Batman’in dünyası sarsılırsa

Yeni bir çizgi roman okurunun popüler bir seriye başlarken en sık sorduğu soru nereden başlanacağıdır. Zira üzerinde numara olmayan zilyon tane kitap vardır. Genelde kitaplar yeni bir okurun rahatça başlayabileceği şekilde tasarlanmış olsa da bu göz korkutucu bir olaydır. O kadar ki DC Comics sırf bu yüzden 2011’de satışları arttırmak ve yeni okur kazanmak için her seriyi bir numaradan başlattı. DC’nin (hatta piyasanın) en ünlü serisinin açık ara Batman olduğundan Batman 1’in üzerindeki baskı baya büyüktü. Bu seri sadece insanların Batman’e değil DC Comics’e başlangıcı olacaktı. DC zekice bir hamle yaparak serinin başına American Vampire yaratıcısı ve Black Mirror ile en iyi Batman hikayelerinden birini yazmış Scott Snyder’ı getirdi.

Deneyimli bir çizgi roman okurunun bildiği bir seriye başlarken ilk sorduğu soruysa genelde serinin karakterin tarihine nasıl yeni bir şeyler katacağıdır. 39’dan beri devam eden seride yapılmamış pek bir şey kalmıyor. Üstüne yazarın karakterin bilinen yönlerini değiştirmeye izni yoktur. Batman’i, Joker’i bıraktım Alfred veya Jim Gordon’un bile ölmeyeceğini bilerek başlarız her hikayeye. Peki Snyder herkesin abartılı bir heyecanla beklediği bir seride Batman’i nasıl heyecan verici tutuyor?

Snyder yazarlığa korku hikayeleriyle başlamıştır ve hala yazdığı her hikayeyi korku hikayesiymiş gibi ele aldığını söyler. Birçok korku hikayesindeki ortak öge ana karakterin tanıdığını sandığı ve en çok güvendiği kişi/gerçek tarafından ihanete uğraması ve tüm hayatının yerle bir olmasıdır. The Court of Owls’ta Batman’e ilk ihanet eden şey kendi şehri olarak gördüğü, Batman’in varolma amacı ve serinin adeta bir karakteri olan Gotham Şehri oluyor.

“Dünyanın en iyi dedektifi” olarak bilinen bir karakter için korumaya ant içtiği ve her şeyini bildiği şehirde kendisinden de köklü ve eski bir gücün olması kabul edilemez bir şey. Hikaye, Gotham’da Baykuşlar Örgütü (ismi çevirince pek karizmatik olmadı ama) adıyla bilinen, ama Illuminati gibi tekerlemeler ve şehir efsanelerinde kalmış bir örgütün Batman’e kendilerini göstermesiyle başlıyor. Batman’in bildiği her şeyı sorgulamasını başlatan bu şüphe hikaye boyunca güvendiği tüm temellere yayılıyor: Ailesi, Dick Grayson, Alfred ve tabi ki kendi akıl sağlığı. Örgütün bu insanların her biriyle geçmişten bir şekilde bağlantıları var. Bu başta zorlama son dakika sürprizlerine yol açacak gibi gözükse de Snyder bu flashbacklari hafif belirsiz bırakarak kendini fanların gazabından kurtarıyor.

Serinin çizeri Greg Capullo’nun hikaye anlatımı, kamera açıları ve eklediği detaylar muhteşem. Her kareye inanılmaz özen gösterilmiş. Kendisi The Court of Owls’la endüstrinin ustalarının bile takdir ve hayranlığını kazanmış durumda. Özellikle Batman’in delirmeye yaklaştığı sahnelerde Capullo resmen şov yapıyor. Flashback bölümlerinde Snyder’ın American Vampire’dan kankası Rafael Albuquerque’yi görmek de harika bir sürpriz.

DC her şeyi baştan başlatma olayında bir sürü tartışılır karar almış olsa da en önemli serileri olan Batman’i fazlasıyla kotarmışlar diyebilirim. The Court of Owls hem yeni başlayanların, hem karakterin tarihine hakim okurların sevebileceği bir hikaye olmuş. Cildin hardcover versiyonu piyasaya çıkalı baya oluyor, ucuz versiyonu içinse ne yazık ki birkaç ay daha beklemek gerekiyor.

Comments
  1. Canberk

    Yakın zamanda başlamış olan Death of the Family ile de doruğa çıkacak Batman’in yükselişi. Herkes çok başarılı diyor. Ben fasikülleri biriktirip bir kere de okuma taraftarıyım :)