Michael Haneke rahatsız seyirler diler…

Michael Haneke‘den kısaca bahsedelim… Haneke, 1942’de Almanya’nın Münih kentinde doğdu. Viyana’da felsefe, psikoloji ve tiyatro eğitimi gördü. Alman televizyonuna senaryolar yazdı birçok tiyatro oyunu da sahneledi. 1970 yılından beri, hem sinema, hem televizyon için yönetmen ve senarist olarak çalışıyor. 1989 yılında “Der Siebente Kontinent / Yedinci Kıta“ ile Locarno Uluslararası Film Festivali’nde Ernest Artaria Ödülü’ne layık görülmesinin ardından, çeşitli festivallerde yine yönetmen ve senarist olarak ödüller aldı.

Filmlerinde seyircisini eğlendirmeyi değil, sarsmayı amaçlayan Michael Haneke, onların rahatını bozmaktan hiç rahatsız olmamıştır. Londra’daki Orta Avrupa Kültürü Festivali’nde gösterilen beş filmlik retrospektifini izleyen seyircilere filmlerini “Size huzursuz seyirler dilerim ” diyerek sunan yönetmen, filmlerinden söz ederken, “kendi kendine yabancılaşmak, duygusal buzlaşma, gerçeklik duygusunu yitiren gerçeklik” gibi anlaşılması zor kavramlara başvuruyor. Bu unsurların hepsi de ilk uzun metraj filmi olan Yedinci Kıta’da karşımıza çıkar. Haneke’nin filmleri, seyiri kolay olmamakla birlikte, genelinde seyircinin kolayca ulaşabileceği, anlaşılabilir filmlerdir (Bilinmeyen Kod‘u, 2000 saymaz isek). Artık sevmesini, hatta nefret etmesini bile bilmeyen bir toplum düzenini filmlerinde anlatan Michael Haneke’nin amacı, çevremizdeki dünyaya karşı duygu ve tepkilerimizi ortaya dökmektir. Yönetmen, özellikle medyanın bunları körelttiğini inanmaktadır ve filmlerinde genellikle medyanın üzerine de gider. Zamanlama, gerilimi tırmandırma ve mantıklı bir olay örgüsü kurma gibi sinema standartlarını kullanmayı genellikle tercih etmeyen Haneke, izleyicilerini sıkmak, kızdırmak ya da hayal kırıklığına uğratmaktan da hiçbir zaman çekinmemiştir. Bizi kendi sinema dünyasının içine çektikten sonra birden geri çekilen ve hem aldatılıp kandırıldığımızı, hem de bunu yapanlarla suç ortaklığı ettiğimizi gösteren Haneke, çektiği filmlerle kendisine günümüz sinemasında çok farklı bir yer edinmektedir.

Haneke, sinema yönetmenliğine zamanının İstanbul Film Festivali’nde de gösterilen “Duygusal Buzlaşma” üçlemesinin ilk filmi ” Der Siebente Kontinent / Yedinci Kıta” ile 1989’da başlamıştır. Üçleme 1992 yapımı Benny’s Video / Benny’nin Videosu ve Haneke’nin iki yıl sonra çektiği 71 Fragmente einer Chronologie des Zufalls / Bir Şans Kronolojisinin 71 Parçası ile tamamlandı. Haneke sinemasıyla ilgili her zaman ısrarla iyimser olduğunu söylemiştir :  “Kötümser olanlar, eğlencelik filmler yapanlar  İyimser kişi, insanları sarsıp kayıtsızlıktan kurtarmaya çalışır.” Toplum içerisinde yabancılaşmayı, insanın kendisini toplumdan soyutlamasını daha önce hiçbir yönetmen Michael Haneke gibi beyazperdeye yansıtamamıştır diye düşünüyorum. Haneke filmlerinde başta kendisini bununla birlikte etrafındaki insanları sevmeyen, hatta onlardan nefret eden, duygusuzlaşan modern çağ insanının resmini çizer.

Yedinci Kıta’da, Orta sınıf Avustralyalı bir ailenin parçalanmasını anlatılır. Haneke günümüzde -modern çağda- insanların hayatlarının ne kadar monotonlaştığını bize bu ailenin sıradan hayatını –bir iş günü içerisinde yaşadıklarını üst üste tekrarlarla-  yansıtarak gösterir ve filmin gerilimi aile içinde yaşanan huzursuzluklarla arttırılır. Georg, Anna ve Eva (filmlerinde genellikle bu isimleri kullanıyor) gayet mutlu yaşayan bir ailedir. Georg mühendis, Anna gözlükçü, Eva ise sekiz yaşlarında parlak zekalı bir çocuktur. Filmin yaklaşık ilk on dakikası boyunca  Haneke bize aile fertlerinin yüzlerini göstermez ve bu da bizim onlarla yakınlık kurmamız engellenmiş olur ayrıca aile fertleri içerisinde ki bağlantı kopukluğu da böylelikle izleyiciye yansıtılmış olur. Gayet sıradan bir hayatları olan Schober ailesinde, ilk gerginlik Eva’nın okulda kör taklidi yaptıktan sonra öğretmeninin onun yalan söylediğini anlaması ve annesine şikayet etmesiyle yaşanır. Anna, Eva’ya doğruyu söylemesini ve ona zarar vermeyeceğini söyler ancak ardından Eva’nın ona doğruyu söylemesiyle birlikte Anna kızının suratına çok sert bir tokat indirir. Burada filmin devamında gelişecek olayların fitili ateşlenmiş olur.

Georg’un işinde terfi almasıyla birlikte ailenin ekonomik durumu iyice güçlenir ama bu gelişme hayatlarının monotonluğu da arttırır. Anna’nın araba yıkama servisinde ki ağlama krizi, Georg’un çalışırken yaşadığı olaylara tamamen tepkisiz kalması ve Eva’nın hiç gülmeyen yüzü bu ruh halinin resmidir. Haneke’nin çoğu filminde bulunan “ yabancılaşma, soyutlama” gibi olguları, Yedinci Kıta‘da  en abartılı biçimde görürüz. Daha fazla spoiler vererek filmle ilgili tadınızı kaçırmak istemiyor ve benim izlediğimde kanımı donduran, sizin de üzerinizde tüyler ürpetici etkiler bırakacağını, kendinizi ve hayatınızı sorgulamanıza neden olacağını düşündüğüm bu filmi izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum.

Comments
  1. Orhan Meriç

    İkinci karedeki adam Teoman’ın az yaşlı hali mi Ersay? Eğer bir Haneke filmine sızmayı başardıysa alnında öpücem görünce.