Bölüm VIII: Star Wars ve Mitoloji

Yunan Mitolojisi, Star Wars efsanesinin yaratımında George Lucas’ın en büyük ilham kaynaklarından birisi olmuştur. Bugün sizlere bu mitoslardan ve diğer bazı referanslardan bahsedeceğim. Ayrıca Lucas’ın çocukluğunda ve gençliğinde yaşadığı bazı olayların, karşılaştığı kişilerin, seriye kaynak oluşturan Yunan mitosları, tarihsel olaylar ve dinler tarihi gibi öğeler kadar önemli olduğunu düşünüyorum. O yüzden yönetmenin çocukluğuyla ilgili belli başlı detayları da, masalsı bir anlatımla, sizlerle paylaşacağım.

George Walton Lucas Jr., 14 Mayıs 1944’de, Kaliforniya’da annesi Dorothy ve babası George’un dört çocuğundan üçüncüsü olarak dünyaya geldi. George Jr. ailenin tek erkek çocuğuydu. Kız kardeşleri Katy ve Ann daha büyük, Wendy ise ondan üç yaş küçüktü. Dorothy ve George çifti kasabanın nüfuzlu insanlarındandı.

Genç George uzun, ince ve hastalıklı bir çocuktu. Erken yaşta öldüğü için çok az görme fırsatı bulduğu annesine çekmişti. Çocukluğunun büyük bölümü ya hastanede ya da yatalak olarak geçmişti. Hayal gücünün bu kadar geniş olmasını onun geçirdiği ağır hastalıklar yüzünden günün çoğunu yatağında geçirmesine bağlayabiliriz. Lucas’ın babası aile içinde güçlü ve otoriter bir rol üstlenmişti. Kendi hayatında yaşadığı gelgitler sonucu oluşan bütün duygusal değişimleri diğer iki kızı yerine onun için daha önemli olan tek oğluna yani George’a yansıtıyordu. Babasının zor ve kararsız ilişkileri, George’un yıllar sonra yaratacağı  “Yıldız Savaşları”’ndaki “Obi-Wan Kenobi” ve “Darth Vader” gibi karakterlerde görülen iyi-kötü çatışmasının temelini oluşturacaktı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Lucas, Güney Kaliforniya Üniversitesi’nde sinema eğitimi aldıktan ve iki uzun metrajlı film –THX 1138 (1971) ve American Graffiti (1973)- çektikten sonra, 1973 yılında hayallerinin projesi olan “Yıldız Savaşları”nın senaryosunu yazmaya başladı. Senaryoyu yazarken kafasında -1930’lu yıllarda çekilen- onun küçüklüğünde televizyonda izlediği “Buck Rogers” ve “Flash Gordon” gibi “uzay operası” adı verilen dizilere benzeyen tarzda bir film çekmek vardı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Lucas bu dizilerin estetiğiyle birlikte usta Japon yönetmen Akira Kurosawa’nın Hidden Fortress (1958) adlı filminden de ciddi şekilde etkilendi. Hidden Fortress’da Japonya’nın bir köyünde yaşayan sıradan insanların hayatlarının bir anda olağanüstü olaylar sonucunda değişmesi anlatılır. Filmin ana karakterleri: Köyde yaşayan ve zengin olmak isteyen -aşağıdaki resmin sağında oturan- iki köylü, ki bu köylüler filmin komik karakterleri ve bize Yıldız Savaşları’ndaki R2D2 ve C-3PO adlı iki robotu hatırlatıyorlar, bir diğer karakter köyü dışardan gelen tehlikelere karşı koruyan bir general ve bir prensestir. Bu prenses ise tabii ki aklımıza Yıldız Savaşları’nın Prenses Leia’sını getiriyor.

                             Kurosawa’nın Hidden Fortress (1958) filminden bir sahne

Yıldız Savaşları’nın ilk çekilen ve günümüzde artık dördüncü bölüm olan “Yıldız Savaşları Bölüm IV – A New Hope” 1977 yılında gösterime girdi ve gerçek anlamda sinema tarihinin ve Amerika’nın kültür ve sosyal yaşamının birçok anlamda gidişatını değiştirdi. Bunun altında birçok neden vardır ama belki de bugün Yıldız Savaşları’nın hala çok önemli bir film olmasını sağlayan, filmin sırtını dayadığı referanslardır. Filmin temelde konusu –bütün filmleri büyük tek bir film olarak algılarsak- tarihin, mitolojinin daha doğrusu insanlığın varoluşundan , Adem ile Havva’nın yasak meyvayı yemelerinden, beri en büyük problemi olan iyiyle kötünün bitmek bilmeyen savaşıdır. Lucas’ın çektiği ilk üçleme yani 4, 5 ve 6. bölümler genç bir çiftçi olan Luke Skywalker’ın hikayesidir. Daha sonra çektiği öykünün öncesini  -Darth Vader’ın nasıl şeytanlaştığını anlatan- 1, 2 ve 3. bölümler ise Luke’un babası da olan Anakin Skywalker’ın öyküsüdür.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

George Lucas seriyi tamamladıktan sonra bütün hikayenin Anakin Skywalker’ın –yani Darth Vader’ın- hikayesi olduğunu söylemiştir. Hikayenin bütününe bakıldığında söylediği gerçekten de doğrulanıyor. Çünkü I. II. Ve III. Bölümler Anakin’in çocukluğunu, gençliğini ve karanlık tarafa, öfkesine yenik düşerek Darth Vader’a dönüşmesini anlatır. IV, V ve VI. bölümler ise onun karanlık tarafa geçtikten sonra etrafında gelişen olaylardır. Anakin birçok açıdan en önemli mitolojik karakterlerden olan Akhilleus’la benzerlikler taşır. Bu benzerlğin en büyük göstergesi Homeros’un İlyada’sının açılış cümlesidir :

“Söyle Tanrıça, Peleus’un oğlu Akhilleus’un öfkesini söyle!”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Akhilleus aynen Anakin’in çocukluğunda ve gençliğinde olduğu gibi, İlyada Destanı boyunca hep birilerine iflah olmaz bir öfke taşır. Agamemnon’a düşman olur, en sevdiği arkadaşı Patroklos’u öldürdüğü için Hektor ’dan nefret eder. Anakin de aynen başına gelen olaylar yüzünden etrafındakilere karşı ölümcül bir öfkeyle hareket eder. Annesini öldürdükleri için tusken raider’lardan nefret eder ve hepsini öldürür, sevdiği kadın olan Padme’ye onu dinlemediği için kızar ve son olarak hocası “mentoru” Obi-Wan’a sinirlenir ve sonuçta bu öfke onun sonunu getirir.

Anakin’in öfkesine yenik düşerek, karısını ölümden kurtarmaya çalışırken tam tersine onun ölümüne sebep olur. Bu olayda bize Yunan tragedyalarını hatırlatır.

Yıldız Savaşları –Homeros’un İlyada Destanı gibi- Lucas’ın epik destanıdır. Anakin’in ateşli tutkusunun çevresindeki insanlardan çok kendisine zarar vermesi ve kendi kendisini yok etmesine neden oluşu yine Yunan mitolojisinde çok önemli bir kavram olan nemesis’i aklımıza getirir. Yaptığı şeyler sonucunda Anakin kendisi en çok acı çeken kişi olur. Bölüm III’ün sonunda güce karşı olan ateşli tutkusu yüzünden lavlarda yanarak insanlıktan çıkması da George Lucas’ın bize sembolizmle de ne kadar çok ilgilendiğini gösterir. Anakin’in vücudunun büyük bölümü yandıktan sonra efendisi Darth Sidious tarafından Darth Vader’a  -yarı mekanik yarı insan olan bir varlığa- dönüştürülmesi de aklımıza sinemanın en önemli ikonlarından olan Frankenstein’ı getirir.

Anakin ve oğlu Luke’un, Yunan mitolojisi ile olan bir diğer bağlantıları da, ikisinin de bir mentor –akıl hocası- tarafından yetiştirilmeleridir. Mentor kelimesi, diğer ünlü bir mitolojik karakter olan Odysseus’un oğlu Telamakhos’u sefere giderken, onu eğitmesi için emanet ettiği Mentor adlı hocadan gelir. Mentorların –yani akıl hocalarının- mitolojide ve Yunan felsefesinde çok önemli bir yeri vardır. Yıldız Savaşları’nda da baş karakterler olan “Jedi Şövalye”lerini onların efendisi olan “Jedi Usta”ları yetiştirir. Anakin’i de –

Mentor’un Telamakhos’u yetiştirmesi gibi- Obi-Wan yetiştirmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mentor konusunda diğer bir benzerlikte Akhilleus ile Luke arasındadır. Akhilleus’u Kheiron adlı gövdesi insan, alt kısmı at olan bir kentaur kendi ormanında yetiştirmiştir. Luke’u ise Yıldız Savaşları evreninde en büyük akıl hocası olan Yoda, yaşadığı orman gezegen Dagobah’ta yetiştirmiştir. Akhilleus’un da, Luke’un da hocaları insan dışı varlıklardır. Akhilleus’u Kheiron’a babası Peleus, Luke’u ise -ona babalık eden- Obi-Wan emanet etmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Luke seri boyunca hiçbir zaman doğruluktan şaşmamış ve Yoda’nın öğretileri ile bilgeleşmiştir. Leia ise her zaman için çok güçlü bir kadın portresi çizmiş ayrıca onu soylu ve zengin bir aile yetiştirmiştir. İki kardeş birlikte aklımıza Yunan mitolojisinin en önemli tanrılarından Apollon ve Artemis’i getirir. Apollon ve Artemis de, Luke ve Leia gibi ikizlerdir. Apollon tanrılar arasında doğruluğun, Artemis ise soyluluğun ve gücün simgesi olmuştur. Apollon’un sıfatlarından birisi de “Altın Saçlı” dır. Aynen Luke’un saçları gibi…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Star Wars evreni Yunan Mitolojisi, dinler ve dünya tarihi ve tabii ki sinema tarihi de dahil olmak üzere daha bir çok olgudan etkilenmiştir. Ben bugün sizlere bu ilham kaynaklarının bazılarından örnekler vermeye çalıştım. Bir sonraki Star Wars yazısında sizlere, serinin Dünya tarihinden etkilendiği belli başlı olaylardan bahsedeceğim. May The Force Be With You.

Comments
  1. Murat Süzük

    Derin…..