Brian De Palma’nın bittiği an…Passion

Bir filmin fragmanının, oyuncu kadrosunun gücünün, IMDB notunun ve/veya yönetmeninin bizi kesinlikle yanıltmadığı zamanlar vardı. “Abi fragmanını izledim bence süper bir film kaçırmayalım” ya da “O yönetmenden kötü film çıkar mı hiç canım, hemen gidip izleyelim” şeklindeki cümlelerin artık doğru olmadığını bir kez daha anladım ve bu tuzağa düşmemek için daha dikkatli olmaya karar verdim. Neden mi? Çünkü hafta sonu Passion, yani Türkçe adıyla Öldüren Tutku adlı filmi izledim. Posterinde, bir Bryan De Palma filmi yazan bir film ne kadar kötü olabilirdi ki?

passion02

Geneline bakacak olursak “mükemmel cinayet” teması üzerine kurulmuş olan filmde De Palma filmlerinde aradığımız özelliklerin hepsi yok. Hatta hiçbiri yok. Christine (Rachel McAdams) bir reklam şirketinde başarılı bir yönetici olarak çalışıyor ve aynı zamanda o reklam şirketinin en önemli müşterilerinden biriyle, Dirk ile fingirdiyor. Hareket ve tavrından, olduğu mevkiye gelmek için çok fedakarlık yaptığı ve yapmaya hazır olduğunu gördüğümüz Christine’in bir de karanlık tarafı var. Ama karanlık taraf sadece ona özgü bir kavram değil. Aynı şirkette Christine’den daha alt bir pozisyonda çalışan Isabelle de benzer semptomlara sahip. Ve ne tesadüftür ki büyük şehirde onca adam varken Isabelle de sürekli sigara içen, pis sakallı, sıska ve tipsiz Dirk ile fingirdemektedir.

Bir gün çekilecek bir reklamda Isabelle’in fikrinin kabul görmesi ve Christine’in bu fikirden kendine pay koparmaya çalışması bu ikiliyi karşılıklı birbirlerini rezil etme ve hatta öldürmeye teşebbüs noktasına getiriyor. Merak etmeyin bu yazdığımla film hakkında herhangi bir spoiler vermedim bunu zaten posterdeki maskeli eli bıçaklı karakterden siz de rahatça çözüyorsunuz. Zaten posterine kanarak ben de daha iyi bir film izleyeceğime inanmıştım bileti alırken.

passion03

İlk yarısı klasik şirket içi yükselme ve birbirine çelme takma taktikleriyle, ikinci yarısı da sapkın cinsellik ve öldürme arzusu temalarıyla çekilmiş filmde orijinal hiçbir şey yok. Senaryonun da Brian De Palma’ya ait olduğu gerçeği burada daha da üzücü bir hal alıyor benim için. Özellikle ikinci yarıda sürekli jaluziden süzülen ışık efektiyle karartılmış sahneler bence herhangi bir karanlık etki vermekten çok uzak olmuş. Hatta basit ve amatörce kalmış. Filmden çıkışta kardeşime söylediğim “Bu filmin ilk yarısını cep telefonu kameramla 15 dakikada, ikinci yarısını da aynı cep telefonu ve biraz jaluzi perdeyle yaklaşık 20 dakikada çekebilirim” sözümün de halen arkasındayım.

Carrie, Carlito’nun Yolu , Yılan Gözler, Dokunulmazlar ve tabii ki Al Pacino’nun efsane oyunculuğuyla hatırladığımız Yaralı Yüz gibi mükemmel ötesi filmlere imza atmış bir yönetmen olarak Brian De Palma’nın hangi kafayla ve neden bu filmi yaptığını ben anlamadım ama keşke De Palma aklımda hep o filmlerle kalsaydı dedirtmedi değil. Sonuç itibariyle Brian De Palma’nın “Öldüren Tutku”su, tutkudan değil ama sıkıntıdan ve iç daralmasından öldürüyor orası kesin.

Filmin fragmanı

YouTube Preview Image
Comments
  1. Canberk

    2000 yılında bir nevi 2001: A Space Odyssey çakması olan Mission to Mars çekerek zaten düşüşe geçmişti. Dibi bulmuş galiba… :)

    • Enis Hazan

      Bence dibi bulmakla kalmamış daha da kasıp altında ne var deyip oraya inmiş, olacak iş değil :)