Beatlemania: Bitmeyen fanatizm

İtiraf ediyorum, bit pazarından bir Beatles plağı almışlığım, Londra’daki nadir güneşli günlerde “Here comes the sun”ı mırıldanmışlığım, Abbey Road’da duvara “Lucy in the sky”ın sözlerini yazıp yanına da ismimi kondurmuşluğum oldu. Ama görünene aldanmayın. Bu turistik aktivitelerimin hiçbiri gerçeği değiştirmedi: Ben Beatles’ı sevmem!

Azıcık kalbime dokunmuş olanları var ama bence hiçbir Beatles parçası çok da güzel değil. Yoko’yla bir derdim yok, ama Lennon’ı sevmem.  Paul McCartney’i fazla İngiliz bulurum. Aile babasıdır, romantiktir ama bir süre sonra sıkıcıdır. George desen hülyalı, Ringo bildiğin artiz.

Dün öğle saatlerinde Emrah bloğun yazı işlerine bana hitaben bir mesaj gönderdi. Şöyle diyordu:

“Handeciğim, Beatles’ın ilk single’ı tam 50 yıl önce çıktı. Madame Tussauds 50’nci yıl kutlaması için özel balmumu yapmış, Abbey Road’da action olmuş. Bir Beatles yazısı patlatsan süper olur”

…O dediğin ekim ayındaydı, İngilizler Beatles’ı artık pek takmıyor, Oxford Street’de Beatles kupaları, çantaları, magnetleri… aklına gelebilecek türlü ıvır zıvırı bedavaya almayanı dövüyorlar. Abbey Road, hergün karşıdan karşıya geçme pozu verirken ölüm tehlikesi atlatan Çinlilerle dolu… diye cevaplamak istedim ama yapmadım. Onun yerine kısaca oflayıp, olur dedim, “Senin için denerim.”

Deniyorum:

Beatles ilk single’ı “Love Me Do”‘yu 5 Ekim 1962’de çıkardı. Hemen ertesi yıl aynı adlı parçanın listelerde ikinciliğe kadar yükseldiği albümleri “Please Please Me” geldi.  Beatlemania da işte o sıralarda başladı. İngiltere’de başlayan Beatles çılgınlığı, zirve yapan “From Me To You” single’ıyla Amerika’ya sıçradı. Yıllar yılları kovaladı, ateş hiç sönmedi. Beatles aşk şarkıları yaptı, dünya onları sevdi. Beatles “psychedelic” haller içine girdi, dünya onları sevdi.  George Hindistan’a gitti guru oldu, dünya onları sevdi.  Beatles İsa’dan daha popüler oldu, dünya onları sevdi. Karısı Lennon’ı kendi yatak odasında Yoko’yla bastı, dünya onları sevdi. Lennon hippi oldu savaşmadı sevişti, dünya onları sevdi. Beatles birbirine girdi, dünya onları sevdi. Lennon öldürüldü, dünya onları sevdi…

Elbette İngiltere övünüyor Beatles ile. Beatles bugün en az kraliçe kadar; Londra’nın telefon kulübeleri, black cab’ler, kırmızı routemaster’lar kadar klişe… Gündelik hayatta da tablo şöyle: İngiltere dünyadaki tüm ritimlerin buluşma noktası. Hergün yüzlerce sahnede yüzlerce yeni grup onlarca yeni müzik türü dinleniyor. Gençler Swedish House Mafia seviyor mesela, orta yaşlılar konser salonlarında biraz ondan biraz bundan dinliyor, daha yaşlıları caz kulüplerinde kokteyllerini yudumlarken bulabilirsiniz sıklıkla. Beatles ise komşu teyzenin mutfağında ya da taksilerde, kısık sesle dinlenen yerel radyoda usul usul çalmaya devam etmekte.

Bana gelince… Beatles sevmiyorum ama Beatles hakkında bildiğim bazı ilginç şeyler var. Hadi onları paylaşarak devam edelim denemeye…

Mesela Mojo’nun geçtiğimiz aylarda yayınladığı ve Beatles’ın psychedelic dönemini anlatan The Magical Mystery Tour için yaptığı özel sayısını çok sevdim.  Revolver albümünün kapağı bence Beatles albüm kapakları içerisinde en güzel olanı. Lennon, Paul, George ve Ringo’nun siyah beyaz ilustrasyonlarının olduğu bu kapaktan türetilmiş penalar, saatler, kol düğmeleri, duvar süsleri gibi türlü türlü aksesuarı Londra’da Camden Market’da bulmak mümkün. Ivır zvır demişken Beatles konulu ıvır zıvırları Londra’da her köşe başında bulabilirsiniz. Ama en orjinalleri için Baker Street’deki Beatles shop’a gitmelisiniz. Buradan kocaman bir yellow submarine alabilirsiniz mesela.

Beatles plakları her yerde bulunabilmekte. Yıllanmış olanlarını (şansınız varsa hatta belki ilk basımlarını) mahalle aralarındaki plak dükkanlarında iyi paralara, gıcır gıcır yeni basımları Soho’daki plakçılarda gereksiz pahalıya, gözden düşmüş elden çıkmış kopyaları da pek ucuza bit pazarlarında bulabilirsiniz mesela.

Beatles’ın çocukları grup kuracaklar diye haber çıkmıştı bir ara. Eyvah demiştim, neyse ki o proje yarım kaldı sanıyorum. Beatles’dan kalanlardan ben en çok Paul McCartney’nin kızı Stella McCartney’nin işlerini seviyorum. Modacı ve kendi adını taşıyan bir markası var. Tasarımları pek şahane. Kankası Gwyneth Paltrow ve bilumum Hollywood starları giyiyor ama benim neyim eksik derseniz  Notting Hill Portebello Road’daki atölyesine ya da Harrods’a uğrayıverin.

Abbey Road her ne kadar Beatles ile bütünleşmiş olsa da, nice müzisyenlere evsahibi olmuş efsane bir stüdyo. Londra’da St Johns Wood dolaylarında. Bahçe duvarında Beatles hayranlarının yazıp çizdiği grafitiler var. Benim şarkı sözlerinin yanına adımı kondurduğum türden. Beatles’ın meşhur Abbey Road albümünün kapağındaki yaya geçidi de stüdyonun hemen önünde. İçerisi? Tanıdık varsa, girin görün tabi.

Bu arada ben Londra’dan notlar veriyorum ama Beatles’ın doğumyeri Liverpool. Cavern ise en az 300 kez çalmış oldukları meşhur club. Sadece Cavern değil, Liverpool’un her yeri buram buram Beatles kokuyor.

Beatles ile ilgili hikaye çok. Yaz yaz bitmez… Filmler ve kitaplarla bitirelim…

Beatles konulu çok sayıda film var. Bunlar arasında en sevdiğim, Lennon’un ergenlik dönemlerini anlatan Nowhere Boy.  1964’de çekilen ve bir komedi filmi olduğu iddia edilip Oscar’a da aday gösterilmiş olan A Hard Day’s Night, hayatımda izlediğim en sıkıcı filmdi. Beatles şarkılarını sevenler için 2007 yapımı Across The Universe kulaklara şenlik.

Tahmin edersiniz ki Beatles hakkında yazılan sayısız kitap da var. Biyografiler, şarkı sözlerinden derlemeler, Beatles kadınları, Lennon ile Yoko, Paul ile Linda vs vs… Ne ararsanız var. En son Lennon’ın eski karısı Cynthia Powell’ın yazdığı bir Lennon kitabına rastladım. Favorimse bir kütüphanede tesadüfen karşılaştığım, Paul McCartney’nin şiir ve şarkı sözlerini derlediği ve kendi önsözüyle yayınladığı Blackbird Singing. Geçenlerde yine yeni bir kitap yayınlandı. The John Lennon Letters. İlk Beatles biyografisinin yazarı Hunter Davies tarafından derlenmiş olan bu kitapta 1951’den 1980’e kadar Lennon’un ona buna şuna gönderdiği mektuplar yer alıyor. Bu mektuplar sadece sahiplerinden değil müzayedelerde bunları satın alan fanatiklerinden de toplanmış.

Britpop’un medarı iftiharı Jarvis Cocker bu kitapla ilgili Guardian’a bir yazı yazmıştı. Doğrusu onu da pek sevmem ama söylediklerine katılıyorum. Şöyle diyor:

“Rolling Stones’un 50 yılı, 007’nin 50 yılı, Beatles’ın 50 yılı. Yaşı 50’ye yaklaşan biri olarak biraz sıkıldım bu durumdan açıkçası. Hunter Davies işini yapmış, güzel. Ben de Beatles’ı severim ama artık biraz ileri adım atmamız gerekmiyor mu?”

The Beatles/Love Me Do:

YouTube Preview Image
Comments
  1. İbrahim Salı

    Aha lennon sevmeyen birisi! Katılıyorum bu sözlere, Beatles için Paul’dur, Lennondan ciddi anlamda nefret ediyorum, şu an hayatta olsa öldürecek kadar nefrete sahibim neden mi ? orası bende kalsın…

  2. Mustafa Gündoğdu

    lennon’ı sevmeme olayı bende de var. aslında beatles’ı sevmeme durumu var da hande gibi, john lennon’ı sevmeme eşiğim, beatles’ı sevmeme eşiğimden çok daha büyük.

  3. Hande

    ben ikisini de ayni sevmiyorum :)

  4. Nafiz Abluka

    farklı ve asi genç kız tripleriyle mor saçlı takılıp anlaşılamayan okulumuzun çimçime kızı bülbül tavırlarıyla yazılmış, müzik bilgisi erol evgin, mor tepesi kıvamında olan ortamlara akan genç kızımız büyüdü de ayfon5 bile aldı tipindeki birinden gelen bu yazımsı şeyi ve bu kişiden yazı isteyen yurttaşımızı kutluyorum..

  5. hande

    birileri beatles seviyor anlasilan :) ben olsam benim sevdigime laf edene ben de kizarim ama su ‘yazimsi sey’ demeseymisiniz iyiymis nafiz :(

  6. Hazal

    Lennon sevmeyipte Beatles sevme gibi bi gerizekalılığı ilk defa gördüm.Beatles demek Paul demek değil.O grup 4 kişilik bir gruptu bi kişi için dinliyosan sen ya hava olsun diye yada yakışıklı olduğu için dinliyosundur.Beatles hiç bitmedi bitmiycekte senin için bitmiş olabilir ama sen başkalarının Beatles’ı sevmemen konusunda saçma sapan yorumlar yaparak kimsenin morelimi bozamazsın.Sen dinleme git jastin dinle.O kadar meraklıysanda Beatles’a yaklaşma.