Büyük provokatör Paris’te

Karlar altındaki Tuileries bahçelerinde Champagne’den Valentin’in mavi gözlerini düşünerek hayal kurabilir, Marais’nin dar sokaklarında aylak aylak gezebilir, bir kafeye oturup sıcak sıcak geleni geçeni seyredebilirim. Ama hiçbirini yapmıyorum, pis ve çiş kokulu Paris metrosunda kan ter içinde koşturmaktayım. Çünkü Londra’ya dönmeden önce azıcık vaktim ve görmem gereken biri var. Uzun zaman sonra yeniden Dali’yle buluşacağım…

Sürrealizmin babası Salvador Dali, bundan birkaç yıl önce İstanbul’daydı. Onu Sabancı Müzesi’nde; 270 eserinin yanısıra el yazmaları, fotoğrafları ve hakkında çok sayıda dökümanla evimizde görme imkanı bulmuştuk. Gerçekten iyi bir sergiydi.

Dali son birkaç aydır, 60’lı yıllarda en son çikolata reklamlarında arzı endam ettiği Paris’te. Paris, uzun yıllar sonra ilk kez dev bir Dali sergisine evsahipliği yapıyor. George Pompidou’da 2012 Kasım sonunda başlayan retrospektif sergiyi, geçtiğimiz haftasonu görme imkanı buldum.

Pompidou’daki Dali sergisi, Paris’in son yıllardaki en büyük sanat olayı olarak yazılıp çizildi. Kar kış tipi demeden Pompidou’nun önünde birikmiş kalabalığı görmesem inanmazdım; sergiyi her gün binlerce kişi ziyaret ediyor. 

Dali’yi İspanya’da anavatanında görmüş, çeşitli retrospektiflerinde bulunmuş biri olarak açıkçası ben biraz hayal kırıklığına uğradım ama yine de ustanın “Büyük Mastürbator”, “Belleğin Azmi”, “Narcissus’un Metamorfozu”, “İspanya”,  “Afrika İzlenimleri”, “St Anthony’nin Cazibesi” gibi büyük eserlerini birarada görmek güzeldi. Ayrıca daha önce görmediğim birkaç eseriyle çeşitli filmlerini de görme imkanı buldum. Hakkında bugüne kadar yapılmış en kapsamlı belgesel olan François Levy-Kuent imzalı “Salvador Dali, Génie Tragi-Comique” de serginin bonusuydu.

Benim için sürpriz olansa Dali’nin aynı zamanda bir oturma odası olarak kullanılan rüyası Mae West’in de sergide yer almış olmasıydı. Kocaman kırmızı dudaktan pofuduk koltuğa oturup etrafa bakınırken Dali’nin kafasının içinde gibiydim.

Salvador Dali’nin kafasının içi pek tekin değil. Korkular, hayaller, rüyalar…türlü türlü tuhaflıklarla dolu. Ama çok güzel. Güzel çünkü sınırsız. Güzel çünkü sürprizli. Güzel çünkü eğlenceli!

“Dahi mi, şaklaban mı” gibi laflar edilmiştir tarihte Dali hakkında. Yok Breton onu reddetmiş, yok sürrealizmi aleme maskara etmiş, yok çok para kazanmış, yok faşistmiş yok dindarmış vs vs vs…

İnsanoğlu kendi yapamadığını yapanı pek sevmez. Kendi seçimlerinden memnun olmayanlar başkalarının seçimlerini hafife alır, saygı duymaz. Kalıpların içinde mutlu mesut yaşayanlar, bir gün biri çıkıp o kalıpların aslında hiç de olmadığını gösterdiğinde hoşlanmaz, homurdanır. Dali için söylenenler de benzer türden homurdanmalardı herhalde…Ama neyse ki o hiçbirine kulak asmayıp kafasının içindekilerle büyümüş, büyümüş büyümüş. Ve bugün Salvador Dali için bir tek sıfat var kafi, o da şüphesiz “dahi”! 

Freud’dan nükleer fiziğe uzanan türlü türlü başka ilham kaynakları olsa da en çok İspanya ve karısı Gala’dan aldığı ilhamla resimden heykele, modadan mücevhere, sinemadan reklamcılığa pek çok alanda eserler vermiş, 20. Yy ve sonrasının sanatının mimarlarından biri olmuş Dali, 23 Ocak 1989’da 84 yaşında öldü. Yani bugün onun ölüm yıldönümü.

Büyük provokatör şimdi her neredeyse kimbilir ne acaip rüyalar içindedir. Arada iki satır mektup yazıp anlatmıyor ama biz açtığı yolda yürüyenlerle haber alıyoruz yine. Çünkü o Lady Gaga’nın kostümlerinden David Bowie’nin müziğine, Damien Hirst’ün resimlerinden Alexander Mc Queen’in elbiselerine, David Lynch’in filmlerinden Walt Disney’in animasyonlarına kadar her yerde hala bizimle.

Paris’teki Dali sergisi 25 Mart’a kadar devam ediyor.