiyse Bo-Kaap: Yan yana onlarca farklı renklerde boyanmış evleri görünce insan bu renk cümbüşünün sebebini merak ediyor. Meğer kölelik döneminde siyahlar sadece beyaz giyebiliyormuş, evleri de beyazmış. Kölelik kalktığında Cape Town sakinleri bunu kutlamak için evlerini rengarenk boyamışlar.

Cape of Good Hope, namıdiğer Ümit Burnu, kısaca Afrika kıtasının bitiş noktası

Şehir dışındaki yakın mesafedeki bölgeleri de ziyaret edebilirsiniz. Çoğu 40 dakika, en fazla bir saatlik mesafede. Ümit Burnu, yani The Cape of Good Hope, dünyanın en güney batısı, iki okyanusun kesiştiği nokta. Diğer bir deyişle, Afrika kıtasının sonu… İnsan orada bir garip oluyor: Ben kimim, burası neresi?… Ve doğanın gücü, güzelliği… Kalbiniz bir başka atıyor. Boulder Beach, yani yüzlerce penguenin yaşadığı yer de gidilmesi gereken yerlerden biri. Nefes kesici bir manzaraya hazır olun! Anlatacak o kadar çok şey var ki, hepsini buraya aktarmak mümkün değil. Hem sayfalar hem de kelimeler yetmez…

Sisler içindeki Table Mountain

Küçükken dünyayı gezmeyi hayal etmiş olmalıyım. Güney Afrika’nın en çekici şehri Cape Town’a da varmış olmam başka nasıl açıklanır, bilmiyorum. Buraya tekrar, seninle gitmeliyim…