Bir rüyanın ardından: MONO bizdeydi…

      Mono (9 of 10)

MONO buradaydı; Türkiye’de, İstanbul’da, Şişhane’de, Salon’da.. Gözlerimiz buna şahit oldu, kulaklarımız onları hem duydu hem gördü. Bizden önceki son durakları Atina olsa bile, bu grup 8527 kilometre öteden bizim için konsere geldi. Epik cümleler kurmak gelmiyor içimden, çok sade yazmaya özen gösteriyorum. 2007 başından beri post-rock külliyatımın Kâbe’si olan bu grup, sonunda ayağıma kadar gelip bana 1 saat 45 dakika boyunca dünyanın en güzel duygularını yaşattı. Bilet üzerinde konser başlangıcı 21:30 diye belirtilmişti. Adamlar konsere 21:30:00’da başladı. Üç adam, bir de kadın sol kapıdan girdi, o 1 saat 45 dakika boyunca tek bir kelime etmeden çaldı ve gitti.

oradaydiGrup, yeni albümleri For My Parents’in Avrupa turnesini yapıyordu. Bunu biliyorduk. Son albüm, son iki albüm ağırlıklı bir konser olacaktı, buna da hazırdık. Setlist de kafamızda şekillenmişti. Toplamda sekiz ya da dokuz şarkı çalacaktı MONO. Son dönemki setlist de ezberimizdeydi zaar. Oraya gittik, biraz da geç kalmamıza rağmen, bizi intro olarak You Are There’in açılış şarkısı The Flames Beyond The Cold Mountain’in ilk dakikaları karşıladı. Mor dumanlar sahneye verilirken MONO, sahnede belirdi. Kendi kültürlerine has selamlamaları ile bizi selamladılar. İki gitarist Takaakira Goto ve Hideki Suematsu, davulcu Yasunori Takada yerine oturdu. Basçı kızımız Tamaki Kunishi ise her zamanki yerinde, Takaakira ve Hideki’nin arasında ayaktaki yerini aldı. Ve Legend ile ayin başladı.

Mono-1

Biraz alkollü olmamdan mütevellit, Legend’in ilk notalarında gözlerimi kapadım. Arkamda benden çok alkol aldıkları ve her konserin olmazsa olmazı ülkeyi kurtaran üniversite hazırlıklı öğrencilerine (!) rağmen oradaki müziğe kanalize oldum. Arada gözlerimi açıp onlara bakıyordum: iki gitarist de gözlerini kapamış, biz dinleyicilerle aramızda bir köprü örüyorlardı. Legend bitince, Burial at Sea’ye geçiş yaptı MONO. Şarkının ilk dakikalarında esas beklentim olan Dream Odyssey’e geçişin yapılacağını bildiğim için arafta kaldım ve şarkının bütününe kendime veremedim. Ne zamanki Tamaki bas gitarını bırakıp, piyanonun başına geçti ve Dream Odyssey başladı, kafamı öne eğip hiçbir şeyi düşünmemeye başladım. Artık tüm varlık o notalardı. Bir vecd anıydı bu. Bunu bana yaşatmış üç ya da dört grup vardı. Anlatabiliyor muyum?! MONO çalıyordu karşımda..

tumblr_lmdn19o4OU1qd8ryqo1_500Yanılmıyorsam ardından Ashes in the Snow’a geçti grup bir önceki albümden. Hymn to the Immortal Wind’ten en sevdiğim ikinci şarkıydı bu. Grup bundan sonra ise bir mola niyeti gibi Follow the Map’i çaldı üç buçuk dakikalığına. Bundan sonra Pure as Snow (Trails of the Winter Storm) girdi ki, bir konserden alınabilecek zevkin ne kadar olabileceğini düşünmek bile çok ağır geliyordu. Ardından yeniden bizi son albüme, Unseen Harbor’a götürdükten sonra MONO, benim beklediğim ikinci an geldi: Halcyon (Beatiful Days) girdi yavaş yavaş. İlk duyduğum anda bağırdığımı hatırlıyorum arkadaşıma: Halcyon lannn!!

Mono++Japan_large

Aslında hiçbir yazımda bu kadar informal olmam, ama yıllardır beklediğim bu anı gerekli yazı biçimine dökemiyorum; olmuyor, olamıyor.. Bu yüzden ne olur, okuyorsanız bu yazıyı, beni mazur görün.. Bazen böyle şımarmak da lazım zira. Halcyon’dan sonra Everlasting Light girdiğinde, aslında konserin son şarkısı olacağını anlamıştım, anlamıştık bir mürit olarak. Onun verdiği burukluk vardı biraz Hymn to the Immortal Wind’in son şarkısını dinlerken.. MONO, 1 saat 45 dakika gibi bir süre kaldı sahnede. Çok da iyi olmayan ses sistemine rağmen yanlışsız, tamamen yanlışsız çaldı. Takaakira’nın gitar performansı muazzamdı. Hele sandalyesinden yere inip gitarını tepe üstü pozisyona getirip pedallarıyla sese yön verdiği an.. İşte, orada olmalıydınız kalıbını kullanacağım yegane yerdir burası.

Mono+gitar

Hasılı geldiler, çaldılar ve gittiler. O kadar alkışlamamıza, tezahürat etmemize rağmen bis için geri dönmediler. Zaten bis yaptığı da pek aynı ile vaki değil MONO’nun. Bu konuda da nettiler. Neyse oydu MONO: şaşırtacak hiçbir şeyleri yoktu. Eski albümlerden, özellikle One Step More and You Die ve You Are There’den hiçbir şey çalmadılar olayına girip konsere gölge düşürmek, aslında düşündüğümüzde  biraz şımarıklık. Bu şımarıklığa ben de dahil oldum. Ama düşününce böyle olduğuna kanaat getirdim. Erkan Oğur, ‘müzik kaydedilemez’ der. Bunu görebildik onları izlerken. Onlar orada doğayı, doğalı sunuyordu; kayıt alsak bile o anı yeniden yaşayamayacağımızı biliyorduk. Bir daha kim bilir ne zaman gelirler. Fakat onları dünya gözüyle gördüm ben. Bunun ne anlama geldiğini kolay kolay anlatamam. Benliğime kattığım, bana bir şeyler katan bir şeydi bu. İzlemeseydim, bir yanım eksik olacaktı. Ben aslında bunu kaçırmamak için izledim MONO’yu. O şeyi de kendime katabildiğimi düşünüyorum. Orada yapamadım bunu, şimdi yapmak istiyorum: どうも有り難う御座いました —– じゃあね(*)

(*): Teşekkür ederim. Hoşçakalın.

MONO – Dream Odyssey:

YouTube Preview Image
MONO – Halcyon (Beatiful Days):

YouTube Preview Image
Comments
  1. can

    Ben de ordaydım. 2005’te bırak Mono’yu,post rocka dair tek bsy bilmeden Rock İstanbul’da hayran kaldığım Mono’yu 8 senedir bekliyordum tekrar izlemek için.

    O zaman, indirme falan zar zor oluyor hele bir de Japon bir grup arayınca imkansızdı. Es kaza bir yerlede flac kayıtlarını 56 k ile mi ne indirmeye kalkmıştım. Yarım yamalak gelmişti.
    Sonra Reiko Disc (o zmnki distrübütörleri idi herhalde) ile iletişme geçip çok sevdiğimi söyleyip, nereden bulabilecğimi sormuştum. Neyse, zamanla amazonu keşfettik fln derken, Amazon’dan One Step More and You Die ve Walking Clouds and Deep Red Sky Flag Fluttered and the Sun Shined’ı almıştım. Böyle böyle 8 sene geçti.

    Biletimi nadiren çok önceden alırım, bu sefer çıkar çıkmaz almıştım.

    Konserde aynı burada yazıldığı gibi, ben de sıklıkla gözlerimi kapadım ve hafif bir çakırkeyiflilike salındım. Başka bir ruh haliydi o. Öyle konser demek, benim için yoğunluğunu azaltıyor sanki.

    Konser sonrasında da Mono bize bir kıyak yapıp, orada bekleyen 3 5 kişinin albümlerini falan imzaladı, fotoğraf çektirdi. 8 yıllık bekleyişe değdi gerçekten.

    Tamaki’ye For My Parents’ın neden benim için çok önemli olduğunu ve hayatımın bu döneminde dinlediğim için çok memnun olduğumu anlatmaya çalıştım. Bilmiyorum beni ne kadar anladı (ingilizce:) ) ama olsun, ben hayalini kurduğum şeyi söylemenin memnuniyetiyle ayrıldım Salon’dan.

    O yüzden bu yazı da çok hoşuma gitti.

    teşekkür ediyorum.

    Keşke tekrar gelseler de bu sefer eski albümlerinden de çalsalar.