Berkin sana emanet anne

Daha 7 gün önce annemi kaybettim ben. 7 koca yıldır mücadele ettiği kansere sonunda yenik düştü; 1 hafta hastanede, 8 saat yoğun bakımda kaldıktan sonra gözlerime baktı, ellerimi veda için son kez sıkarak cennetin yolunu tuttu anneciğim benim. O son 8 saatin nasıl da ağır ağır geçtiğini, ne kadar canımı yaktığını, bir daha kucağına yatamayacağını bildiğim annemin bir an önce huzura kavuşması için nasıl yana yakıla dua ettiğimi bir ben biliyorum. Anne bu; benim gibi çocuk sahibi olmayanlar için hayatta kaybetmekten en çok korktuğumuz varlık… Son anları ve yokluğu insanın göğsüne nasıl da koca bir kaya gibi oturur, geceleri canını teslim ederken acı çekip çekmediğini, korkup korkmadığını düşünürken nasıl aklını kaçıracak gibi olursun çok iyi biliyorum artık; bilmez olaydım…

Ama en azından bi tesellisi vardır annemin gidişinin. İnanıyorsam “mukadderat” derim,  gerçekçiysem hastalıktan dem vurur “şükürler olsun çok acı çekmedi” diye avunurum. Hastalığının olumlu yanlarını bile görürüm kafayı yemişsem – “hasta olmasaydı eğer, birlikte bu kadar çok vakit geçirmeye çabalamazdım, belki alır başımı uzaklara gider çok az görürdüm annemi,” derim. En nihayetinde bahane bulurum yıkılmamak için; acısı içimde kor gibi yanar, geceleri uykularım kaçar da, cenazede sırtımı sıvazlayan herkesin sözlerini hatırlayıp artık ışıklar içinde uyuyacağına ve bu dünyadan çok daha güzel bir yerde olduğuna inanır, biraz rahatlarım belki.

Fakat Berkin’in anneciği ne yapar? 15 yaşındaki pırıl pırıl yavrusunu katillerin insafsızlığına kurban veren, evladının minicik bedenini toprağa teslim eden o anne nasıl avunur bi söylesenize bana? Ben kendi annemden biliyorum evlat kaybetme korkusunun anaların kalbini nasıl delip geçtiğini. Bunun düşüncesiyle bile annelerin yürekleri yaprak gibi titrer, dolan gözleri boşluğa sabitlenirken, şimdi ne yapsın Berkin’in annesi? Hangi hastalıktan hesap sorsun? Hangi kaderi kabullensin? Annemin solunum makinesine bağlı geçirdiği o son 8 saat bile benim canımı yakarken, bir annenin evladının başında tam 9 ay ha uyandı ha uyanacak diye beklemesi, ama bunun yerine günden güne eriyip gittiğini görmesi nasıl bir eziyettir, kimin aklı ve vicdanı alır?

Dünden beri yazılanları okuyorum ve iyi niyetli bazılarına bile bir yanım isyan ediyor. Berkin’in masumiyetini sembolize eden ekmek almaya gidişi değildir yahu! Çocuk olmasıdır, çocuk! Bu ülkede çocuklar ölüyor, canlarının hesabını soran yok. Benim annem öldü 7 gün önce, Berkin’in annesi yaşarken her gün ölecek, lanet olsun, tesellisi yok!

Annecim, sen Berkin’e de, ondan önce soğukkanlılıkla katledilen kardeşlerimize de iyi bak oralarda. Hepsi ben gibi senin evladındır, göz kulak ol e mi?

berkin-elvan-4