Bu sergiyi kesinlikle atlamayın

Sakıp Sabancı Müzesi’nin ev sahipliğinde Sabancı Holding ve ING Bank işbirliğiyle, “Karanlıkla Işığın Buluştuğu Yerde Rembrandt ve Çağdaşları – Hollanda Sanatının Altın Çağı” isimli sergi 22 Şubat itibarıyla gösterime sunuldu. Hollanda sanatına dair Türkiye’de düzenlenen en kapsamlı sergi kabul edilen bu etkinliğin sponsorları ise Shell, Unilever, Philips, KLM Havayolları, Grand ve Park Hyatt ve Maçka Palas otelleri.

Hollanda ile ilişkilerin 400. yıldönümüne ithafen düzenlenen sergi, Amsterdam’daki Rijkmuseum koleksiyonundan 59 sanatçıya ait toplam 110 eserden oluşuyor. Bu eserlerden 10 tanesi ise dönemin en ünlü ressamı Rembrandt’a ait.

Serginin farklı özellikleri var. Aslında Hollanda sanatının altın çağı olarak kabul edilen 17.yy’ın bir özeti kıvamında. İçeri girer girmez sizi böyle bir pano karşılıyor zaten. Dönemi kısa tarihsel olaylarla önce bir önünüze getiriyor ki atmosferi daha iyi kavrayabilesiniz. Sanatçılar, eserleri ve tarih arasında bağlantı kurabiliyorsunuz.

Kısaca 17.yy siyasi bağımsızlığın elde edildiği, inanç özgürlüklerinin geliştiği ve yeni ticaret noktalarının keşfedilmesi ile birlikte Hollanda’da refahın en üst seviyeye çıktığı bir dönemdir. Bu dönem, Avrupa’nın diğer krallıklarının bir araya gelip Hollanda’ya saldırmasına kadar devam eder ve yaklaşık bir yüzyıl sürer. Zenginleşen tüccarlar, soylular gibi sanat eserleri satın alır, portreler yaptırırlar. Resme olan bu talep, sanatçıların destek görmesine sebep olur ve Hollanda bu dönemde 6 milyona yakın eser üretir.

Eserlerin birçok özelliğiyle Avrupa sanatına katkıda bulunduğunu söyleyebiliriz. Resme talep çok olunca tüccarlar özellikle portre ihtiyacına, sanatçılar da farklı temalar arayışına düşmüş ve farklı stiller ortaya çıkmıştır. Gerçekçiliğin duayeni Rembrandt bu devirde Avrupa sanatına büyük etki etmiştir. Bu arada Rembrandt’ın öğrencilerine ait bazı eserlerin de sergide ziyaretçilerini beklediğini söyleyeyim.

Diğer taraftan bu dönemde, karanlık ve koyu pastel renklerin arasından yapay ışıklandırma ile vurgular kullanılması etki gösterir. Spot ışıkları gibi resmin içinde objeler, figürler ortaya çıkartılır. İlk kez hayattan kesitler resmedilmeye başlanmıştır. Aynı zamanda baskı yöntemi gene bu dönemde sık kullanılır.

Hayatı hakkında fazla bilgi edilememiş ünlü bir ressam olan Johannes Vermeer’in Aşk Mektubu isimli eseri sergideki en önemli parçalardan birisi. Detaylarıyla olsun, sanki ordaymış gibi gerçek hissettirmesiyle olsun, ışığın kullanımdaki ustalığı olsun, hakikaten görülmesi gereken bir parça derim. Ayni zamanda sergi de Frans Hals, Jan Stern, Jacob Van Ruisdael gibi Hollandalı sanatçıların da eserlerini görmek mümkün.

Sabancı Müzesi’nin en başarılı bulduğum yanı müzeciliğin hakkını veriyor olması. Serginin dizaynı, video gösterimleri ile desteklenişi, bilgi panoları, sesli rehber ve içeriğindeki anlatımlar, açıklamalar çok güzel hazırlanmış. Ellerine sağlık demeden geçemeyeceğim. Sabancı Müzesi’ne gitmişken de elbette cafesinde soluklanmayı, Sabancı özel koleksiyonunu ve köşkün içini gezmeyi, soğuk bile olsa o güzel ve muhteşem manzaralı bahçesinde yürümeyi ihmal etmeyin.

Bu tip sergiler genelde hafta sonları yoğun ziyaretçi alıyor. O yüzden eğer vakit ayırabiliyorsanız hafta içini tavsiye ederim. Carşamba ve Cuma akşamları müze saat 22:00’a kadar gezilebilinir.

Tarih ve sanat ile ilgiliyseniz, sergiyi ziyaret etmenizi mutlaka tavsiye ediyorum. Bir tüyo vereyim, sesli rehberiniz için yanınızda kulaklık bulundurun. Kolunuz yorulmasın boş yere. İyi seyirler.